Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Hamilelik testinde o çift çizgiyi gördüğünüz andan itibaren içinizde hem devasa bir neşe hem de tarifi zor bir panik dalgası başlar ya, işte tam o süreçte tuvalette karşılaşılan birkaç damla kan rengi... İnsanın kalbi resmen ağzına gelir, dünya bir anlığına durur sanki. Oysa her kanama, yolun sonu demek değildir; bazen sadece yerleşme kanaması dediğimiz, bebeğin kendine yer açma çabasından ibarettir bu durum. Yani aslında korkulanın aksine, vücudun tamamen doğal bir adaptasyon mekanizması da olabilir bu lekelenmeler.
İlk aylarda yaşanan o hafif pembemsi ya da kahverengi lekeler genellikle rahim duvarının gerilmesiyle, oradaki kılcal damarların "ben de buradayım" demesiyle alakalıdır. Tabii yine de için rahat etsin istiyorsan, hemen doktorunu arayıp bir görünmekte fayda var, ne olur ne olmaz... Ama öyle hemen en kötüsünü düşünüp internette felaket senaryoları okuyarak kendi kendini yiyip bitirmenin de kimseye faydası yok vallahi billahi. Bir bakmışsın, o çok korktuğun lekelenme ertesi gün bıçak gibi kesilivermiş.
Neden olur peki bu kanamalar, durup dururken neden akar o birkaç damla? Rahim ağzındaki değişimler, hormonal fırtınalar, hatta eşinizle yaşanan normal bir yakınlaşma bile o hassas bölgeyi tetiklemeye yetebilir bazen. Üstelik hamilelikte rahim bölgesi o kadar yoğun bir kan akışına maruz kalır ki, en ufak bir zorlanmada hemen tepki verir. Hani bazen burnumuz durduk yere kanar ya, işte tam olarak öyle bir hassasiyetten bahsediyorum aslında.
Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde, yani ikinci veya üçüncü trimesterde ortaya çıkan durumlar ise biraz daha farklı bir inceleme gerektirir doğrusu. Plesantanın aşağıda yerleşmesi veya erken ayrılması gibi daha ciddi anatomik meseleler devreye girebilir bu aylarda. Haliyle, hamileliğin son düzlüğünde görülen renk değişimlerini ilk aylardaki gibi "neyse geçer" diye geçiştirmemek, üzerinde ciddiyetle durmak elzem.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, insan ne kadar sakin kalmaya çalışırsa çalışsın, o kırmızı rengi görünce mantık devre dışı kalıyor abi ya... Ama unutmamak gerekir ki, erken müdahale ve doğru teşhis gebelik süreçlerinde neredeyse her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibidir. Bazen sadece birkaç günlük yatak istirahatı, bazen de ufak bir hormonal destek her şeyi yoluna koymaya yeter.
Doktor kontrolünü aksatmamak, vücudun verdiği sinyalleri iyi okumak ve en önemlisi de sakinliği koruyabilmek... İşte bütün mesele bu aslında, gerisi zaten bir şekilde halloluyor...
İlk aylarda yaşanan o hafif pembemsi ya da kahverengi lekeler genellikle rahim duvarının gerilmesiyle, oradaki kılcal damarların "ben de buradayım" demesiyle alakalıdır. Tabii yine de için rahat etsin istiyorsan, hemen doktorunu arayıp bir görünmekte fayda var, ne olur ne olmaz... Ama öyle hemen en kötüsünü düşünüp internette felaket senaryoları okuyarak kendi kendini yiyip bitirmenin de kimseye faydası yok vallahi billahi. Bir bakmışsın, o çok korktuğun lekelenme ertesi gün bıçak gibi kesilivermiş.
Neden olur peki bu kanamalar, durup dururken neden akar o birkaç damla? Rahim ağzındaki değişimler, hormonal fırtınalar, hatta eşinizle yaşanan normal bir yakınlaşma bile o hassas bölgeyi tetiklemeye yetebilir bazen. Üstelik hamilelikte rahim bölgesi o kadar yoğun bir kan akışına maruz kalır ki, en ufak bir zorlanmada hemen tepki verir. Hani bazen burnumuz durduk yere kanar ya, işte tam olarak öyle bir hassasiyetten bahsediyorum aslında.
Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde, yani ikinci veya üçüncü trimesterde ortaya çıkan durumlar ise biraz daha farklı bir inceleme gerektirir doğrusu. Plesantanın aşağıda yerleşmesi veya erken ayrılması gibi daha ciddi anatomik meseleler devreye girebilir bu aylarda. Haliyle, hamileliğin son düzlüğünde görülen renk değişimlerini ilk aylardaki gibi "neyse geçer" diye geçiştirmemek, üzerinde ciddiyetle durmak elzem.
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, insan ne kadar sakin kalmaya çalışırsa çalışsın, o kırmızı rengi görünce mantık devre dışı kalıyor abi ya... Ama unutmamak gerekir ki, erken müdahale ve doğru teşhis gebelik süreçlerinde neredeyse her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibidir. Bazen sadece birkaç günlük yatak istirahatı, bazen de ufak bir hormonal destek her şeyi yoluna koymaya yeter.
Doktor kontrolünü aksatmamak, vücudun verdiği sinyalleri iyi okumak ve en önemlisi de sakinliği koruyabilmek... İşte bütün mesele bu aslında, gerisi zaten bir şekilde halloluyor...