Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Ameliyat masasından kalkıp o aynanın karşısına geçtiğin an var ya, işte bütün o endişelerin buhar olup uçtuğunu sandığın ama aslında yepyeni bir sabır sınavının başladığı o saniye... Vallahi billahi insan o an her şeyin bir çırpıda biteceğini zannediyor, oysa vücut kendi sessiz devrimini yapmaya yeni başlıyor.
Ayna karşısındaki o ilk heyecan yerini hafiften sızılara bırakırken, göğüs kafesinde sanki demirden bir korseyle nefes alıyormuş gibi bir ağırlık hissedersin; hani derler ya filmlerde, aynen öyle bir baskı işte.
İlk birkaç gün o sızlama dediğin şey, bizzat kaslarınla yapılan o incecik pazarlığın ta kendisidir; kas dokusunun altına yerleştirilen o yeni misafirle bedenin anlaşmaya çalışması, canım arkadaşım, öyle kolay bir, iki saatlik iş değil tabii ki.
Kollarını şöyle başının üstüne doğru uzatmak mı istedin? Dur bir dakika abi ya, o iş o kadar da hani kolay değil; çünkü her kasılışta içerideki o hassas dokular sana "yavaş gel şampiyon" dercesine ince bir sızıyla hatırlatır kendini.
Beşinci güne doğru geldiğinde, o keskin bıçak saplanır gibi olan acılar yerini yavaş yavaş künt bir dolgunluğa, sanki yoğun bir spor salonu antrenmanından çıkmış gibi derinlerden gelen bir hamlık hissine bırakır; yani kaslar artık pes etmeye başlar.
İki haftayı devirdiğinde ise sabah uyanıp yataktan kalkarken çektiğin o ilk anlık zorlanmalar bile hafiften hafiften unutulur gider, insan alışıyor tabii ki bu yeni haline, vücut yavaş yavaş kabulleniyor o değişimi.
Hani derler ya "zaman her şeyin ilacıdır" diye, işte meme estetiği sonrasındaki o inatçı sızılar da tam olarak bu klişenin en hakiki kanıtıdır; çünkü bir ay geride kaldığında o ağrılardan eser kalmadığını fark edip kendi kendine gülümsersin.
Ayna karşısındaki o ilk heyecan yerini hafiften sızılara bırakırken, göğüs kafesinde sanki demirden bir korseyle nefes alıyormuş gibi bir ağırlık hissedersin; hani derler ya filmlerde, aynen öyle bir baskı işte.
İlk birkaç gün o sızlama dediğin şey, bizzat kaslarınla yapılan o incecik pazarlığın ta kendisidir; kas dokusunun altına yerleştirilen o yeni misafirle bedenin anlaşmaya çalışması, canım arkadaşım, öyle kolay bir, iki saatlik iş değil tabii ki.
Kollarını şöyle başının üstüne doğru uzatmak mı istedin? Dur bir dakika abi ya, o iş o kadar da hani kolay değil; çünkü her kasılışta içerideki o hassas dokular sana "yavaş gel şampiyon" dercesine ince bir sızıyla hatırlatır kendini.
Beşinci güne doğru geldiğinde, o keskin bıçak saplanır gibi olan acılar yerini yavaş yavaş künt bir dolgunluğa, sanki yoğun bir spor salonu antrenmanından çıkmış gibi derinlerden gelen bir hamlık hissine bırakır; yani kaslar artık pes etmeye başlar.
İki haftayı devirdiğinde ise sabah uyanıp yataktan kalkarken çektiğin o ilk anlık zorlanmalar bile hafiften hafiften unutulur gider, insan alışıyor tabii ki bu yeni haline, vücut yavaş yavaş kabulleniyor o değişimi.
Hani derler ya "zaman her şeyin ilacıdır" diye, işte meme estetiği sonrasındaki o inatçı sızılar da tam olarak bu klişenin en hakiki kanıtıdır; çünkü bir ay geride kaldığında o ağrılardan eser kalmadığını fark edip kendi kendine gülümsersin.