Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Tansiyon dediğin şey öyle sinsi sinsi ilerler ki ruhun bile duymaz vallahi. Bir bakmışsın doktor eline bir reçete tutuşturmuş, "Tuzu keseceksin, kendine iyi bakacaksın" diyor. İşte tam bu çaresizlik anında karşına DASH diyeti çıkıyor; aslında diyet de demek istemiyorum buna, bildiğin bir hayat tarzı değişikliği bu. Amerikan Kalp Derneği falan yıllardır bas bas bağırıyor bu sistem için, haksız da sayılmazlar hani. Kan basıncını ilaçsız, tamamen mutfaktaki malzemelerle dengeliyorsun, daha ne olsun?
Peki ne yiyeceğiz abi, aç mı kalacağız yani? Yok, işin güzel tarafı da bu ya zaten, açlık falan çekmiyorsun. Bol bol taze sebze, meyve, tam tahıllar ve az yağlı süt ürünleri var bu işin merkezinde. Şöyle düşün; tabağının yarısını rengarenk salatalarla, sebzelerle dolduruyorsun. Yanına da biraz yağsız protein, al sana mis gibi akşam yemeği. Kırmızı eti hayatından tamamen çıkar demiyor adamlar ama porsiyonu küçült diyorlar, biraz beyaz ete, balığa şans ver yani...
Tuz meselesi ise bu işin tam kalbinde yer alıyor, en can alıcı noktası burası. Günlük tuz tüketimini şöyle bir çay kaşığına, yani yaklaşık 1500 ila 2300 miligrama kadar indirmeni istiyorlar senden. İlk başlarda her şey biraz tatsız, yavan gelebilir gözüne, çok normal. Ama inan bana, birkaç hafta içinde dilinin tadı değişiyor, o gerçek sebze aromalarını almaya başlıyorsun. Baharatları, taze otları, limon suyunu falan bolca kullan ki yemekler şenlensin, gözün o tuzluğu aramasın hiç.
İşlenmiş gıdalar, o paketli abur cuburlar, fırından yeni çıkmış hamur işleri... Bunlar maalesef bu hikayenin baş düşmanları, arkana bakmadan kaçacaksın onlardan. Sodyum bombası hepsi, vücutta suyu tutup damarları zorluyor resmen. Markete gittiğinde o paketlerin arkasını okuma alışkanlığı edinmelisin mutlaka. Hiç farkında olmadığın bir bisküviden bile ne tuzlar çıkıyor ortaya bir bilsen, şaşar kalırsın.
Potasyum, magnezyum ve kalsiyum üçlüsü var bir de, bunları vücuda bolca sokman lazım. Neden dilerler adama? Çünkü bu mineraller damarları rahatlatıyor, kalbin yükünü hafifletiyor resmen. Muz ye, ıspanak tüket, bir avuç çiğ badem at ağzına gün içinde. Vücudun içeride bir temizlik, bir ferahlama hissedecek, o gerginlik uçup gidecek zamanla.
Kilo vermek bu işin bir nevi bonusu oluyor aslında, sen sadece sağlığına odaklanırken kilolar da kendiliğinden gidiyor. Tabii porsiyon kontrolü şart, öyle "sağlıklı" diye bir oturuşta bir kilo kuruyemiş gömmeyeceksin herhalde. Her şeyin azı karar çoğu zarar derler ya, tam olarak o hesap işte. Hareket etmeyi de unutma bu arada; günde şöyle yarım saatlik tatlı bir yürüyüş bile bu beslenme düzeninin etkisini ikiye katlar, benden söylemesi.
Aslında Akdeniz beslenmesine çok benziyor bizim bu DASH, yabancılık çekeceğin bir mutfak kesinlikle değil. Bizim toprakların zeytinyağlıları, tencere yemekleri tam bu iş için biçilmiş kaftan. Sadece salçayı, tuzu biraz ayarında kullanacaksın, hepsi bu. Kendine bir şans ver bence, bir ay dene bakalım ne değişecek hayatında...
Peki ne yiyeceğiz abi, aç mı kalacağız yani? Yok, işin güzel tarafı da bu ya zaten, açlık falan çekmiyorsun. Bol bol taze sebze, meyve, tam tahıllar ve az yağlı süt ürünleri var bu işin merkezinde. Şöyle düşün; tabağının yarısını rengarenk salatalarla, sebzelerle dolduruyorsun. Yanına da biraz yağsız protein, al sana mis gibi akşam yemeği. Kırmızı eti hayatından tamamen çıkar demiyor adamlar ama porsiyonu küçült diyorlar, biraz beyaz ete, balığa şans ver yani...
Tuz meselesi ise bu işin tam kalbinde yer alıyor, en can alıcı noktası burası. Günlük tuz tüketimini şöyle bir çay kaşığına, yani yaklaşık 1500 ila 2300 miligrama kadar indirmeni istiyorlar senden. İlk başlarda her şey biraz tatsız, yavan gelebilir gözüne, çok normal. Ama inan bana, birkaç hafta içinde dilinin tadı değişiyor, o gerçek sebze aromalarını almaya başlıyorsun. Baharatları, taze otları, limon suyunu falan bolca kullan ki yemekler şenlensin, gözün o tuzluğu aramasın hiç.
İşlenmiş gıdalar, o paketli abur cuburlar, fırından yeni çıkmış hamur işleri... Bunlar maalesef bu hikayenin baş düşmanları, arkana bakmadan kaçacaksın onlardan. Sodyum bombası hepsi, vücutta suyu tutup damarları zorluyor resmen. Markete gittiğinde o paketlerin arkasını okuma alışkanlığı edinmelisin mutlaka. Hiç farkında olmadığın bir bisküviden bile ne tuzlar çıkıyor ortaya bir bilsen, şaşar kalırsın.
Potasyum, magnezyum ve kalsiyum üçlüsü var bir de, bunları vücuda bolca sokman lazım. Neden dilerler adama? Çünkü bu mineraller damarları rahatlatıyor, kalbin yükünü hafifletiyor resmen. Muz ye, ıspanak tüket, bir avuç çiğ badem at ağzına gün içinde. Vücudun içeride bir temizlik, bir ferahlama hissedecek, o gerginlik uçup gidecek zamanla.
Kilo vermek bu işin bir nevi bonusu oluyor aslında, sen sadece sağlığına odaklanırken kilolar da kendiliğinden gidiyor. Tabii porsiyon kontrolü şart, öyle "sağlıklı" diye bir oturuşta bir kilo kuruyemiş gömmeyeceksin herhalde. Her şeyin azı karar çoğu zarar derler ya, tam olarak o hesap işte. Hareket etmeyi de unutma bu arada; günde şöyle yarım saatlik tatlı bir yürüyüş bile bu beslenme düzeninin etkisini ikiye katlar, benden söylemesi.
Aslında Akdeniz beslenmesine çok benziyor bizim bu DASH, yabancılık çekeceğin bir mutfak kesinlikle değil. Bizim toprakların zeytinyağlıları, tencere yemekleri tam bu iş için biçilmiş kaftan. Sadece salçayı, tuzu biraz ayarında kullanacaksın, hepsi bu. Kendine bir şans ver bence, bir ay dene bakalım ne değişecek hayatında...