Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Tartıya her sabah aynı umutla çıkıp o ibrenin milim kıpırdamadığını görmek, insanın içindeki o yaşama sevincini yavaşça kemiren tuhaf bir çaresizlik... Sen haftalardır marul yaprağı çiğne, saatlerce koştur, sonra sonuç koca bir sıfır; abi yok, gitmiyor işte o kilolar! İlk durak hiç şüphesiz bir Dahiliye, yani İç Hastalıkları uzmanı olmalı çünkü vücut dediğin o karmaşık biyokimyasal fabrika, B12 eksikliğinden tutun da D vitamini yerlerde sürünürken yağ yakım mekanizmasını tamamen kilitleyebiliyor. Kan tablosunda eritrosit parametrelerinden karaciğer enzimlerine, AST ve ALT değerlerine kadar her detay gizli; bazen sadece ferritin seviyesinin dip yapması bile dokulara oksitlenme ve hücresel düzeyde enerji üretimi için gereken oksijenin taşınmasını engelleyip metabolizmayı adeta bir kış uykusuna sokuyor.
Boyundaki o küçücük kelebek bezi, yani tiroit var ya, vallahi bütün hayat kaliteni de metabolik hızını da tek başına parmağında oynatır. Bir TSH testi yaptırırsın, serbest T3 ve serbest T4 değerlerine bakılır; bakarsın ki Hashimoto tiroiditi denen o sinsi otoimmün süreç başlamış da haberin yok. Bir Endokrinoloji uzmanına görünmek tam da bu yüzden hayati; insülin direncinin, yani HOMA-IR indeksinin 2.5 sınırını aşıp aşmadığını anlamak, pankreasın hücre kapılarını açmak için çırpınırken salgıladığı o yüksek insülinin vücutta nasıl bir yağ depolama makinesine dönüştüğünü görmek tek çözümdür bazen. Metformin grubu etken maddeler mi gerekir yoksa sadece hücresel reseptör hassasiyetini artıracak bir beslenme protokolü mü, buna ancak o tahlillerdeki hormon paneline bakan bir endocrinologist karar verebilir.
Kadın metabolizması desen zaten ayrı bir muamma, hormonların o hassas dengesi bir bozulmaya görsün... Polikistik Over Sendromu (PKOS) denen o belalı tablo çıkıverir karşına; bir Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının ultrason muayenesi ve LH/FSH oranlarına bakması gerekir hemen. Progesteron ve östrojen arasındaki o milimetrik dengesizlik, serbest androjen indeksinin yükselmesi, vücudun özellikle karın çevresinde su ve yağ tutmasına yol açar ki, sen istediğin kadar aç gez, o hormonal blokaj kırılmadıkça tartı sana gülmez... Yani o direnç kırılacak ki hücreler glikozu yakıta dönüştürebilsin, yoksa sürekli depolama, sürekli bir ödem hali.
Geceleri tavanı seyredip sabahın köründe yorgun argın uyanıyorsan, kortizol hormonu kanında cirit atıyor demektir. Bir Psikiatri uzmanına ya da klinik psikoloğa görünmeyi hiç düşündün mü, hani şu gizli stresin, farkında kalmadığın o kronik anksiyetenin böbrek üstü bezlerini nasıl tetiklediğini anlamak için? Yüksek kortizol demek, vücudun kendini sürekli bir "savaş ya da kaç" krizinde hissetmesi, yani yaşamsal ihtiyat olarak en hızlı işlenebilen viseral yağları göbek bölgesinde biriktirmesi demektir; strese bağlı duygusal yeme krizleri de cabası... Gece 3'te buzdolabının önünde kendini bulmanın sebebi iradesizlik değil, beynin dopamin arayışıdır aslında.
Sindirilemeyen gıdalar, sürekli şişen bir karın ve ne yensen gaz yapan bir metabolizma için bir Gastroenteroloji uzmanının kapısını çalmak şart. Bağırsak mikrobiyotasındaki o milyarlarca bakterinin dengesi altüst olduğunda, yani yararlı firmicutes ve bacteroidetes oranları bozulduğunda, bağırsak duvarından kana geçen toksinler sistemik bir mikrobik iltihaba, kronik enflamasyona sebep olur. SIBO yani ince bağırsakta aşırı bakteri çoğalması testleri yapılmadan, gıda intoleransları belirlenmeden yazılan her diyet listesi çöp olmaya mahkumdur; çünkü emilim bozukluğu olan bir sindirim sistemi, harcanan kalorini de doğru hesaplayamaz...
