Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta mahalledeki parkta otururken dikkatimi çekti, bizim ufaklık ile aynı yaştaki komşu çocuğu neredeyse iki kafa kısa duruyor yanında; hayır yani ortada tuhaf bir durum var belli ki... İnsan ister istemez düşünüyor tabii, acaba bu çocuklar neden yeterince uzayamıyor, neyi eksik yapıyoruz da bu boy atma işi sekteye uğruyor anasını satayım?
Aslında işin aslı sadece genetikle açıklanamayacak kadar derin, evet genler önemli ama her şey anne babanın boyuna bakarak "canım bizimki de kısa olacak" deyip kestirip atamayız ki... Hani bazen kör kör parmağım gözüne dediğimiz kronik hastalıklar ya da hormon eksiklikleri var ya, işte asıl canavar onlar; meselenin özü o minik bedenlerin içindeki o sessiz savaşlarda saklı.
Tabii bir de işin beslenme boyutu var ki evlere şenlik; ebeveynler çocuk ekmek yemiyor diye seviniyor belki ama o tabaktaki protein eksikliği, çinko yetersizliği o kemikleri içeriden kemiriyor resmen... Yani çocuk sadece doyuyor gibi görünüyor ama aslında aç geziyor hücre düzeyinde, vallahi billahi durum tam olarak bu kadar acı ve vahim.
Büyüme hormonu dediğimiz o sihirli sıvı öyle her istediğimizde kafasına göre salgılanmıyor ki; derin bir uyku, huzurlu bir zihin ve kesintisiz bir gece döngüsü şart oğlu şart bu iş için... Gece yarısı telefon ekranı ışığına bakan o minik gözler var ya, işte o ışık melatonin üretimini baltalayıp çocuğun boyunun uzamasını adeta engelliyor, farkında bile değiliz abi ya.
Bazen de kalori alımı yerinde görünüyor ama sindirim sistemi o besinleri emmeyi reddediyor; çölyak gibi inatçı alerjiler ya da bağırsak tembellikleri çocuğun büyümesini fark ettirmeden sabote ediyor... Kilo alımı durmuş, boy uzaması yavaşlamış; çocuk solgun bakıyor işte, kör gözüm parmağına gösteriyor aslında ama biz "boyu atacak yakında" diye avutuyoruz kendimizi.
Doktor kapısını aşındırmak lazım bazen, "aman millete laf söz gelmesin" diye durumu saklamak en büyük hata; çünkü erken teşhis edilen bir tiroid problemi ya da hormon eksikliği o çocuğun bütün geleceğini kurtarabilir... Geç kalındığında o plaklar kapanıyor bir kere, sonra ne yaparsan yap geriye dönüşü yok bu işin, ne yazık ki öyle...
Aslında işin aslı sadece genetikle açıklanamayacak kadar derin, evet genler önemli ama her şey anne babanın boyuna bakarak "canım bizimki de kısa olacak" deyip kestirip atamayız ki... Hani bazen kör kör parmağım gözüne dediğimiz kronik hastalıklar ya da hormon eksiklikleri var ya, işte asıl canavar onlar; meselenin özü o minik bedenlerin içindeki o sessiz savaşlarda saklı.
Tabii bir de işin beslenme boyutu var ki evlere şenlik; ebeveynler çocuk ekmek yemiyor diye seviniyor belki ama o tabaktaki protein eksikliği, çinko yetersizliği o kemikleri içeriden kemiriyor resmen... Yani çocuk sadece doyuyor gibi görünüyor ama aslında aç geziyor hücre düzeyinde, vallahi billahi durum tam olarak bu kadar acı ve vahim.
Büyüme hormonu dediğimiz o sihirli sıvı öyle her istediğimizde kafasına göre salgılanmıyor ki; derin bir uyku, huzurlu bir zihin ve kesintisiz bir gece döngüsü şart oğlu şart bu iş için... Gece yarısı telefon ekranı ışığına bakan o minik gözler var ya, işte o ışık melatonin üretimini baltalayıp çocuğun boyunun uzamasını adeta engelliyor, farkında bile değiliz abi ya.
Bazen de kalori alımı yerinde görünüyor ama sindirim sistemi o besinleri emmeyi reddediyor; çölyak gibi inatçı alerjiler ya da bağırsak tembellikleri çocuğun büyümesini fark ettirmeden sabote ediyor... Kilo alımı durmuş, boy uzaması yavaşlamış; çocuk solgun bakıyor işte, kör gözüm parmağına gösteriyor aslında ama biz "boyu atacak yakında" diye avutuyoruz kendimizi.
Doktor kapısını aşındırmak lazım bazen, "aman millete laf söz gelmesin" diye durumu saklamak en büyük hata; çünkü erken teşhis edilen bir tiroid problemi ya da hormon eksikliği o çocuğun bütün geleceğini kurtarabilir... Geç kalındığında o plaklar kapanıyor bir kere, sonra ne yaparsan yap geriye dönüşü yok bu işin, ne yazık ki öyle...