Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Karnın sağ alt tarafında, tam da apandisitin olduğu o meşum noktada ince ince başlayan bir sızı hayal edin. Öyle gelip geçici bir şey de değil, oraya yerleşen, haftalarca gitmek bilmeyen, insanı hayattan soğutan cinsten bir ağrı bu. Bazen bıçak saplanır gibi keskinleşiyor, bazen de derinden derine bir zonklamaya dönüşüyor. Vallahi insanı gecenin bir yarısı uykusundan uyandıracak kadar inatçı olabiliyor bu sancılar... Sindirim sisteminin kendi kendine başlattığı o anlamsız savaşın en somut, en can yakan kanıtı belki de bu sağ alt kadrandaki sürekli huzursuzluk hali.
Günde kaç kere tuvalete gittiğinizi saymayı bıraktığınız o tuhaf, yorucu dönemler oluyor mu hiç? Üstelik sıradan bir ishal gibi de değil, hani bir iki güne geçer dersiniz ama geçmez, haftalarca sürer. Vücut adeta içindekileri ne pahasına olursa olsun dışarı fırlatmak istiyor gibi bir acele içinde... Bazen o dışkıda gözünüze çarpan bir damla kan, insanı bir anda panikle baş başa bırakabiliyor. İçeride bir yerlerin kanadığını, bir şeylerin fena halde ters gittiğini fısıldayan o kırmızı leke...
İştahınız tam yerindeyken, canınız en sevdiğiniz yemeği çekerken birden mutfaktan gelen kokular midenizi bulandırmaya başlıyor mu? Hani canı hiçbir şey istemez ya insanın, sofraya bakınca bile içi kıyılır... İşte öyle bir iştahsızlık bu, yiyemiyorsunuz işte, zorlayınca da olmuyor. Haliyle, tartıdaki ibre her hafta biraz daha geriye gidiyor, kıyafetler üzerinizden dökülmeye başlıyor. Rejim yapmadan, durup dururken kilo kaybetmek aslında vücudun "ben artık beslenemiyorum" diye bağırma şekli.
Sabah yataktan kalkıyorsunuz ama sanki bütün gece taş taşımış gibi, kemikleriniz bile kırılıyor yorgunluktan. Uyku uyumuş gibi hissettirmeyen, kahve içseniz de açılmayan o ağır, kurşun gibi halsizlik... Vücut içerideki o bitmek bilmeyen yangını, o kronik iltihabı söndürmek için bütün enerjisini harcıyor çünkü. Size, hayata karışacak, iki kelime laf edecek mecal kalmıyor. İnsan kolunu kaldıracak gücü bulamıyor kendinde, öyle bir bitkinlik...
Bazen hiç sebep yokken, ortada ne bir soğuk algınlığı ne bir şifayı kapma durumu varken ateşiniz yükseliyor mu ani fırlamalarla? Koltuk altınıza dereceyi koyup bakıyorsunuz, 38 dereceye merdiven dayamış. Vücudun savunma mekanizması, içeride görünmez bir düşmanla savaştığı için termostatı yukarı çekiyor işte. Bir ürperme geliyor arkasından, dişleriniz birbirine vuruyor, sonra bir bakmışsınız ter içinde kalmışsınız... İltihabın sessiz sedasız içeride büyüdüğünün en net habercisidir bu sebepsiz ateşler.
Ağzınızın içinde, yanağınızın iç tarafında ya da dilinizin altında çıkan o küçük, beyaz, acı veren yaralar... Aft deyip geçiyoruz çoğunlukla ama Crohn söz konusu olduğunda bu küçük yaralar aslında buzdağının sadece görünen kısmı oluyor. Sindirim kanalı ağızda başlayıp anüste bittiği için, bu hastalık yol üstündeki her durağa uğrayabiliyor maalesef. Yemek yerken, su içerken canınızı yakan o küçük noktalar, aslında bağırsaklardaki durumun aynadaki bir yansıması gibi.
Göz ardı edilmemesi gereken, konuşulması en zor ama en kritik yerlerden biri de makat bölgesi... Orada oluşan çatlaklar, bitmek bilmeyen kaşıntılar, hatta bazen o bölgeden gelen iltihaplı akıntılar insanı canından bezdirir. Oturup kalkarken çekilen o azabı, o sızıyı ancak yaşayan bilir abi, şakası yok. Anal fistül denilen o illet yollar, bağırsakla cilt arasında kendine gizli tüneller kazıyor adeta.
