Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Çocukluk çağı travmaları hayatın en sessiz, en derinden kanayan ve çoğu zaman yetişkinler tarafından ıskalanan o devasa yıkımlardır.
Hiç beklemediğiniz bir anda, ne bileyim işte o neşeli ev ortasında bir çocuğun bir köşeye sinip öylece kalması var ya, işte her şeyin koptuğu o andır.
Yıllarını bu mesleğe adamış bir gazeteci ve dert dinlemiş bir danışman olarak söylüyorum; çocuklar bizden çok daha ağır yükleri o minicik omuzlarında taşırlar ama asla belli etmezler.
O gece boyu bitmeyen kabuslar, yatak ıslatmalar veya aniden başlayan o sebepsiz korkular... Vallahi billahi hepsi birer imdat çığlığıdır.
Eski bir gazeteci refleksiyle söylemek gerekirse, manşetler her zaman büyük olayları yazar ama asıl felaketler evlerin içinde, o çocuk gözlerinin ardında saklı kalır.
Bir gün neşeyle koşturan o ufaklık, ertesi gün duvara dikilmiş boş bakışlarla bakıyorsa orada acil bir durum var demektir, bunu sakın unutmayın.
Kimi zaman okul başarısının aniden çakılması, kimi zaman da o bitmek bilmeyen karın ağrıları aslında ruhun beden üzerinden yaptığı sessiz bir isyandır.
Çocuğunuzun o eski neşesi birdenbire buhar olup uçtuysa ve ortada mantıklı hiçbir sebep yokken içine kapanıyorsa, orada durup derin bir nefes almanız gerekir...
Hani bazen derler ya "çocuktur, geçer" diye; işte o en büyük yalandır, çünkü hiçbir travma kendiliğinden kaybolmaz, sadece derinlere gömülür.
Onların dünyasında güven bir kere sarsıldı mı, bunu yeniden inşa etmek o kadar zordur ki; işte bu yüzden en ufak bir değişim bile titizlikle takip edilmelidir.
Bugün onlara kulak vermezsek, yarın çok geç olabilir; bu yüzden bırakın her şeyi ve sadece o minik kalbin sesini duymaya çalışın, çünkü başka yolu yok.
Hiç beklemediğiniz bir anda, ne bileyim işte o neşeli ev ortasında bir çocuğun bir köşeye sinip öylece kalması var ya, işte her şeyin koptuğu o andır.
Yıllarını bu mesleğe adamış bir gazeteci ve dert dinlemiş bir danışman olarak söylüyorum; çocuklar bizden çok daha ağır yükleri o minicik omuzlarında taşırlar ama asla belli etmezler.
O gece boyu bitmeyen kabuslar, yatak ıslatmalar veya aniden başlayan o sebepsiz korkular... Vallahi billahi hepsi birer imdat çığlığıdır.
Eski bir gazeteci refleksiyle söylemek gerekirse, manşetler her zaman büyük olayları yazar ama asıl felaketler evlerin içinde, o çocuk gözlerinin ardında saklı kalır.
Bir gün neşeyle koşturan o ufaklık, ertesi gün duvara dikilmiş boş bakışlarla bakıyorsa orada acil bir durum var demektir, bunu sakın unutmayın.
Kimi zaman okul başarısının aniden çakılması, kimi zaman da o bitmek bilmeyen karın ağrıları aslında ruhun beden üzerinden yaptığı sessiz bir isyandır.
Çocuğunuzun o eski neşesi birdenbire buhar olup uçtuysa ve ortada mantıklı hiçbir sebep yokken içine kapanıyorsa, orada durup derin bir nefes almanız gerekir...
Hani bazen derler ya "çocuktur, geçer" diye; işte o en büyük yalandır, çünkü hiçbir travma kendiliğinden kaybolmaz, sadece derinlere gömülür.
Onların dünyasında güven bir kere sarsıldı mı, bunu yeniden inşa etmek o kadar zordur ki; işte bu yüzden en ufak bir değişim bile titizlikle takip edilmelidir.
Bugün onlara kulak vermezsek, yarın çok geç olabilir; bu yüzden bırakın her şeyi ve sadece o minik kalbin sesini duymaya çalışın, çünkü başka yolu yok.