Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gece yarısı ansızın gelen o dayanılmaz zonklama... Hani sanki birisi yürürken ayak başparmağınıza ağırlık düşürmüş de ortalık yangın yerine dönmüş gibi. İnsan ne olduğunu anlayamıyor ilk başta. Yatak örtüsü bile değse sızım sızım sızlatıyor, hafif bir temas bile insanın aklını başından almaya yetiyor işte.
Eklemlerdeki o garip sıcaklık hissi aslında vücudun içeriden verdiği ilk ciddi alarm. Kızarıklık hafif hafif yayılmaya başladığında, "Geçer canım, herhalde incittim" deyip geçiştiriyoruz genelde. Ama geçmiyor abi, bilakis saatler geçtikçe o eklem şişiyor, adeta kendi bağımsızlığını ilan ediyor. Kızarıyor, parlıyor, dokunmaya korkar hale geliyorsun.
Bazen de tam olarak ağrı gibi değil de... Nasıl desem, garip bir gerginlik oturuyor ayak bileğine ya da dize. Bir huzursuzluk hali. Yürürken adım atmaktan çekiniyorsun, sanki kemiklerin birbirine sürtünme hissi hafiften hissettiriyor kendini. Ağrı tam patlamadan önceki o sessizlik var ya, işte o evre insanı en çok şüphede bırakan zaman dilimi.
Vücut sanki o kristalleri eklemin ortasına biriktirirken size haber vermiyor da, iş işten geçince hesabı kesiyor. Ürik asit denilen o meret kandaki sınırları aştığında, gidip en zayıf bulduğu yere çöküyor işte. Hani bazen bir şeyleri biriktirirsin de aniden dökülür ya... Tam olarak öyle bir birikimin patlaması bu süreç.
Yalnız sadece tek bir eklemde kalacak diye bir kural da yok hani. Bir bakmışsın bugün parmakta, birkaç ay sonra el bileğinde kendini belli etmiş. Sabah uyanıyorsun, parmaklarını kapatırken bir tutukluk, bir sertlik... "Hava soğuk ondan herhalde" diyorsun ama alakası yok vallahi.
Ateşlenme hissi geliyor arkasından, hani öyle yüksek derece termometre ateşi gibi değil de için için yanan bir hararet. Bütün vücut bir kırgınlık havasına bürünüyor, halsizlik çöküyor omuzlara. Zaten o ağrıyla uğraşırken insanın takkati de kalmıyor ki, zihnen de yoruluyor insan.
Uzun süre oturup kalktıktan sonra atılan o ilk adım var ya... O ilk adımda sanki eklemin içine incecik iğneler batırıyorlar. Adımını geri çekmek istiyorsun ama çekemiyorsun da. Zamanla o kriz anları geçiyor belki, hafifliyor gibi oluyor ama zemin altında o hassasiyet hep kalıyor.
Bence bir sabah durup dururken ekleminde garip bir şişlik ve ısı hissettiysen, hiç "Ayakkabı vurdu herhalde" falan diye kendini kandırma. Vücut bir şekilde diliyle konuşuyor bizimle, kulak vermek lazım. Bir çay demleyip oturmak, o ağrılı bölgeyi zorlamadan dinlendirmek ve bir bilene danışmak en doğrusu sanırım...
Eklemlerdeki o garip sıcaklık hissi aslında vücudun içeriden verdiği ilk ciddi alarm. Kızarıklık hafif hafif yayılmaya başladığında, "Geçer canım, herhalde incittim" deyip geçiştiriyoruz genelde. Ama geçmiyor abi, bilakis saatler geçtikçe o eklem şişiyor, adeta kendi bağımsızlığını ilan ediyor. Kızarıyor, parlıyor, dokunmaya korkar hale geliyorsun.
Bazen de tam olarak ağrı gibi değil de... Nasıl desem, garip bir gerginlik oturuyor ayak bileğine ya da dize. Bir huzursuzluk hali. Yürürken adım atmaktan çekiniyorsun, sanki kemiklerin birbirine sürtünme hissi hafiften hissettiriyor kendini. Ağrı tam patlamadan önceki o sessizlik var ya, işte o evre insanı en çok şüphede bırakan zaman dilimi.
Vücut sanki o kristalleri eklemin ortasına biriktirirken size haber vermiyor da, iş işten geçince hesabı kesiyor. Ürik asit denilen o meret kandaki sınırları aştığında, gidip en zayıf bulduğu yere çöküyor işte. Hani bazen bir şeyleri biriktirirsin de aniden dökülür ya... Tam olarak öyle bir birikimin patlaması bu süreç.
Yalnız sadece tek bir eklemde kalacak diye bir kural da yok hani. Bir bakmışsın bugün parmakta, birkaç ay sonra el bileğinde kendini belli etmiş. Sabah uyanıyorsun, parmaklarını kapatırken bir tutukluk, bir sertlik... "Hava soğuk ondan herhalde" diyorsun ama alakası yok vallahi.
Ateşlenme hissi geliyor arkasından, hani öyle yüksek derece termometre ateşi gibi değil de için için yanan bir hararet. Bütün vücut bir kırgınlık havasına bürünüyor, halsizlik çöküyor omuzlara. Zaten o ağrıyla uğraşırken insanın takkati de kalmıyor ki, zihnen de yoruluyor insan.
Uzun süre oturup kalktıktan sonra atılan o ilk adım var ya... O ilk adımda sanki eklemin içine incecik iğneler batırıyorlar. Adımını geri çekmek istiyorsun ama çekemiyorsun da. Zamanla o kriz anları geçiyor belki, hafifliyor gibi oluyor ama zemin altında o hassasiyet hep kalıyor.
Bence bir sabah durup dururken ekleminde garip bir şişlik ve ısı hissettiysen, hiç "Ayakkabı vurdu herhalde" falan diye kendini kandırma. Vücut bir şekilde diliyle konuşuyor bizimle, kulak vermek lazım. Bir çay demleyip oturmak, o ağrılı bölgeyi zorlamadan dinlendirmek ve bir bilene danışmak en doğrusu sanırım...