Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyona geçip kontağı çevirdiğinizde o sarı arıza lambasının gözünüzün içine baka baka yanması kadar insanın canını sıkan çok az şey vardır otomobil dünyasında. Hele ki kullandığınız araç bir Seat ise, kaputun altındaki o Alman-İspanyol kırması hassas teknoloji hemen tepkisini koyar. Yıllardır direksiyon sallayan, tamirhanelerin tozunu yutmuş biri olarak söylerim: O lamba genellikle egzoz sisteminin kalbinde duran minicik bir parçaya, yani lambda sensörüne işaret eder. Kod okuyucuya bağlarsınız, karşınıza oksijen sensörü devresi der... İşte o an anlarsınız ki motorunuz dışarıya kaç gram hava girip çıktığının hesabını şaşırmıştır.
Motorun nefes alışını kontrol eden bu meret bozuldu mu, arabanın karakteri bir anda değişiverir. Bir bakmışsınız gaza basıyorsunuz ama araba nazlanıyor, arkadan biri çekiyormuş gibi isteksizce hızlanıyor. Hani o Seat’ın kendine has seri kalkışları, o atikliği vardır ya... Puf diye uçar gider işte. Zengin karışım derler ustalar, motor silindirlere gereğinden fazla benzin püskürtmeye başlar; silindirler adeta yakıta boğulur.
Cebinizi yakmaya başladığında anlarsınız asıl mevzuyu. Depoyu doldurursunuz, her zaman gittiğiniz kilometrenin yarısına gelmeden ibrenin dip yaptığına şahit olursunuz. Benzin istasyonundaki görevliyle akraba olursunuz kısa sürede. Yakıt tüketimi bir anda fırlar, egzozdan buram buram çiğ benzin kokusu gelmeye başlar. Sanki parayı depoya değil de direkt egzoz borusundan yola saçıyorsunuzdur.
Egzozdan çıkan o simsiyah dumanı gördüğünüzde iş işten geçmek üzeredir aslında. Oksijen miktarı doğru ölçülemeyince katalitik konvertör de ne yapacağını şaşırır, yüksek ısıdan içindeki seramik petekler erimeye başlar. Küçük bir sensör masrafından kaçayım derken, binlerce liralık devasa bir egzoz sistemi hasarıyla baş başa kalmak... Otomobil sahibinin en büyük kâbusudur bu.
Sadece yakıtı içmekle kalmaz, rölantide çalışırken arabayı sallım sallım sallar bu arıza. Kırmızı ışıkta durursunuz, devir saatinin ibresi bir aşağı bir yukarı dans etmeye başlar. Sanırsınız ki araba birazdan stop edecek. Hatta bazen eder de! Sanki motorun içinde bir şeyler ritmini kaybetmiştir, kalbi düzensiz çarpan bir insan gibi kesik kesik çalışır.
Servise götürdüğünüzde "ya temizleyelim ya değiştirelim" diyecekler, hiç düşünmeden yenisini taktırın. Tamam, bazı ustalar spreyle temizleyip göndermeyi dener ama o kurşunsuz benzinin kurumlaşmış kalıntıları o hassa gözeneklere bir kere işledi mi... İflas etmiş bir parçayı zorla yaşatmaya çalışmanın alemi yok. Muadil parçalara çok kaçmadan, doğrudan orijinal ya da kaliteli bir OE üretici parçası seçmekte fayda var.
Aklınızda olsun, o sarı lamba yandığı an paniğe gerek yok ama ihmale de gelmez. Arabanın size fısıldadığı bu küçük uyarıyı görmezden gelirseniz, yarın bir gün yolda kaldığınızda araç size çok daha yüksek sesle bağıracaktır. Sonra çekici beklerken emniyet şeridinde yakılan bir sigara... Hiç gerek yok dostlar, vakit kaybetmeden kulak verin arabanızın sesine.
Motorun nefes alışını kontrol eden bu meret bozuldu mu, arabanın karakteri bir anda değişiverir. Bir bakmışsınız gaza basıyorsunuz ama araba nazlanıyor, arkadan biri çekiyormuş gibi isteksizce hızlanıyor. Hani o Seat’ın kendine has seri kalkışları, o atikliği vardır ya... Puf diye uçar gider işte. Zengin karışım derler ustalar, motor silindirlere gereğinden fazla benzin püskürtmeye başlar; silindirler adeta yakıta boğulur.
Cebinizi yakmaya başladığında anlarsınız asıl mevzuyu. Depoyu doldurursunuz, her zaman gittiğiniz kilometrenin yarısına gelmeden ibrenin dip yaptığına şahit olursunuz. Benzin istasyonundaki görevliyle akraba olursunuz kısa sürede. Yakıt tüketimi bir anda fırlar, egzozdan buram buram çiğ benzin kokusu gelmeye başlar. Sanki parayı depoya değil de direkt egzoz borusundan yola saçıyorsunuzdur.
Egzozdan çıkan o simsiyah dumanı gördüğünüzde iş işten geçmek üzeredir aslında. Oksijen miktarı doğru ölçülemeyince katalitik konvertör de ne yapacağını şaşırır, yüksek ısıdan içindeki seramik petekler erimeye başlar. Küçük bir sensör masrafından kaçayım derken, binlerce liralık devasa bir egzoz sistemi hasarıyla baş başa kalmak... Otomobil sahibinin en büyük kâbusudur bu.
Sadece yakıtı içmekle kalmaz, rölantide çalışırken arabayı sallım sallım sallar bu arıza. Kırmızı ışıkta durursunuz, devir saatinin ibresi bir aşağı bir yukarı dans etmeye başlar. Sanırsınız ki araba birazdan stop edecek. Hatta bazen eder de! Sanki motorun içinde bir şeyler ritmini kaybetmiştir, kalbi düzensiz çarpan bir insan gibi kesik kesik çalışır.
Servise götürdüğünüzde "ya temizleyelim ya değiştirelim" diyecekler, hiç düşünmeden yenisini taktırın. Tamam, bazı ustalar spreyle temizleyip göndermeyi dener ama o kurşunsuz benzinin kurumlaşmış kalıntıları o hassa gözeneklere bir kere işledi mi... İflas etmiş bir parçayı zorla yaşatmaya çalışmanın alemi yok. Muadil parçalara çok kaçmadan, doğrudan orijinal ya da kaliteli bir OE üretici parçası seçmekte fayda var.
Aklınızda olsun, o sarı lamba yandığı an paniğe gerek yok ama ihmale de gelmez. Arabanın size fısıldadığı bu küçük uyarıyı görmezden gelirseniz, yarın bir gün yolda kaldığınızda araç size çok daha yüksek sesle bağıracaktır. Sonra çekici beklerken emniyet şeridinde yakılan bir sigara... Hiç gerek yok dostlar, vakit kaybetmeden kulak verin arabanızın sesine.