Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Nöbetçi olduğum o yağmurlu salı gecesi, acilin kapısından elinde buruşuk bir sarı zarfla giren adamı dün gibi hatırlarım; rengi uçmuş, gözlerinde o bildik "bana ne olacak?" korkusuyla doğrudan masama yönelmişti. Elindeki o çizgili, kırmızı çizgilerin dalgalandığı şerit kağıdı uzatıp "Şuna bir baksana şef" dediğinde aslında sadece bir kağıda değil, kendi hayatının ritmine bakmamı istiyordu. EKG dediğimiz şey tam olarak bu işte; kalbinizin o sessiz, derinden gelen vuruşlarının kağıda dökülmüş, şifreli birer elektrik haritası... İnsan o çizgilere bakınca bazen koca bir ömrün yorgunluğunu, bazen de sadece heyecandan hızlanmış geçici bir fırtınayı görüyor.
Göğsünüze yapıştırılan o soğuk elektrotlar var ya, işte onlar kalbin odacıklarında dönen muazzam elektrik trafiğini milimetrik karelere nakşederken aslında içeride ne var ne yoksa dışarı fısıldıyor. P dalgası düzgün mü, QRS kompleksi o keskin zirvesini tam zamanında yapmış mı, yoksa T dalgası sinsice ters mi dönmüş... Vallahi billahi her bir kıvrım, kalbinizin kulakçık ve karıncıklarının o muazzam iş birliğini, ya da aralarındaki o ufak tefek anlaşmazlıkları fısıldar bize. Bir bakarsınız her şey milimetrik bir düzen içinde akar, bir bakarsınız o çizgiler birdenbire sapıtır ve ritim kaçıverir.
Geçen gün eski bir meslektaşım aradı, sesindeki o titremeyi hemen aldım tabii, elindeki raporda "sinüs taşikardisi" yazıyormuş ve adam resmen vasiyet yazma aşamasına gelmiş. Yahu sakin olsana be birader, sinüs taşikardisi dediğin şey bazen sadece içtiğin o üçüncü sert kahveden ya da telefonda aldığın heyecanlı bir haberden ibarettir! Kalbin ana jeneratörü olan sinüs düğümünün biraz hızlı çalışması her zaman felaket habercisi değildir, yani hemen en kötüsünü düşünüp kendini bitirmenin alemi yok. Tabii ki her taşikardiyi hafife alalım demiyorum ama panik yapmak, o ritmi daha da yukarı çekmekten başka hiçbir işe yaramaz...
Bazen de o raporun altında "sol ventrikül hipertrofisi" gibi afili, insanın içini ürperten Latince terimler görürsünüz ki sormayın gitsin. Bu aslında kalbin sol karıncık duvarının, genellikle yılların kontrolsüz yüksek tansiyonuna karşı koyabilmek için bir nevi kas yapması, yani kalınlaşması durumudur. Tıpkı ağırlık kaldıran bir sporcunun pazu yapması gibi düşünebilirsiniz bunu; kalp de yüksek basınca karşı koyabilmek için kendini kalınlaştırır. Tabii bu durum kalbinizin uzun vadede yorulduğunun net bir göstergesidir ve "bana biraz daha iyi bak, şu tansiyonu da bir düzene sok artık" demenin kibarca bir yoludur aslında.
Hastanenin koridorunda koştururken bir hastanın yakını önümü kesip "Hocam, raporda 'ST segment elevasyonu' yazıyor, bu ne demek?" diye sorduğunda içimden bir cız etmişti, çünkü bu kelimeler bizim meslekte pek şakaya gelmez. ST segmentinin normal çizginin üzerine çıkması, kalbi besleyen o hayati damarlardan birinin tıkanmaya başladığını, kalp kasının acilen oksijen diye bağırdığını gösteren çok ciddi bir alarm zilidir. Böyle bir durumda saniyeler bile altın değerindedir ve hemen müdahale gerekir; hani o filmlerde gördüğünüz acil durum sirenleri var ya, işte onun tıbbi karşılığı tam olarak bu iki kelimedir...
