Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aynanın karşısında saatlerce durup o eski halini özlediğin o geceyi hatırlasana bir, hani içindeki o kemirgen şüphe "ya bu silikonlar artık fazla geliyorsa" diye fısıldayıp durmuştu kulağına. Vallahi billahi insan bazen yıllar önce büyük bir hevesle taktığı şeyleri bir solukta hayatından çıkarmak istiyor, ne bileyim işte, vücut yabancı cismi reddetmese bile ruh bazen daralıyor abi ya. Kapsül kontraktürü denilen o lanet olası doku sertleşmesi kafaya takıldığında ya da sadece, bak, sadece o ağırlıktan bıkkınlık geldiğinde işler değişiyor.
Kapsülün ne olduğunu, silikonun o zarı nasıl sarmaladığını doktor amca masada tane tane anlatırken insanın kafası çorba oluyor tabii. Kapsülektomi denen o cerrahi operasyon var ya, heh, işte o tam bir temizlik harekâtı; ya protezle birlikte o sert kabuğu da kökten alıyorlar ya da sadece silikonu boşaltıp derinin kendi kendine toparlanmasını bekliyorlar, yani kısacası cerrahın bıçak altındaki mahareti her şeyi belirliyor.
Peki ya o derinin durumu ne olacak, o kadar esredikten sonra eski formuna dönebilir mi sanki? Vallahi büzüşmüş bir balon gibi kalmaktan korkuyor insan, haklı da tabiki, çünkü çıkarıldıktan sonra dikleştirme yani mastopeksi denilen o ek işlem şart olabiliyor bazen. Göğüs dokusunun içindeki o boşluk hissi, o yer çekimine yenik düşme hali... İşte tam bu noktada ameliyat masasından kalktıktan sonraki o ilk aynaya bakış anı var ya, ömrün akışını değiştiriyor adeta.
Yıllar geçtikçe silikonların ömrünün dolduğunu, hatta yırtılma riskinin arttığını bilmek zaten başlı başına bir stres kaynağı değil mi usta? Patlama ya da sızdırma yapmasa bile, sırf MR kontrollerinde o endişeyi taşımamak için çıkaranlar var, inanılmaz ama gerçeği bu. Vücudunla barışmak, içindeki o yabancı hissiyatı tamamen silip atmak bazen her şeyden daha kıymetli oluyor; nitekim doğal olanın o hafifliği insanı yeniden çocuk gibi özgür kılıyor.
Operasyon sonrası iyileşme süreci de öyle göz korkuttuğu gibi günlerce hastanede yatmalık falan değil aslında, birkaç gün içinde günlük rutine dönülüyor ama o kafadaki rahatlık hissi var ya, işte o paha biçilemez. Kendi dokunla baş başa kalmak, eskiye dönmek, o tenin o saf halini yeniden hatırlamak... Ne bileyim, belki de en doğrusu budur, kim bilir.
Kapsülün ne olduğunu, silikonun o zarı nasıl sarmaladığını doktor amca masada tane tane anlatırken insanın kafası çorba oluyor tabii. Kapsülektomi denen o cerrahi operasyon var ya, heh, işte o tam bir temizlik harekâtı; ya protezle birlikte o sert kabuğu da kökten alıyorlar ya da sadece silikonu boşaltıp derinin kendi kendine toparlanmasını bekliyorlar, yani kısacası cerrahın bıçak altındaki mahareti her şeyi belirliyor.
Peki ya o derinin durumu ne olacak, o kadar esredikten sonra eski formuna dönebilir mi sanki? Vallahi büzüşmüş bir balon gibi kalmaktan korkuyor insan, haklı da tabiki, çünkü çıkarıldıktan sonra dikleştirme yani mastopeksi denilen o ek işlem şart olabiliyor bazen. Göğüs dokusunun içindeki o boşluk hissi, o yer çekimine yenik düşme hali... İşte tam bu noktada ameliyat masasından kalktıktan sonraki o ilk aynaya bakış anı var ya, ömrün akışını değiştiriyor adeta.
Yıllar geçtikçe silikonların ömrünün dolduğunu, hatta yırtılma riskinin arttığını bilmek zaten başlı başına bir stres kaynağı değil mi usta? Patlama ya da sızdırma yapmasa bile, sırf MR kontrollerinde o endişeyi taşımamak için çıkaranlar var, inanılmaz ama gerçeği bu. Vücudunla barışmak, içindeki o yabancı hissiyatı tamamen silip atmak bazen her şeyden daha kıymetli oluyor; nitekim doğal olanın o hafifliği insanı yeniden çocuk gibi özgür kılıyor.
Operasyon sonrası iyileşme süreci de öyle göz korkuttuğu gibi günlerce hastanede yatmalık falan değil aslında, birkaç gün içinde günlük rutine dönülüyor ama o kafadaki rahatlık hissi var ya, işte o paha biçilemez. Kendi dokunla baş başa kalmak, eskiye dönmek, o tenin o saf halini yeniden hatırlamak... Ne bileyim, belki de en doğrusu budur, kim bilir.