Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Tıbbi tablolara, jinekoloji atlaslarına baksan her şey çok net, sanki insan vücudu fabrikadan çıkmış tek tip bir makineymiş gibi anlatılır ya hani... Kızlık zarı denen o doku, ilk birleşmede yırtılır ve kanar. Ama işin aslı hiç de öyle değil abi, gerçek hayatla tıbbın o steril sayfaları birbirini her zaman tutmuyor. Toplumun kafasına kazınan o çarşaf hikayeleri falan hep bu ezberden çıkma işte. Kızlık zarı esnek olabilir, çok geride duruyor olabilir ya da yapısı gereği hiç kanamayabilir. Yani ilk gecede kan gelmek zorunda falan değil, bunu bir kenara yazmak lazım önce.
Bize öğretilen en büyük yalanlardan biri de bu dokunun kilitli bir kapı olduğu hissi sanırım. Zannediliyor ki orada bir zar var, duvar gibi duruyor ve bir şey çarpınca pat diye patlıyor... Yok öyle bir şey vallahi. Hymen dediğimiz şey aslında vajina girişini kısmen çevreleyen, kişiden kişiye kalınlığı ve esnekliği tamamen değişen küçük bir kıvrım, bir doku kalıntısı sadece. Esnek bir yapısı varsa -ki kadınların ciddi bir kısmında böyledir- ilişki sırasında sadece esner, hiçbir şekilde yıpranmaz ya da kanamaz. Zaten sırf bu yüzden kanama olmadı diye ortalığı ayağa kaldıran zihniyet tamamen cehaletten besleniyor.
Korku insanın kaslarını öyle bir kilitler ki, inanılmaz. Yıllarca kafaya kazınan "acıyacak, kanayacak, çok canın yanacak" hurafeleri yüzünden kadın o an kendini tamamen kapatıyor, farkında bile olmadan vajinal kaslarını kasabildiği kadar kasıyor. Zaten yeterince kayganlaşma sağlanmadan, sırf bir an önce bitsin diye aceleye getirilen bir birleşmede kanama oluyorsa... O kanama zardan değil, tamamen zorlamadan kaynaklı küçük doku zedelenmelerinden, tahrişten gelir. Yani ortada bir kan varsa, bu bir bakirelik kanıtı değil, büyük ihtimalle hazırlıksız ve acımasız bir birleşmenin habercisidir.
Biraz sakin olmak, o anın ritmine bırakmak lazım kendini aslını ararsan. Vücut hazır değilse, zihnen o güven ortamı oluşmadıysa, dokular gerilir ve en ufak bir sürtünme bile o kılcal damarları çatlatabilir. Tamamen biyolojik bir durum bu, psikolojiyle doğrudan bağlantılı. İnsan partnerine güvenmediğinde ya da kafasında bin tane soru işaretiyle o yatağa girdiğinde, vücut doğal tepkisini verip kendini korumaya alıyor işte... Sonra da niye kanadı, niye acıdı diye karalar bağlıyoruz.
Peki kanama olursa bu çok mu büyük bir olay, hayati bir tehlike mi? Genellikle birkaç damla, pembe ya da hafif kahverengi bir sızıntı şeklinde olur ve birkaç saat içinde kendiliğinden durur. Amma velakin, eğer şarıl şarıl gelen, saatlerce kesilmeyen ve ciddi bir ağrıyla devam eden bir durum varsa... Orada durup bir düşünmek gerek, çünkü o artık normal bir doku esnemesi değil, ciddi bir vajinal yırtılma olabilir. Öyle bir durumda utancı mutancı bir kenara bırakıp doğruca bir doktora görünmek şart, başka yolu yok.
