Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Çocuğun sütü içtikten yarım saat sonra resmen rengi atıyor, karnını tuta tuta kıvranmaya başlıyorsa orada bir durup düşünmek lazım galiba. Bizimkiler hemen "üşütmüştür o üşütmüştür, ayağına çorap giydir" der ama kazın ayağı hiç öyle olmayabilir vallahi. Vücudun içindeki o küçücük enzimler bazen görevini yapmayı bırakıyor, süt şekeri denen o laktozu sindiremiyor işte.
Bebekken lıkır lıkır emen çocuk, sütten kesilip normal süte geçince bir anda neden böyle gaz küpüne dönüyor dersiniz? Aslında çok basit bir biyolojisi var bu işin ama insan yaşarken panik oluyor tabii. Bağırsaklar o şekeri parçalayamayınca içeride resmen bir isyan başlıyor, gaz sıkışması bir yandan, şişkinlik bir yandan...
Geçmeyen bir ishal, günde kaç kez bez değiştirttiğini unutturan o gürültülü kaka seansları en büyük kopya olabilir aslında. Hani diyoruz ya bu çocuk niye bu kadar huysuz, niye sürekli ağlıyor diye; karnı davul gibi şişmiş bir yumurcaktan neşeli olmasını bekleyemeyiz sonuçta. Hele o kaka normalden çok daha ekşi kokuyorsa, yeşilimsi bir renge döndüyse...
Doktora gidip durumu anlatırken "bizim ufaklık ne zaman yoğurt yese, dondurma otursa arkasından hemen tuvalete koşuyor" cümlesini çok kuruyoruz bu aralar. Sadece süt de değil ki bu meret, peyniri var, bisküvisi var, çikolatası var. Hepsinde gizli gizli pusuda bekliyor o laktoz.
Belirtileri takip ederken bir ajanda tutmak, ne yediğinde ne reaksiyon verdiğini tek tek not etmek işi inanılmaz kolaylaştırıyor. Birkaç gün süt ürünlerini tamamen kesip çocuğu gözlemlemek lazım, bak bakalım o karın ağrıları bıçak gibi kesilecek mi. Eğer rahatlama oluyorsa, teşhisi kendi kendinize yarı yarıya koydunuz demektir zaten.
Alerjiyle bunu birbirine çok karıştırıyoruz toplum olarak ama ikisi o kadar farklı şeyler ki. Alerji dediğin bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesidir, deri döküntüsü yapar, nefesi tıkar, Allah korusun çok daha tehlikelidir. Laktoz meselesi ise tamamen bir sindirim problemi, yani mide bağırsak sisteminin o anki tembelliği diyelim.
Çocuğun büyüme hızında bir yavaşlama görüyorsanız, ne yese yarasın diye uğraştığınız halde kilo alamıyorsa bu da bir sinyal olabilir. Çünkü bağırsaklar sürekli tahriş halindeyken besinlerin vitaminini, mineralini tam olarak ememiyor maalesef. Yani çocuk yiyor ama hücrelerine kadar ulaşmıyor o şifa.
Şimdi marketlerde her şeyin laktozsuzu var abi ya, eskisi gibi çaresiz de değiliz hani. Yoğurdun da laktozsuzu çıktı, sütün de, hatta bebek mamalarının bile çeşit çeşit alternatifi raflarda duruyor artık. Bir süre bunlara geçiş yapmak, çocuğun o yıpranan bağırsak çeperini resmen pamuklara sarıp dinlendiriyor.
Peki kalsiyum eksik kalırsa ne olacak, kemikleri gelişmeyecek mi bu çocuğun diye kara kara düşünen anneler, babalar illaki çıkacaktır aramızda. Yeşillikler var, badem var, balık var, kalsiyum sadece sütte mi var yahu? Doğru bir beslenme haritasıyla o açık çok rahat kapatılır, hiç canınızı sıkmayın.
