Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Çocuğun gözlerindeki o kırık ışık, hiçbir uzmanın kitabında yazmaz; onu ancak bir anne, bir baba ya da gecesini o sessizliğe gömmüş eski bir tanık fark eder. Bir gün okul kapısından içeri neşeyle giren o cıvıl cıvıl ruh, ertesi akşam eve döndüğünde omuzlarına sanki dünyayı yüklemiş gibidir. Sırt çantasını koridora fırlatışındaki o hiddet, o sebepsiz öfke patlamaları falan... Hepsi birer imdat çağrısı aslında. Sormaz mısın kendine, ne oldu da bu çocuk bir gecede böyle kabuğuna çekildi diye?
Bir çocuğun susuşu, bağırışından bin kat daha gürültülüdür bazen. Odasına kapanıp saatlerce duvara bakması, yemeğe elini bile sürmemesi, üstelik "Bir şeyim yok" derken sesinin o incecik titremesi... Vallahi billahi bir şeyler ters gidiyordur orada, hissettirir kendini. Okulda birileri onun varlığını hırpalıyor, ruhunu incitiyor işte. Sessizlik, bir çocuğun sığınabileceği en tehlikeli limandır oysa.
Sahi, o yatak ıslatmalar, gece ortasında kan ter içinde uyanmalar birdenbire mi başladı sanıyorsunuz? Vücut, zihnin taşıyamadığı o ağır yükü dışarı vurur bir şekilde. Sabahları karın ağrısıyla, nedensiz mide bulantılarıyla uyanmak... Hepsi o okul yolunu uzatmak, o koridordaki devasa baskıdan bir gün daha kaçabilmek için verilen çaresizce bir çaba. Ağrıyan çocuk değildir orada; ağrıyan, o küçük bedenin sırtladığı koca bir korkudur.
Ceketinin kolundaki o küçük yırtık, dizindeki hafif morluk sadece bir kaza olamaz, değil mi? "Sıraya çarptım" der geçer, gözlerini senden kaçırarak söyler bunu üstelik. Bazen de en sevdiği kalemi, o çok özendiğin beslenme çantası kayboluverir birdenbire. Hani derler ya, eşyadır yerine gelir... Ama ya o eşyalarla birlikte çocuğun özsaygısı da yok olup gidiyorsa?
Bir çocuğun neşesini çalmak, dünyadaki en sessiz hırsızlıktır abi. Dün mahallede koşup oynayan, arkadaş canlısı o çocuk gider; yerine her sesten irkilen, gölgesinden bile korkan bir yabancı gelir. Okul lafı geçtiği an yüzünün kireç gibi beyazlaması, ders başarısının bir anda tepe taklak olması... Hep aynı kapıya çıkıyor bu izler, hepsi aynı karanlık kuyuyu işaret ediyor.
Bakmayın öyle dışarıdan süzülen sakinliğe, o fırtına çocuğun tam göğsünün ortasında kopuyor. Ne yapıp edip o kilitli kapıları aralamak şart. Yargılamadan, "Sen de bir şey yapmadın değil mi?" diye üstelemeden, sadece sarılarak... Çocuğunuzun gözlerinin içine bakın; çünkü oradaki o küçücük korku, zamanla devasa bir yaraya dönüşmeden önce sığınacak tek bir güvenli liman arıyor...
Bir çocuğun susuşu, bağırışından bin kat daha gürültülüdür bazen. Odasına kapanıp saatlerce duvara bakması, yemeğe elini bile sürmemesi, üstelik "Bir şeyim yok" derken sesinin o incecik titremesi... Vallahi billahi bir şeyler ters gidiyordur orada, hissettirir kendini. Okulda birileri onun varlığını hırpalıyor, ruhunu incitiyor işte. Sessizlik, bir çocuğun sığınabileceği en tehlikeli limandır oysa.
Sahi, o yatak ıslatmalar, gece ortasında kan ter içinde uyanmalar birdenbire mi başladı sanıyorsunuz? Vücut, zihnin taşıyamadığı o ağır yükü dışarı vurur bir şekilde. Sabahları karın ağrısıyla, nedensiz mide bulantılarıyla uyanmak... Hepsi o okul yolunu uzatmak, o koridordaki devasa baskıdan bir gün daha kaçabilmek için verilen çaresizce bir çaba. Ağrıyan çocuk değildir orada; ağrıyan, o küçük bedenin sırtladığı koca bir korkudur.
Ceketinin kolundaki o küçük yırtık, dizindeki hafif morluk sadece bir kaza olamaz, değil mi? "Sıraya çarptım" der geçer, gözlerini senden kaçırarak söyler bunu üstelik. Bazen de en sevdiği kalemi, o çok özendiğin beslenme çantası kayboluverir birdenbire. Hani derler ya, eşyadır yerine gelir... Ama ya o eşyalarla birlikte çocuğun özsaygısı da yok olup gidiyorsa?
Bir çocuğun neşesini çalmak, dünyadaki en sessiz hırsızlıktır abi. Dün mahallede koşup oynayan, arkadaş canlısı o çocuk gider; yerine her sesten irkilen, gölgesinden bile korkan bir yabancı gelir. Okul lafı geçtiği an yüzünün kireç gibi beyazlaması, ders başarısının bir anda tepe taklak olması... Hep aynı kapıya çıkıyor bu izler, hepsi aynı karanlık kuyuyu işaret ediyor.
Bakmayın öyle dışarıdan süzülen sakinliğe, o fırtına çocuğun tam göğsünün ortasında kopuyor. Ne yapıp edip o kilitli kapıları aralamak şart. Yargılamadan, "Sen de bir şey yapmadın değil mi?" diye üstelemeden, sadece sarılarak... Çocuğunuzun gözlerinin içine bakın; çünkü oradaki o küçücük korku, zamanla devasa bir yaraya dönüşmeden önce sığınacak tek bir güvenli liman arıyor...