Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Kanser teşhisi konulduğu o ilk an dünya başınıza yıkılıyor ya, işte tam orada hayat duruyor sanki. Sonra ameliyat masası, mastektomi derken bir bakmışsınız aynadaki siluet değişmiş. Meme onarımı tam da bu noktada, o kaybolan aidiyet hissini geri getirmek için devreye giriyor işte.
Hemen ameliyatta, yani o tümörün alındığı aynı seansta bu işi bitirmek mümkün aslında. Eş zamanlı rekonstrüksiyon diyoruz biz buna tıpta. Plastik cerrah ile genel cerrahın aynı anda operasyona girmesinden bahsediyorum, hani bir taşla iki kuş misali...
Tabii bazen evdeki hesap çarşıya uymuyor, radyoterapi gerçeği çıkıyor karşımıza. Işın tedavisi o kadar agresif bir süreç ki, dokunun kalitesini resmen altüst ediyor. Hal böyle olunca protezi ya da dokuyu yerleştirmek için tedavilerin bitmesini, yani geç rekonstrüksiyonu beklemek çok daha mantıklı bir yol haline geliyor.
Silikon protezler işin en pratik, en zahmetsiz görünen kısmı. Kas altına yerleştirilen o yapay implantlar sayesinde anında hacim kazanılıyor. Ama gel gör ki, vücudun bunu yabancı bir madde olarak algılayıp etrafına kapsül örme riski de her zaman var...
Vallahi billahi kendi dokunuzla yapılan onarımların yeri bambaşka. Otojen rekonstrüksiyon dediğimiz bu yöntemde karından, sırttan ya da kalçadan alınan dokular kullanılıyor. Mikrocerrahi yöntemlerle o incecik damarları birbirine dikmek, oraya yeniden can vermek resmen bir sanat işi.
Karnınızda doğum sonrası sarkmalar veya fazlalıklar mı var? DIEP flep yöntemiyle hem o karın yağlarından kurtuluyorsunuz hem de kendinize tamamen doğal, sıcacık ve yaşayan bir meme yaptırıyorsunuz. Bir taşla iki kuş, mükemmel bir takas değil mi abi ya?
Fakat her yiğidin harcı değil bu mikrocerrahi ameliyatları, baştan söyleyeyim. Saatler süren operasyonlar, iyileşme sürecinin zorluğu, donör bölgede kalan o upuzun izler...
Yapay implant mı, insanın kendi öz dokusu mu sorusu kafanızı kurcalıyor olabilir. Biri hızlı ve pratik ama yabancı, diğeri meşakkatli ama tamamen sizden bir parça. Karar verirken hayat tarzınızı, beklentilerinizi ve en önemlisi doktorunuzun ne dediğini masaya yatırmanız şart.
Meme başı ve areola rekonstrüksiyonu ise bu uzun yolculuğun en son, o en tatlı final aşaması. Genelde lokal anesteziyle, küçük bir deri greftiyle ya da son yıllarda çok popüler olan üç boyutlu tıbbi dövmelerle yapılıyor. O küçük dokunuş tamamlanmadan insan kendini tam anlamıyla hazır hissedemiyor bir türlü.
Ameliyat bitti, her şey şahane derken simetri problemi canınızı sıkmasın sakın. Diğer memenin dikleştirilmesi veya küçültülmesi gerekebilir, uyumu yakalamak adına bu çok normal bir prosedür. Estetik bir cerrah gözüyle bakıldığında, iki tarafın dengesi her şeyden önemli.
Ne olursa olsun, bu kararı tek başınıza ve aceleyle vermeyin derim. Karşınızda sadece bir tümör operasyonu değil, ruhsal bütünlüğünüzü yeniden inşa etme süreci var...
Hemen ameliyatta, yani o tümörün alındığı aynı seansta bu işi bitirmek mümkün aslında. Eş zamanlı rekonstrüksiyon diyoruz biz buna tıpta. Plastik cerrah ile genel cerrahın aynı anda operasyona girmesinden bahsediyorum, hani bir taşla iki kuş misali...
Tabii bazen evdeki hesap çarşıya uymuyor, radyoterapi gerçeği çıkıyor karşımıza. Işın tedavisi o kadar agresif bir süreç ki, dokunun kalitesini resmen altüst ediyor. Hal böyle olunca protezi ya da dokuyu yerleştirmek için tedavilerin bitmesini, yani geç rekonstrüksiyonu beklemek çok daha mantıklı bir yol haline geliyor.
Silikon protezler işin en pratik, en zahmetsiz görünen kısmı. Kas altına yerleştirilen o yapay implantlar sayesinde anında hacim kazanılıyor. Ama gel gör ki, vücudun bunu yabancı bir madde olarak algılayıp etrafına kapsül örme riski de her zaman var...
Vallahi billahi kendi dokunuzla yapılan onarımların yeri bambaşka. Otojen rekonstrüksiyon dediğimiz bu yöntemde karından, sırttan ya da kalçadan alınan dokular kullanılıyor. Mikrocerrahi yöntemlerle o incecik damarları birbirine dikmek, oraya yeniden can vermek resmen bir sanat işi.
Karnınızda doğum sonrası sarkmalar veya fazlalıklar mı var? DIEP flep yöntemiyle hem o karın yağlarından kurtuluyorsunuz hem de kendinize tamamen doğal, sıcacık ve yaşayan bir meme yaptırıyorsunuz. Bir taşla iki kuş, mükemmel bir takas değil mi abi ya?
Fakat her yiğidin harcı değil bu mikrocerrahi ameliyatları, baştan söyleyeyim. Saatler süren operasyonlar, iyileşme sürecinin zorluğu, donör bölgede kalan o upuzun izler...
Yapay implant mı, insanın kendi öz dokusu mu sorusu kafanızı kurcalıyor olabilir. Biri hızlı ve pratik ama yabancı, diğeri meşakkatli ama tamamen sizden bir parça. Karar verirken hayat tarzınızı, beklentilerinizi ve en önemlisi doktorunuzun ne dediğini masaya yatırmanız şart.
Meme başı ve areola rekonstrüksiyonu ise bu uzun yolculuğun en son, o en tatlı final aşaması. Genelde lokal anesteziyle, küçük bir deri greftiyle ya da son yıllarda çok popüler olan üç boyutlu tıbbi dövmelerle yapılıyor. O küçük dokunuş tamamlanmadan insan kendini tam anlamıyla hazır hissedemiyor bir türlü.
Ameliyat bitti, her şey şahane derken simetri problemi canınızı sıkmasın sakın. Diğer memenin dikleştirilmesi veya küçültülmesi gerekebilir, uyumu yakalamak adına bu çok normal bir prosedür. Estetik bir cerrah gözüyle bakıldığında, iki tarafın dengesi her şeyden önemli.
Ne olursa olsun, bu kararı tek başınıza ve aceleyle vermeyin derim. Karşınızda sadece bir tümör operasyonu değil, ruhsal bütünlüğünüzü yeniden inşa etme süreci var...