Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
İdrarınızda aniden beliren o beyaz köpük dalgası, vücudunuzun size sessizce gönderdiği bir acil durum sinyali olabilir. Yani öyle "Aman canım, tazyiktendir" deyip geçilecek bir şey olmayabilir her zaman. Bazen sadece klozetin azizliği ya da o an çok sıkışmış olmanızla ilgilidir, evet, ama bazen de işin rengi çok başkadır. Klozetin kapağını kapatıp arkaya bakmadan gitmek kolay... Fakat o köpükler dakikalar geçmesine rağmen sönmeden öylece duruyorsa, orada bir durup düşünmek lazım.
Böbrekleriniz, vücudun en titiz çalışan arıtma tesisidir ve orada işlerin sarpa sardığını ilk buradan anlarsınız. Normal şartlarda o muazzam filtreler, protein gibi değerli maddeleri vücutta tutar, sızdırmaz. Ama ne zaman ki böbrek yorulur, yıpranır ya da bir hasar alır; işte o zaman proteinler idrara kaçmaya başlar. Tıpkı yumurta beyazını çırptığınızda köpürmesi gibi, idrara sızan o proteinler de suyla buluşunca köpük köpük oluverir. Vallahi billahi şakaya gelmeyecek bir konudur bu; çünkü biz buna tıpta proteinüri diyoruz ve arkasından genellikle tansiyon ya da şeker hastalığı çıkıyor.
Vücudu susuz bırakmak, modern insanın kendine her gün yaptığı en büyük kötülüklerden biri galiba. Gün boyu koşturmacadan su içmeyi unuttuğunuzda, idrarınız koyulaşır, konsantrasyonu artar ve doğal olarak klozetle buluştuğu an köpürür. Aslında çözüm o kadar basit ki... Masanıza kocaman bir sürahi su koyup düzenli içmeye başladığınızda o köpüklerin yok olup gittiğini göreceksiniz. Eğer su içtiğiniz halde hala deterjan dökülmüş gibi bir görüntü varsa, o zaman başka kapıları çalma vaktidir.
Göz ardı ettiğiniz o hafif bacak şişlikleri, sabahları aynaya baktığınızda göz altlarınızdaki o torbalar aslında bu köpüklerin suç ortağıdır. Vücut proteini idrarla dışarı fırlatırken, dokularda da su birikmeye başlar çünkü. Bir yerlerde bir sızıntı var, sistem alarm veriyor, biz hala "Yorgunluktandır abi ya" deyip geçiştiriyoruz. Kendinizi kandırmayı bırakıp bir aynaya, bir de idrarınıza dikkatli bakın derim.
Şeker hastalığı sinsidir, yıllarca ruhunuz bile duymadan damarlarınızı ve böbrek filtrelerinizi kemirir durur. Eğer gizli bir diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz sürekli yüksek seyrediyorsa, böbreklerin o hassas süzgeçleri delik deşik olmaya başlar. Sonuç? Yine o meşhur köpüklü manzara... Doktora gidip basit bir tam idrar tahlili yaptırmak, belki de hayatınızı kurtaracak o ilk adımı atmanızı sağlayacak.
Yoğun bir spor seansının ardından ya da çok ağır, proteinli bir akşam yemeğinden sonra tuvalete gittiğinizde o köpükleri görmeniz gayet normal, panik yok. Vücut o an fazla yüklenmiştir, geçici bir durumdur yani. Ama bu durum kronik bir hal aldıysa, yani her tuvalete çıktığınızda aynı köpük şovla karşılaşıyorsanız... İşte orada iş değişir, o iş geçici değildir.
İdrar yolu enfeksiyonları da bazen bu tablonun arkasındaki gizli gizli sırıtan suçlu olabilir. İdrar yaparken hafif bir yanma, sık sık tuvalete gitme isteği ve buna eşlik eden bulanık, köpüklü bir görüntü... Bakteriler içeride resmen savaş başlatmıştır ve bu da idrarın kimyasını altüst eder. Birkaç günlük bir antibiyotik tedavisiyle pırıl pırıl olacak bir durumu, haftalarca erteleyip böbreğe sıçratmanın alemi yok, değil mi?
