D vitamini eksikliği belirtileri çocuklarda

D vitamini eksikliği belirtileri çocuklarda

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Çocukların sürekli uykulu gezmesi ya da sabaha kadar mışıl mışıl uyusa bile sabah yataktan kazınamayışı sadece tembellik falan değil, belki de kemiklerinin içeriden içten içe "bana biraz güneş ver" diye feryat etmesidir, vallahi billahi öyle.

Hani şu parkta koştururken birden dizlerinin üstüne çöküp "bacağım ağrıyor anne" diye sızlanmaları var ya, işte o masum görünen sızılar bazen minicik bedenlerin güneş ışığından ne kadar mahrum kaldığının en net, en can yakıcı göstergesidir.

Yahu o yaramaz, yerinde duramayan, evdeki eşyaların üstünden tırmanan o afacan çocuk birden bire koltuğun köşesine büzüşüp saatlerce ekran karşısında öylece bakmaya başlıyorsa, orada bi' terslik var demektir, benden söylemesi.

Okulda öğretmeni "bizim ufaklık bugünlerde tahtaya bakarken daldı gitti, dersi dinlemiyor" dediğinde hemen kızmayın çocuğa; belki de vücudu o kadar yorgun ve bitkin düşmüştür ki, odaklanmak istemesine rağmen kafası resmen sis bulutlarının altındadır.

Sürekli burnunu çeken, her esen rüzgarda yatağa düşen, o bitmek bilmeyen salgın hastalıkların bir türlü yakasını bırakmadığı çocuklar var ya, hah işte onların bağışıklık sistemi adeta alarm z çalıyor ama biz sadece basit bir üşütme sanıp geçiyoruz...

Büyüme çağındaki o çıtır pıtır parmakların, kolların birden bire büyüme sancısıyla kıvranması, gece uykusundan uyanıp ağlamaları hep bu eksikliğin o sessiz, derinden gelen ve inceden inceden can yakan sinsi oyunlarıdır.

Bazen pazardan alıp eve getirdiğimiz o taze meyveleri sebzeleri yese bile, dışarıda yeterince koşturup o altın değerindeki güneş ışığını içine çekemediği sürece o minik organizma adeta eksik bir dişli gibi dönmüyor, aksıyor işte.

Güneş kremlerine boğduğumuz, dört duvar arasında tablete televizyona mahkum ettiğimiz o nesil, açık havada toprakla oynamadığı her an biraz daha soluyor, biraz daha enerjisini kaybediyor, farkında bile değiliz abi ya.

Akşamları yemeğe oturduğumuzda o güzelim yemekleri tabağında bırakıp "iştahsızım canım istemiyor" dediğinde, belki de mide değil bütün sistem o kansızlıkla ve halsizlikle baş etmeye çalışmaktan kilitlenmiştir, kim bilir.

Doktora gittiğimizde o tahlil kağıdına yazılan sayılar düşüklük sinyali verdiğinde insanın içi bir garip oluyor; oysa ufaklık sadece biraz daha fazla dışarı çıkıp gökyüzüyle buluşmayı bekliyordu, hepsi bu.
 
Geri