Büyüdükçe geçer mi diye umutla bekleyenlere de güzel bir haber verelim, bazen geçici bir dönem olabiliyor bu durum. Geçirilen ağır bir ishal enfeksiyonu sonrası bağırsak yüzeyi zarar gördüğü için enzim üretimi durabiliyor mesela. Zamanla, bağırsak florası kendini topladıkça her şey eski haline dönebiliyor...
Bebekken lıkır lıkır emen çocuk, sütten kesilip normal süte geçince bir anda neden böyle gaz küpüne dönüyor dersiniz? Aslında çok basit bir biyolojisi var bu işin ama insan yaşarken panik oluyor tabii. Bağırsaklar o şekeri parçalayamayınca içeride resmen bir isyan başlıyor, gaz sıkışması bir yandan, şişkinlik bir yandan...
Geçmeyen bir ishal, günde kaç kez bez değiştirttiğini unutturan o gürültülü kaka seansları en büyük kopya olabilir aslında. Hani diyoruz ya bu çocuk niye bu kadar huysuz, niye sürekli ağlıyor diye; karnı davul gibi şişmiş bir yumurcaktan neşeli olmasını bekleyemeyiz sonuçta. Hele o kaka normalden çok daha ekşi kokuyorsa, yeşilimsi bir renge döndüyse...
Doktora gidip durumu anlatırken "bizim ufaklık ne zaman yoğurt yese, dondurma otursa arkasından hemen tuvalete koşuyor" cümlesini çok kuruyoruz bu aralar. Sadece süt de değil ki bu meret, peyniri var, bisküvisi var, çikolatası var. Hepsinde gizli gizli pusuda bekliyor o laktoz.
Belirtileri takip ederken bir ajanda tutmak, ne yediğinde ne reaksiyon verdiğini tek tek not etmek işi inanılmaz kolaylaştırıyor. Birkaç gün süt ürünlerini tamamen kesip çocuğu gözlemlemek lazım, bak bakalım o karın ağrıları bıçak gibi kesilecek mi. Eğer rahatlama oluyorsa, teşhisi kendi kendinize yarı yarıya koydunuz demektir zaten.
Alerjiyle bunu birbirine çok karıştırıyoruz toplum olarak ama ikisi o kadar farklı şeyler ki. Alerji dediğin bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesidir, deri döküntüsü yapar, nefesi tıkar, Allah korusun çok daha tehlikelidir. Laktoz meselesi ise tamamen bir sindirim problemi, yani mide bağırsak sisteminin o anki tembelliği diyelim.
Çocuğun büyüme hızında bir yavaşlama görüyorsanız, ne yese yarasın diye uğraştığınız halde kilo alamıyorsa bu da bir sinyal olabilir. Çünkü bağırsaklar sürekli tahriş halindeyken besinlerin vitaminini, mineralini tam olarak ememiyor maalesef. Yani çocuk yiyor ama hücrelerine kadar ulaşmıyor o şifa.
Şimdi marketlerde her şeyin laktozsuzu var abi ya, eskisi gibi çaresiz de değiliz hani. Yoğurdun da laktozsuzu çıktı, sütün de, hatta bebek mamalarının bile çeşit çeşit alternatifi raflarda duruyor artık. Bir süre bunlara geçiş yapmak, çocuğun o yıpranan bağırsak çeperini resmen pamuklara sarıp dinlendiriyor.
Peki kalsiyum eksik kalırsa ne olacak, kemikleri gelişmeyecek mi bu çocuğun diye kara kara düşünen anneler, babalar illaki çıkacaktır aramızda. Yeşillikler var, badem var, balık var, kalsiyum sadece sütte mi var yahu? Doğru bir beslenme haritasıyla o açık çok rahat kapatılır, hiç canınızı sıkmayın.
Büyüdükçe geçer mi diye umutla bekleyenlere de güzel bir haber verelim, bazen geçici bir dönem olabiliyor bu durum. Geçirilen ağır bir ishal enfeksiyonu sonrası bağırsak yüzeyi zarar gördüğü için enzim üretimi durabiliyor mesela. Zamanla, bağırsak florası kendini topladıkça her şey eski haline dönebiliyor...