Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen cuma akşamı bizim çocuklarla Kadıköy’de buluştuk, herkes masaya dökülen çıtır patatesleri çılgınlar gibi gömerken ben menüye öylece boş boş bakıyordum. İnsan o an gerçekten "Yahu ben niye buradayım, şimdi ne yiyeceğim?" diye isyan ediyor içinden, çok iyi bilirim o hissi. Vallahi billahi garsona "Bana oradan ne kadar yağsız, sossuz şey varsa getirin" demek geçiyor içinden ama demiyorsun tabii, karizmayı çizdirmemek lazım. Onun yerine en mantıklısı gidip güzel bir ızgara köfte ya da tavuk şiş söylemek, yanındaki o pilavı patatesi de kibarca tabağın kenarına ittirmek... Izgara et her zaman en güvenli limandır, seni asla yarı yolda bırakmaz. Yanına da bol köpüklü bir ayran söyledin mi, bitti gitti işte.
Üniversitedeyken bir arkadaşım vardı, her buluştuğumuzda acayip kararlı bir tavırla "Diyetteyim oğlum ben" deyip kocaman bir kase salata söyler, sonra da üstüne o ballı hardallı sosu bocalardı. Salata yediğini sanırsın ama aslında gizli bir kalori bombasını mideye indiriyorsundur farkında olmadan... İşin bütün sırrı o sosu kaseden uzak tutmakta yatıyor aslında, bunu bir çözsek her şey çok daha kolay olacak. Garsona "Sosu yanına alabilir miyim?" demek bu kadar zor olmamalı abi ya, çekinme söyle gitsin. Kendi zeytinyağını, limonunu kendin dökünce ne yediğini biliyorsun en azından. Hem kontrol tamamen senin elinde oluyor, tabağı kendi zevkine göre yönetiyorsun.
Dün öğleden sonra kahve içmeye diye girdim o meşhur dükkanlardan birine, vitrindeki o çilekli turtayla resmen göz göze geldik ve aramızda sessiz bir düello başladı. Şeytan diyor ki al bir dilim, ye gitsin, bir kereden ne olacak sanki... Ama işte o an derin bir nefes alıp sade bir filtre kahveye yönelmek gerekiyor, iradene sahip çıkınca gelen o hafiflik hissi hiçbir şeyde yok. Kahvenin yanına kurabiye almak yerine çantadan üç beş çiğ badem ya da ceviz içi çıkarmak... Yanında taşıdığın o küçük kuruyemişler en dar zamanlarda hayat kurtarıyor bazen. Şekersiz bir Türk kahvesi de o tatlı krizini anında bıçak gibi keser, aklında bulunsun.
Gaziantep gezisinde masaya gelen o nefis beytiyle bakıştığım günü hiç unutamam, diyetin tam üçüncü haftasındaydım ve her şey mükemmel gidiyordu. Kebapçıya gidince illa diyet bozulacak, her şey mahvolacak diye bir kural yok, bunu kafamızdan bir silelim önce. Sıcak lavaşı masaya gelir gelmez hiç acımadan geri göndermekle başlayabilirsin mesela işe. Kebap dediğin şey özünde et zaten, yani saf protein; yanına közlenmiş biberini, domatesini, soğanını al, o tırnak pideye hiç elini bile sürme... Böyle yapınca hem o muazzam lezzetten mahrum kalmıyorsun hem de masadan vicdan azabı çekmeden, gayet mutlu kalkıyorsun.
Üniversitedeyken bir arkadaşım vardı, her buluştuğumuzda acayip kararlı bir tavırla "Diyetteyim oğlum ben" deyip kocaman bir kase salata söyler, sonra da üstüne o ballı hardallı sosu bocalardı. Salata yediğini sanırsın ama aslında gizli bir kalori bombasını mideye indiriyorsundur farkında olmadan... İşin bütün sırrı o sosu kaseden uzak tutmakta yatıyor aslında, bunu bir çözsek her şey çok daha kolay olacak. Garsona "Sosu yanına alabilir miyim?" demek bu kadar zor olmamalı abi ya, çekinme söyle gitsin. Kendi zeytinyağını, limonunu kendin dökünce ne yediğini biliyorsun en azından. Hem kontrol tamamen senin elinde oluyor, tabağı kendi zevkine göre yönetiyorsun.
Dün öğleden sonra kahve içmeye diye girdim o meşhur dükkanlardan birine, vitrindeki o çilekli turtayla resmen göz göze geldik ve aramızda sessiz bir düello başladı. Şeytan diyor ki al bir dilim, ye gitsin, bir kereden ne olacak sanki... Ama işte o an derin bir nefes alıp sade bir filtre kahveye yönelmek gerekiyor, iradene sahip çıkınca gelen o hafiflik hissi hiçbir şeyde yok. Kahvenin yanına kurabiye almak yerine çantadan üç beş çiğ badem ya da ceviz içi çıkarmak... Yanında taşıdığın o küçük kuruyemişler en dar zamanlarda hayat kurtarıyor bazen. Şekersiz bir Türk kahvesi de o tatlı krizini anında bıçak gibi keser, aklında bulunsun.
Gaziantep gezisinde masaya gelen o nefis beytiyle bakıştığım günü hiç unutamam, diyetin tam üçüncü haftasındaydım ve her şey mükemmel gidiyordu. Kebapçıya gidince illa diyet bozulacak, her şey mahvolacak diye bir kural yok, bunu kafamızdan bir silelim önce. Sıcak lavaşı masaya gelir gelmez hiç acımadan geri göndermekle başlayabilirsin mesela işe. Kebap dediğin şey özünde et zaten, yani saf protein; yanına közlenmiş biberini, domatesini, soğanını al, o tırnak pideye hiç elini bile sürme... Böyle yapınca hem o muazzam lezzetten mahrum kalmıyorsun hem de masadan vicdan azabı çekmeden, gayet mutlu kalkıyorsun.