Yıllardır binlerce elektrokardiyogram incelemiş bir gazeteci kafasıyla söylüyorum; internetteki o bilgi kirliliği deryasına dalıp kendi kendinize teşhis koymaya çalışmak, yapacağınız en büyük hata olur abi. O çizgilerin arasındaki milimetrik boşlukları, dalgaların genişliğini ve birbirleriyle olan ilişkisini sadece bu işin okulunu okumuş, dirsek çürütmüş bir uzman gerçekten görebilir. Kendi kendinizi yiyip bitirmek yerine o kağıdı usulca katlayın, randevunuzu alın ve kardiyoloğun karşısına geçip "Hocam, şu bizim kalbin haritasına bir baksana" deyin... Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelir.
Göğsünüze yapıştırılan o soğuk elektrotlar var ya, işte onlar kalbin odacıklarında dönen muazzam elektrik trafiğini milimetrik karelere nakşederken aslında içeride ne var ne yoksa dışarı fısıldıyor. P dalgası düzgün mü, QRS kompleksi o keskin zirvesini tam zamanında yapmış mı, yoksa T dalgası sinsice ters mi dönmüş... Vallahi billahi her bir kıvrım, kalbinizin kulakçık ve karıncıklarının o muazzam iş birliğini, ya da aralarındaki o ufak tefek anlaşmazlıkları fısıldar bize. Bir bakarsınız her şey milimetrik bir düzen içinde akar, bir bakarsınız o çizgiler birdenbire sapıtır ve ritim kaçıverir.
Geçen gün eski bir meslektaşım aradı, sesindeki o titremeyi hemen aldım tabii, elindeki raporda "sinüs taşikardisi" yazıyormuş ve adam resmen vasiyet yazma aşamasına gelmiş. Yahu sakin olsana be birader, sinüs taşikardisi dediğin şey bazen sadece içtiğin o üçüncü sert kahveden ya da telefonda aldığın heyecanlı bir haberden ibarettir! Kalbin ana jeneratörü olan sinüs düğümünün biraz hızlı çalışması her zaman felaket habercisi değildir, yani hemen en kötüsünü düşünüp kendini bitirmenin alemi yok. Tabii ki her taşikardiyi hafife alalım demiyorum ama panik yapmak, o ritmi daha da yukarı çekmekten başka hiçbir işe yaramaz...
Bazen de o raporun altında "sol ventrikül hipertrofisi" gibi afili, insanın içini ürperten Latince terimler görürsünüz ki sormayın gitsin. Bu aslında kalbin sol karıncık duvarının, genellikle yılların kontrolsüz yüksek tansiyonuna karşı koyabilmek için bir nevi kas yapması, yani kalınlaşması durumudur. Tıpkı ağırlık kaldıran bir sporcunun pazu yapması gibi düşünebilirsiniz bunu; kalp de yüksek basınca karşı koyabilmek için kendini kalınlaştırır. Tabii bu durum kalbinizin uzun vadede yorulduğunun net bir göstergesidir ve "bana biraz daha iyi bak, şu tansiyonu da bir düzene sok artık" demenin kibarca bir yoludur aslında.
Hastanenin koridorunda koştururken bir hastanın yakını önümü kesip "Hocam, raporda 'ST segment elevasyonu' yazıyor, bu ne demek?" diye sorduğunda içimden bir cız etmişti, çünkü bu kelimeler bizim meslekte pek şakaya gelmez. ST segmentinin normal çizginin üzerine çıkması, kalbi besleyen o hayati damarlardan birinin tıkanmaya başladığını, kalp kasının acilen oksijen diye bağırdığını gösteren çok ciddi bir alarm zilidir. Böyle bir durumda saniyeler bile altın değerindedir ve hemen müdahale gerekir; hani o filmlerde gördüğünüz acil durum sirenleri var ya, işte onun tıbbi karşılığı tam olarak bu iki kelimedir...
Yıllardır binlerce elektrokardiyogram incelemiş bir gazeteci kafasıyla söylüyorum; internetteki o bilgi kirliliği deryasına dalıp kendi kendinize teşhis koymaya çalışmak, yapacağınız en büyük hata olur abi. O çizgilerin arasındaki milimetrik boşlukları, dalgaların genişliğini ve birbirleriyle olan ilişkisini sadece bu işin okulunu okumuş, dirsek çürütmüş bir uzman gerçekten görebilir. Kendi kendinizi yiyip bitirmek yerine o kağıdı usulca katlayın, randevunuzu alın ve kardiyoloğun karşısına geçip "Hocam, şu bizim kalbin haritasına bir baksana" deyin... Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelir.