Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
O küçücük elin avucunuzun içinden kayıp o büyük kapıdan içeri girdiği an... Zaman duruyor sanki. Sırtındaki o kocaman çanta boyundan büyük, adımları ürkek. Koridorda yankılanan o uğultu, yabancı yüzler, zilin o keskin sesi. Kolay mı anne babadan ayrılmak, yepyeni bir dünyaya tek başına adım atmak? Vallahi hiç kolay değil, hem onlar için hem bizim için.
Okul dediğin yer ilk başlarda bir oyun alanı gibi görünür göze ama aslında kurallar ülkesidir. Evdeki o özgürlük, canın isteyince kalkmalar, televizyon karşısında pinelemeler birdenbire bitiverir. Çocuğun zihninde "Ben şimdi buraya ait miyim?" sorusu döner durur. Bazısı içine kapanır, tek kelime etmez gün boyu. Bazısı da sabahları feryat figan, tutamazsın.
Hırçınlıklar, sebepsiz ağlama krizleri, hatta geceleri altını ıslatmalar... Hepsi aslında birer sessiz çığlık, bana yardım et deme şekli.
Acele etmemek lazım abi ya, sabır bu işin tek anahtarı. Zaman tanımak gerekiyor o taptaze zihinlere. Düşünsenize, hayatında ilk defa bu kadar çok kuralla aynı anda baş etmek zorunda kalıyor insan yavrusu. "Hadi oğlum, hadi kızım, bak arkadaşların ne güzel alıştı" demek sadece yükü artırır, başka hiçbir işe yaramaz. Kendinizi onun yerine koyun; bilmediğiniz bir şirkette, hiç tanımadığınız insanların arasında ilk iş gününüzü geçirdiğinizi hayal edin. Ödünüz kopmaz mıydı?
Akşam eve döndüğünde o yorgun gözlerdeki ışığı aramak... Bugün ne yaptın diye sıkıştırmadan, sadece yanında olduğunu hissettirerek sarılmak belki de en büyük ilaç.
Bırakın biraz sızlansınlar, bırakın ağlasınlar. Gözyaşı da uyum sağlamanın bir parçası neticede. Biz yetişkinler bile yeni bir ortama girerken kırk dereden su getiriyoruz, onlara neden bu kadar acımasız davranıyoruz ki bazen? Zamanla o koridorlar şenlenecek, o yabancı yüzler en yakın arkadaşlara dönüşecek. Yeter ki güven duysunlar, arkalarında dağ gibi duran birilerinin olduğunu bilsinler...
Okul dediğin yer ilk başlarda bir oyun alanı gibi görünür göze ama aslında kurallar ülkesidir. Evdeki o özgürlük, canın isteyince kalkmalar, televizyon karşısında pinelemeler birdenbire bitiverir. Çocuğun zihninde "Ben şimdi buraya ait miyim?" sorusu döner durur. Bazısı içine kapanır, tek kelime etmez gün boyu. Bazısı da sabahları feryat figan, tutamazsın.
Hırçınlıklar, sebepsiz ağlama krizleri, hatta geceleri altını ıslatmalar... Hepsi aslında birer sessiz çığlık, bana yardım et deme şekli.
Acele etmemek lazım abi ya, sabır bu işin tek anahtarı. Zaman tanımak gerekiyor o taptaze zihinlere. Düşünsenize, hayatında ilk defa bu kadar çok kuralla aynı anda baş etmek zorunda kalıyor insan yavrusu. "Hadi oğlum, hadi kızım, bak arkadaşların ne güzel alıştı" demek sadece yükü artırır, başka hiçbir işe yaramaz. Kendinizi onun yerine koyun; bilmediğiniz bir şirkette, hiç tanımadığınız insanların arasında ilk iş gününüzü geçirdiğinizi hayal edin. Ödünüz kopmaz mıydı?
Akşam eve döndüğünde o yorgun gözlerdeki ışığı aramak... Bugün ne yaptın diye sıkıştırmadan, sadece yanında olduğunu hissettirerek sarılmak belki de en büyük ilaç.
Bırakın biraz sızlansınlar, bırakın ağlasınlar. Gözyaşı da uyum sağlamanın bir parçası neticede. Biz yetişkinler bile yeni bir ortama girerken kırk dereden su getiriyoruz, onlara neden bu kadar acımasız davranıyoruz ki bazen? Zamanla o koridorlar şenlenecek, o yabancı yüzler en yakın arkadaşlara dönüşecek. Yeter ki güven duysunlar, arkalarında dağ gibi duran birilerinin olduğunu bilsinler...