Günün sonunda meselenin özü dönüp dolaşıp tek bir yere çıkıyor aslında. Her kadının anatoması kendine has, tıpkı parmak izi gibi benzersiz. Kiminde birkaç damla kan gelir, kiminde sadece hafif bir lekelenme olur, kiminde ise hiçbir şey ama hiçbir şey olmaz. Kanamanın olup olmaması ne bir kadının değerini belirler ne de geçmişine dair somut bir kanıt sunar. Kafadaki o sığ ve ilkel kalıpları yıkıp atmadığımız sürece, bu gereksiz korkular yüzünden en doğal anları bile kendimize zehir etmeye devam ederiz gibi geliyor bana...
Bize öğretilen en büyük yalanlardan biri de bu dokunun kilitli bir kapı olduğu hissi sanırım. Zannediliyor ki orada bir zar var, duvar gibi duruyor ve bir şey çarpınca pat diye patlıyor... Yok öyle bir şey vallahi. Hymen dediğimiz şey aslında vajina girişini kısmen çevreleyen, kişiden kişiye kalınlığı ve esnekliği tamamen değişen küçük bir kıvrım, bir doku kalıntısı sadece. Esnek bir yapısı varsa -ki kadınların ciddi bir kısmında böyledir- ilişki sırasında sadece esner, hiçbir şekilde yıpranmaz ya da kanamaz. Zaten sırf bu yüzden kanama olmadı diye ortalığı ayağa kaldıran zihniyet tamamen cehaletten besleniyor.
Korku insanın kaslarını öyle bir kilitler ki, inanılmaz. Yıllarca kafaya kazınan "acıyacak, kanayacak, çok canın yanacak" hurafeleri yüzünden kadın o an kendini tamamen kapatıyor, farkında bile olmadan vajinal kaslarını kasabildiği kadar kasıyor. Zaten yeterince kayganlaşma sağlanmadan, sırf bir an önce bitsin diye aceleye getirilen bir birleşmede kanama oluyorsa... O kanama zardan değil, tamamen zorlamadan kaynaklı küçük doku zedelenmelerinden, tahrişten gelir. Yani ortada bir kan varsa, bu bir bakirelik kanıtı değil, büyük ihtimalle hazırlıksız ve acımasız bir birleşmenin habercisidir.
Biraz sakin olmak, o anın ritmine bırakmak lazım kendini aslını ararsan. Vücut hazır değilse, zihnen o güven ortamı oluşmadıysa, dokular gerilir ve en ufak bir sürtünme bile o kılcal damarları çatlatabilir. Tamamen biyolojik bir durum bu, psikolojiyle doğrudan bağlantılı. İnsan partnerine güvenmediğinde ya da kafasında bin tane soru işaretiyle o yatağa girdiğinde, vücut doğal tepkisini verip kendini korumaya alıyor işte... Sonra da niye kanadı, niye acıdı diye karalar bağlıyoruz.
Peki kanama olursa bu çok mu büyük bir olay, hayati bir tehlike mi? Genellikle birkaç damla, pembe ya da hafif kahverengi bir sızıntı şeklinde olur ve birkaç saat içinde kendiliğinden durur. Amma velakin, eğer şarıl şarıl gelen, saatlerce kesilmeyen ve ciddi bir ağrıyla devam eden bir durum varsa... Orada durup bir düşünmek gerek, çünkü o artık normal bir doku esnemesi değil, ciddi bir vajinal yırtılma olabilir. Öyle bir durumda utancı mutancı bir kenara bırakıp doğruca bir doktora görünmek şart, başka yolu yok.
Günün sonunda meselenin özü dönüp dolaşıp tek bir yere çıkıyor aslında. Her kadının anatoması kendine has, tıpkı parmak izi gibi benzersiz. Kiminde birkaç damla kan gelir, kiminde sadece hafif bir lekelenme olur, kiminde ise hiçbir şey ama hiçbir şey olmaz. Kanamanın olup olmaması ne bir kadının değerini belirler ne de geçmişine dair somut bir kanıt sunar. Kafadaki o sığ ve ilkel kalıpları yıkıp atmadığımız sürece, bu gereksiz korkular yüzünden en doğal anları bile kendimize zehir etmeye devam ederiz gibi geliyor bana...