Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe kalkıp tablete gömülen o minik silüetler var ya, işte her şey orada kopuyor aslında.
Dört duvar arasına sıkışıp kalan minicik hayatlar, pencereden dışarı bakmayı unuttu vallahi billahi.
Güneş ışığı görmeyen o taze gözler, uzaktaki maviliği özlüyor ne yazık ki.
Sürekli ekrana dikilen bakışlar, göz küresini zorlaya zorlaya büyütüyor meğer.
Uzağı görememek bir kader değil tabii ki, kendi ellerimizle ördüğümüz dijital bir duvar bu.
Parkta koşan çocukların neşesi yerine odalarda hapsolan solgun yüzler çoğaldı ne yazık ki.
Parmaklar ekran üzerinde hızla dans ederken, göz kasları yorgunluktan pes ediyor çoktan.
Balkona çıkıp gökyüzüne bakmak ne kadar zor olabilir ki, bir dakikalık cesaret bazen her şeyi kurtarır.
Gözlük camları her geçen yıl biraz daha kalınlaşıyor, bu gidişatın sonu nereye varacak acep?
Tabiatın yeşilini unutturup grimsi piksellere mahkum ettiğimiz o yavrular bize nasıl bakıyor dersin?
Dört duvar arasına sıkışıp kalan minicik hayatlar, pencereden dışarı bakmayı unuttu vallahi billahi.
Güneş ışığı görmeyen o taze gözler, uzaktaki maviliği özlüyor ne yazık ki.
Sürekli ekrana dikilen bakışlar, göz küresini zorlaya zorlaya büyütüyor meğer.
Uzağı görememek bir kader değil tabii ki, kendi ellerimizle ördüğümüz dijital bir duvar bu.
Parkta koşan çocukların neşesi yerine odalarda hapsolan solgun yüzler çoğaldı ne yazık ki.
Parmaklar ekran üzerinde hızla dans ederken, göz kasları yorgunluktan pes ediyor çoktan.
Balkona çıkıp gökyüzüne bakmak ne kadar zor olabilir ki, bir dakikalık cesaret bazen her şeyi kurtarır.
Gözlük camları her geçen yıl biraz daha kalınlaşıyor, bu gidişatın sonu nereye varacak acep?
Tabiatın yeşilini unutturup grimsi piksellere mahkum ettiğimiz o yavrular bize nasıl bakıyor dersin?