Eğer bu anlattıklarımın birkaçını birden aylardır üst üste yaşıyorsanız, hani geçer diye bekleyip de bir türlü şifa bulamadıysanız... Kendinizi ihmal etmeyi acilen bırakıp, bir gastroenteroloji uzmanının kapısını çalma vaktiniz gelmiş demektir. Kulaktan dolma bilgilerle, "komşunun ilacı bana iyi geldi" mantığıyla bu iş çözülmez, vallahi çözülmez. Vücudunuzun sesini dinleyin, o size ne yapmanız gerektiğini zaten fısıldıyor...
Günde kaç kere tuvalete gittiğinizi saymayı bıraktığınız o tuhaf, yorucu dönemler oluyor mu hiç? Üstelik sıradan bir ishal gibi de değil, hani bir iki güne geçer dersiniz ama geçmez, haftalarca sürer. Vücut adeta içindekileri ne pahasına olursa olsun dışarı fırlatmak istiyor gibi bir acele içinde... Bazen o dışkıda gözünüze çarpan bir damla kan, insanı bir anda panikle baş başa bırakabiliyor. İçeride bir yerlerin kanadığını, bir şeylerin fena halde ters gittiğini fısıldayan o kırmızı leke...
İştahınız tam yerindeyken, canınız en sevdiğiniz yemeği çekerken birden mutfaktan gelen kokular midenizi bulandırmaya başlıyor mu? Hani canı hiçbir şey istemez ya insanın, sofraya bakınca bile içi kıyılır... İşte öyle bir iştahsızlık bu, yiyemiyorsunuz işte, zorlayınca da olmuyor. Haliyle, tartıdaki ibre her hafta biraz daha geriye gidiyor, kıyafetler üzerinizden dökülmeye başlıyor. Rejim yapmadan, durup dururken kilo kaybetmek aslında vücudun "ben artık beslenemiyorum" diye bağırma şekli.
Sabah yataktan kalkıyorsunuz ama sanki bütün gece taş taşımış gibi, kemikleriniz bile kırılıyor yorgunluktan. Uyku uyumuş gibi hissettirmeyen, kahve içseniz de açılmayan o ağır, kurşun gibi halsizlik... Vücut içerideki o bitmek bilmeyen yangını, o kronik iltihabı söndürmek için bütün enerjisini harcıyor çünkü. Size, hayata karışacak, iki kelime laf edecek mecal kalmıyor. İnsan kolunu kaldıracak gücü bulamıyor kendinde, öyle bir bitkinlik...
Bazen hiç sebep yokken, ortada ne bir soğuk algınlığı ne bir şifayı kapma durumu varken ateşiniz yükseliyor mu ani fırlamalarla? Koltuk altınıza dereceyi koyup bakıyorsunuz, 38 dereceye merdiven dayamış. Vücudun savunma mekanizması, içeride görünmez bir düşmanla savaştığı için termostatı yukarı çekiyor işte. Bir ürperme geliyor arkasından, dişleriniz birbirine vuruyor, sonra bir bakmışsınız ter içinde kalmışsınız... İltihabın sessiz sedasız içeride büyüdüğünün en net habercisidir bu sebepsiz ateşler.
Ağzınızın içinde, yanağınızın iç tarafında ya da dilinizin altında çıkan o küçük, beyaz, acı veren yaralar... Aft deyip geçiyoruz çoğunlukla ama Crohn söz konusu olduğunda bu küçük yaralar aslında buzdağının sadece görünen kısmı oluyor. Sindirim kanalı ağızda başlayıp anüste bittiği için, bu hastalık yol üstündeki her durağa uğrayabiliyor maalesef. Yemek yerken, su içerken canınızı yakan o küçük noktalar, aslında bağırsaklardaki durumun aynadaki bir yansıması gibi.
Göz ardı edilmemesi gereken, konuşulması en zor ama en kritik yerlerden biri de makat bölgesi... Orada oluşan çatlaklar, bitmek bilmeyen kaşıntılar, hatta bazen o bölgeden gelen iltihaplı akıntılar insanı canından bezdirir. Oturup kalkarken çekilen o azabı, o sızıyı ancak yaşayan bilir abi, şakası yok. Anal fistül denilen o illet yollar, bağırsakla cilt arasında kendine gizli tüneller kazıyor adeta.
Eğer bu anlattıklarımın birkaçını birden aylardır üst üste yaşıyorsanız, hani geçer diye bekleyip de bir türlü şifa bulamadıysanız... Kendinizi ihmal etmeyi acilen bırakıp, bir gastroenteroloji uzmanının kapısını çalma vaktiniz gelmiş demektir. Kulaktan dolma bilgilerle, "komşunun ilacı bana iyi geldi" mantığıyla bu iş çözülmez, vallahi çözülmez. Vücudunuzun sesini dinleyin, o size ne yapmanız gerektiğini zaten fısıldıyor...