Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Zaman, en büyük heykeltıraş derler ama bazen elindeki keskiyi biraz fazla sert vuruyor sanki... Yerçekimiyle olan o amansız savaş, hamilelikler, alınıp verilen kilolar derken aynadaki o eski tanıdık silüetin yavaş yavaş değiştiğini görmek insanın canını sıkıyor, yalan yok. Göğüslerin o eski dik, mağrur duruşunu kaybetmesi sadece fiziksel bir değişim değil ki; insanın özgüveninden, o her sabah üzerine geçirdiği kıyafetin duruşundan da bir şeyler alıp götürüyor. İşte tam bu noktada, o sarkan dokuyu yeniden eski yerine davet eden, fazla deriyi toparlayıp içerideki cevheri yeniden yukarı taşıyan o cerrahi dokunuş çıkıyor karşımıza. Adına tıpta mastopeksi diyorlar ama biz aramızda doğrudan söyleyelim: Kaybedilen o eski formun, o dik duruşun peşine düşme hikayesi bu aslında.
Ameliyat masasına yatma fikri bile insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor bazen, vallahi kolay değil... Ama bir düşünün; o sutyenlerin içine sıkışıp kalmış, sizi sürekli bir şeyleri gizlemeye zorlayan o yorgun dokulardan kurtulmak nasıl bir hafiflik yaratır? İşin özü, içerideki meme dokusunun hacmini çok fazla değiştirmeden, sadece sarkan o fazla deriyi dışarıda bırakıp her şeyi yeniden ait olduğu yere, biraz daha yukarıya konumlandırmak. Eğer hacim kaybı da çok fazlaysa, hani içi tamamen boşalmış gibi bir his varsa, o zaman işin içine bir de küçük bir protez dahil etmek gerekebiliyor ki... Neyse, o tamamen sizin ve cerrahınızın arasındaki o mahrem karara kalmış bir durum.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım abi, kimse size bu sürecin ertesi günü pamuk gibi uyanacağınızın garantisini veremez. Ameliyat sonrasındaki o ilk günler, göğsünüzün üzerinde hafif bir baskı, tatlı bir sızlama, belki biraz morluk... Ama geçiyor, hepsi geçiyor. Önemli olan o iyileşme döneminde sabırlı olmak, o özel sutyeni sanki en sevdiğiniz mücevhermiş gibi özenle taşımak. Kendinize zaman tanıyın; vücudunuz büyük bir değişimden geçti ve o yeni formuna adapte olmak için biraz şefkate ihtiyacı var.
Peki ya o izler? İnanın bana, modern tıp bu konuda artık o kadar ince çalışıyor ki, o çizgiler zamanla teninizin rengine karışıp neredeyse görünmez birer anıya dönüşüyor. Meme başının etrafında başlayan, bazen aşağıya doğru ince bir çizgi halinde inen o yollar... Onlar aslında sizin yeniden doğuşunuzun, o cesur kararınızın gizli haritaları gibidir. Aynaya her baktığınızda o izleri değil, o dik ve özgür duruşu göreceksiniz; çünkü insan kendini ne zaman iyi hissederse, dünya da o zaman güzelleşiyor sanki...
Ameliyat masasına yatma fikri bile insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor bazen, vallahi kolay değil... Ama bir düşünün; o sutyenlerin içine sıkışıp kalmış, sizi sürekli bir şeyleri gizlemeye zorlayan o yorgun dokulardan kurtulmak nasıl bir hafiflik yaratır? İşin özü, içerideki meme dokusunun hacmini çok fazla değiştirmeden, sadece sarkan o fazla deriyi dışarıda bırakıp her şeyi yeniden ait olduğu yere, biraz daha yukarıya konumlandırmak. Eğer hacim kaybı da çok fazlaysa, hani içi tamamen boşalmış gibi bir his varsa, o zaman işin içine bir de küçük bir protez dahil etmek gerekebiliyor ki... Neyse, o tamamen sizin ve cerrahınızın arasındaki o mahrem karara kalmış bir durum.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım abi, kimse size bu sürecin ertesi günü pamuk gibi uyanacağınızın garantisini veremez. Ameliyat sonrasındaki o ilk günler, göğsünüzün üzerinde hafif bir baskı, tatlı bir sızlama, belki biraz morluk... Ama geçiyor, hepsi geçiyor. Önemli olan o iyileşme döneminde sabırlı olmak, o özel sutyeni sanki en sevdiğiniz mücevhermiş gibi özenle taşımak. Kendinize zaman tanıyın; vücudunuz büyük bir değişimden geçti ve o yeni formuna adapte olmak için biraz şefkate ihtiyacı var.
Peki ya o izler? İnanın bana, modern tıp bu konuda artık o kadar ince çalışıyor ki, o çizgiler zamanla teninizin rengine karışıp neredeyse görünmez birer anıya dönüşüyor. Meme başının etrafında başlayan, bazen aşağıya doğru ince bir çizgi halinde inen o yollar... Onlar aslında sizin yeniden doğuşunuzun, o cesur kararınızın gizli haritaları gibidir. Aynaya her baktığınızda o izleri değil, o dik ve özgür duruşu göreceksiniz; çünkü insan kendini ne zaman iyi hissederse, dünya da o zaman güzelleşiyor sanki...