Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Yediğin o bembeyaz, sıcacık somun ekmek var ya... Hani içine tereyağını sürünce dünyayı unuttuğun... İşte o ekmek vücuduna girdiği an tam bir havai fişek gösterisi başlıyor kanında. Glisemik indeks dedikleri şey aslında tamamen bu hızla alakalı; yani bir yiyeceğin senin kan şekerini ne kadar sürede fırlattığı meselesi. Hızlı koşan atın seyrek düşmesi gibi, jet hızıyla yükselen şeker aynı hızla çakılıyor sonra. Karbonhidratları hayatından tamamen çıkarmak yerine, onları akıllıca seçmeyi öğreniyorsun bu sistemde.
İşlenmiş gıdalar, paketli abur cuburlar, o çok sevdiğin gazlı içecekler... Hepsi yüksek glisemik indeksli bunların, yani kan şekerini adeta bir roket gibi gökyüzüne fırlatıyorlar. Tabii arkasından gelen o ani halsizlik, göz kararması, "dünya varmış ama benim enerjim bitmiş" hissi... Vallahi billahi hep bu dengesizlikten kaynaklanıyor işte. Düşük glisemik indeksli beslenmek demek, vücuduna o ani şokları yaşatmamak, enerjini gün içine yaymak demek aslında. Glisemik indeksi düşük olan gıdalar kan şekerini yavaş yavaş, hani derler ya sindire sindire yükseltiyor.
Mercimek, nohut, bulgur, yeşil yapraklı sebzeler... Say say bitmez. Bunlar lif zengini olduğu için sindirim sistemin onları çözerken bayağı bir ter döküyor, zaman harcıyor. Haliyle kana karışma süreleri uzuyor, seni saatlerce tok tutuyorlar. Hani bazen öğle yemeği yersin de üstüne bir ağırlık çöker, uykun gelir ya? İşte düşük glisemik indeksli tabaklar hazırladığında o öğleden sonra uykularına, koltuktaki sızmalara veda ediyorsun. Enerjin stabil kalıyor, gün boyu aynı tempoda devam edebiliyorsun yoluna.
Peki, her şeyi mükemmel mi hesaplayacağız yani, bu işin hiç mi kaçarı yok? Hayır abi ya, o kadar da kasmaya gerek yok aslında. Yiyeceklerin pişirilme şekli bile bu indeksi değiştiriyor, biliyor muydun? Mesela makarnayı çok haşlarsan glisemik indeksi tavan yapıyor ama hafif diri bırakırsan, yani İtalyanların al dente dediği kıvamda tutarsan, kan şekerini o kadar da hırpalamıyor. Hatta patatesi haşlayıp soğuttuğunda içindeki nişasta dirençli hale geliyor ve glisemik indeksi düşüyor... Mucize gibi bir şey.
Kilo vermek istiyorsan ya da sadece gün içinde sürekli acıkmaktan yorulduysan bu mantığı kavramak zorundasın. Vücudunu sürekli bir roller coaster trenine bindirip aşağı yukarı sallamaktan vazgeçmelisin artık. Tabağına bakınca renkleri gör, lifleri gör, doğala en yakın olanı seç. Büyük porsiyonlar yerine kaliteli karbonhidratlar koy hayatının merkezine. İnan bana, vücudun sana o kadar minnettar kalacak ki...
İşlenmiş gıdalar, paketli abur cuburlar, o çok sevdiğin gazlı içecekler... Hepsi yüksek glisemik indeksli bunların, yani kan şekerini adeta bir roket gibi gökyüzüne fırlatıyorlar. Tabii arkasından gelen o ani halsizlik, göz kararması, "dünya varmış ama benim enerjim bitmiş" hissi... Vallahi billahi hep bu dengesizlikten kaynaklanıyor işte. Düşük glisemik indeksli beslenmek demek, vücuduna o ani şokları yaşatmamak, enerjini gün içine yaymak demek aslında. Glisemik indeksi düşük olan gıdalar kan şekerini yavaş yavaş, hani derler ya sindire sindire yükseltiyor.
Mercimek, nohut, bulgur, yeşil yapraklı sebzeler... Say say bitmez. Bunlar lif zengini olduğu için sindirim sistemin onları çözerken bayağı bir ter döküyor, zaman harcıyor. Haliyle kana karışma süreleri uzuyor, seni saatlerce tok tutuyorlar. Hani bazen öğle yemeği yersin de üstüne bir ağırlık çöker, uykun gelir ya? İşte düşük glisemik indeksli tabaklar hazırladığında o öğleden sonra uykularına, koltuktaki sızmalara veda ediyorsun. Enerjin stabil kalıyor, gün boyu aynı tempoda devam edebiliyorsun yoluna.
Peki, her şeyi mükemmel mi hesaplayacağız yani, bu işin hiç mi kaçarı yok? Hayır abi ya, o kadar da kasmaya gerek yok aslında. Yiyeceklerin pişirilme şekli bile bu indeksi değiştiriyor, biliyor muydun? Mesela makarnayı çok haşlarsan glisemik indeksi tavan yapıyor ama hafif diri bırakırsan, yani İtalyanların al dente dediği kıvamda tutarsan, kan şekerini o kadar da hırpalamıyor. Hatta patatesi haşlayıp soğuttuğunda içindeki nişasta dirençli hale geliyor ve glisemik indeksi düşüyor... Mucize gibi bir şey.
Kilo vermek istiyorsan ya da sadece gün içinde sürekli acıkmaktan yorulduysan bu mantığı kavramak zorundasın. Vücudunu sürekli bir roller coaster trenine bindirip aşağı yukarı sallamaktan vazgeçmelisin artık. Tabağına bakınca renkleri gör, lifleri gör, doğala en yakın olanı seç. Büyük porsiyonlar yerine kaliteli karbonhidratlar koy hayatının merkezine. İnan bana, vücudun sana o kadar minnettar kalacak ki...