Tüm bu tıp disiplinlerinin laboratuvar verilerini önüne koyup sana özel bir beslenme haritası çizecek olan kişi ise uzman bir Beslenme ve Diyetetik uzmanıdır, ama öyle internetten indirme listelerle değil. Bazal metabolizma hızını InBody cihazlarıyla, direkt kalorimetre ölçümleriyle belirleyen, makro ve mikro besin ögelerini senin kan değerlerine göre gram gram ayarlayan bir diyetisyenle yola çıkmak gerek. Hangi saatte kaç gram protein alacağını, lipoz yani yağ yıkım sürecini başlatmak için aralıklı oruç aralıklarının senin pankreas kapasitene uygun olup olmadığını analiz etmek bir bilimdir... Yoksa kulaktan dolma bilgilerle metabolizmayı daha da yavaşlatmak işten bile değil.
Boyundaki o küçücük kelebek bezi, yani tiroit var ya, vallahi bütün hayat kaliteni de metabolik hızını da tek başına parmağında oynatır. Bir TSH testi yaptırırsın, serbest T3 ve serbest T4 değerlerine bakılır; bakarsın ki Hashimoto tiroiditi denen o sinsi otoimmün süreç başlamış da haberin yok. Bir Endokrinoloji uzmanına görünmek tam da bu yüzden hayati; insülin direncinin, yani HOMA-IR indeksinin 2.5 sınırını aşıp aşmadığını anlamak, pankreasın hücre kapılarını açmak için çırpınırken salgıladığı o yüksek insülinin vücutta nasıl bir yağ depolama makinesine dönüştüğünü görmek tek çözümdür bazen. Metformin grubu etken maddeler mi gerekir yoksa sadece hücresel reseptör hassasiyetini artıracak bir beslenme protokolü mü, buna ancak o tahlillerdeki hormon paneline bakan bir endocrinologist karar verebilir.
Kadın metabolizması desen zaten ayrı bir muamma, hormonların o hassas dengesi bir bozulmaya görsün... Polikistik Over Sendromu (PKOS) denen o belalı tablo çıkıverir karşına; bir Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının ultrason muayenesi ve LH/FSH oranlarına bakması gerekir hemen. Progesteron ve östrojen arasındaki o milimetrik dengesizlik, serbest androjen indeksinin yükselmesi, vücudun özellikle karın çevresinde su ve yağ tutmasına yol açar ki, sen istediğin kadar aç gez, o hormonal blokaj kırılmadıkça tartı sana gülmez... Yani o direnç kırılacak ki hücreler glikozu yakıta dönüştürebilsin, yoksa sürekli depolama, sürekli bir ödem hali.
Geceleri tavanı seyredip sabahın köründe yorgun argın uyanıyorsan, kortizol hormonu kanında cirit atıyor demektir. Bir Psikiatri uzmanına ya da klinik psikoloğa görünmeyi hiç düşündün mü, hani şu gizli stresin, farkında kalmadığın o kronik anksiyetenin böbrek üstü bezlerini nasıl tetiklediğini anlamak için? Yüksek kortizol demek, vücudun kendini sürekli bir "savaş ya da kaç" krizinde hissetmesi, yani yaşamsal ihtiyat olarak en hızlı işlenebilen viseral yağları göbek bölgesinde biriktirmesi demektir; strese bağlı duygusal yeme krizleri de cabası... Gece 3'te buzdolabının önünde kendini bulmanın sebebi iradesizlik değil, beynin dopamin arayışıdır aslında.
Sindirilemeyen gıdalar, sürekli şişen bir karın ve ne yensen gaz yapan bir metabolizma için bir Gastroenteroloji uzmanının kapısını çalmak şart. Bağırsak mikrobiyotasındaki o milyarlarca bakterinin dengesi altüst olduğunda, yani yararlı firmicutes ve bacteroidetes oranları bozulduğunda, bağırsak duvarından kana geçen toksinler sistemik bir mikrobik iltihaba, kronik enflamasyona sebep olur. SIBO yani ince bağırsakta aşırı bakteri çoğalması testleri yapılmadan, gıda intoleransları belirlenmeden yazılan her diyet listesi çöp olmaya mahkumdur; çünkü emilim bozukluğu olan bir sindirim sistemi, harcanan kalorini de doğru hesaplayamaz...
Tüm bu tıp disiplinlerinin laboratuvar verilerini önüne koyup sana özel bir beslenme haritası çizecek olan kişi ise uzman bir Beslenme ve Diyetetik uzmanıdır, ama öyle internetten indirme listelerle değil. Bazal metabolizma hızını InBody cihazlarıyla, direkt kalorimetre ölçümleriyle belirleyen, makro ve mikro besin ögelerini senin kan değerlerine göre gram gram ayarlayan bir diyetisyenle yola çıkmak gerek. Hangi saatte kaç gram protein alacağını, lipoz yani yağ yıkım sürecini başlatmak için aralıklı oruç aralıklarının senin pankreas kapasitene uygun olup olmadığını analiz etmek bir bilimdir... Yoksa kulaktan dolma bilgilerle metabolizmayı daha da yavaşlatmak işten bile değil.