Lafı hiç uzatmayacağım, yapacağınız şey belli: Yarın sabah ilk iş bir üroloji veya nefroloji uzmanından randevu almak. Gideceksiniz, bir bardak idrar vereceksiniz ve her şey birkaç saat içinde netleşecek. Kendi kendinize teşhis koyup internetteki bilgi kirliliğinde boğulmaktansa, işi uzmanına bırakmak en doğrusu. Unutmayın, erken fark edilen her şey, gelecekteki büyük dertlerin önündeki en güçlü barikattır.
Böbrekleriniz, vücudun en titiz çalışan arıtma tesisidir ve orada işlerin sarpa sardığını ilk buradan anlarsınız. Normal şartlarda o muazzam filtreler, protein gibi değerli maddeleri vücutta tutar, sızdırmaz. Ama ne zaman ki böbrek yorulur, yıpranır ya da bir hasar alır; işte o zaman proteinler idrara kaçmaya başlar. Tıpkı yumurta beyazını çırptığınızda köpürmesi gibi, idrara sızan o proteinler de suyla buluşunca köpük köpük oluverir. Vallahi billahi şakaya gelmeyecek bir konudur bu; çünkü biz buna tıpta proteinüri diyoruz ve arkasından genellikle tansiyon ya da şeker hastalığı çıkıyor.
Vücudu susuz bırakmak, modern insanın kendine her gün yaptığı en büyük kötülüklerden biri galiba. Gün boyu koşturmacadan su içmeyi unuttuğunuzda, idrarınız koyulaşır, konsantrasyonu artar ve doğal olarak klozetle buluştuğu an köpürür. Aslında çözüm o kadar basit ki... Masanıza kocaman bir sürahi su koyup düzenli içmeye başladığınızda o köpüklerin yok olup gittiğini göreceksiniz. Eğer su içtiğiniz halde hala deterjan dökülmüş gibi bir görüntü varsa, o zaman başka kapıları çalma vaktidir.
Göz ardı ettiğiniz o hafif bacak şişlikleri, sabahları aynaya baktığınızda göz altlarınızdaki o torbalar aslında bu köpüklerin suç ortağıdır. Vücut proteini idrarla dışarı fırlatırken, dokularda da su birikmeye başlar çünkü. Bir yerlerde bir sızıntı var, sistem alarm veriyor, biz hala "Yorgunluktandır abi ya" deyip geçiştiriyoruz. Kendinizi kandırmayı bırakıp bir aynaya, bir de idrarınıza dikkatli bakın derim.
Şeker hastalığı sinsidir, yıllarca ruhunuz bile duymadan damarlarınızı ve böbrek filtrelerinizi kemirir durur. Eğer gizli bir diyabetiniz varsa veya kan şekeriniz sürekli yüksek seyrediyorsa, böbreklerin o hassas süzgeçleri delik deşik olmaya başlar. Sonuç? Yine o meşhur köpüklü manzara... Doktora gidip basit bir tam idrar tahlili yaptırmak, belki de hayatınızı kurtaracak o ilk adımı atmanızı sağlayacak.
Yoğun bir spor seansının ardından ya da çok ağır, proteinli bir akşam yemeğinden sonra tuvalete gittiğinizde o köpükleri görmeniz gayet normal, panik yok. Vücut o an fazla yüklenmiştir, geçici bir durumdur yani. Ama bu durum kronik bir hal aldıysa, yani her tuvalete çıktığınızda aynı köpük şovla karşılaşıyorsanız... İşte orada iş değişir, o iş geçici değildir.
İdrar yolu enfeksiyonları da bazen bu tablonun arkasındaki gizli gizli sırıtan suçlu olabilir. İdrar yaparken hafif bir yanma, sık sık tuvalete gitme isteği ve buna eşlik eden bulanık, köpüklü bir görüntü... Bakteriler içeride resmen savaş başlatmıştır ve bu da idrarın kimyasını altüst eder. Birkaç günlük bir antibiyotik tedavisiyle pırıl pırıl olacak bir durumu, haftalarca erteleyip böbreğe sıçratmanın alemi yok, değil mi?
Lafı hiç uzatmayacağım, yapacağınız şey belli: Yarın sabah ilk iş bir üroloji veya nefroloji uzmanından randevu almak. Gideceksiniz, bir bardak idrar vereceksiniz ve her şey birkaç saat içinde netleşecek. Kendi kendinize teşhis koyup internetteki bilgi kirliliğinde boğulmaktansa, işi uzmanına bırakmak en doğrusu. Unutmayın, erken fark edilen her şey, gelecekteki büyük dertlerin önündeki en güçlü barikattır.