Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
İlk çığlık anından beri içimizde taşıdığımız o bitmek bilmeyen "Ben nerede yanlış yapıyorum?" sorusu, aslında modern ebeveynliğin en büyük tuzağıdır. Çocuk bu, ağlar elbette; ciğeri açılsın derdi eskiler ama işin aslı öyle kolayca geçiştirilecek gibi de değil hani. Gün boyu kesilmeyen o tiz ses duvarlara çarpıp beyninizin içinde yankılanırken sakin kalabilene aşk olsun, vallahi billahi sabır taşı çatlatır insanı. Bazen sadece durup, hiçbir şey yapmadan o sesin geçmesini beklemek en doğrusudur ama gelin de bunu o anki panikle kendinize anlatın...
Sessizlik bir lüks değil, her çocuğun ve aslında her anne babanın en temel gelişimsel ihtiyacıdır. Bizler her ağlamayı anında çözülmesi gereken bir kriz, hemen susturulması gereken bir arıza gibi görmeye programlanmışız bir kere. Oysa bazen o gözyaşları sadece günün yorgunluğunu, gürültüsünü, o küçücük bedene ağır gelen uyarılmışlık halini dışarı atma yoludur, bir nevi deşarj mekanizması yani. Müdahale etmekte o kadar acele ediyoruz ki, çocuğun kendi kendini sakinleştirmeyi öğrenmesine hiç fırsat tanımıyoruz...
Ebeveynlik klinikleri ve pedagog ofisleri, aslında sadece dinlenilmeye ihtiyacı olan ama her ses çıkardığında hastaneye taşınan çocukların hikayeleriyle doludur. Bir düşünün, fiziksel hiçbir sıkıntısı yoksa, karnı toksa, altı temizse ve hala o feryat figan devam ediyorsa, orada durup biraz nefes almak gerekir. "Ağlatıp kenara mı atalım yani?" diyebilirsiniz, hayır, asla öyle değil; sadece kucağınıza alıp sessizce yanında durun, güvende olduğunu hissettirin yeter. Konuşarak, pışpışlayarak ortalığı daha da velveleye vermenin ne alemi var abi ya, bazen sadece susmak en büyük ilaçtır.
Gelişim basamakları denen o zorlu virajlar, her döndüğümüzde karşımıza yepyeni ve tanımlayamadığımız ağlama krizleri çıkarır. Çocuk büyüyor, dünyayı keşfediyor, hissettiği duygular o kadar büyük ki o küçücük bedenine ve kelime haznesine sığmıyor haliyle. E nasıl ifade edecek kendini bu çocuk; tabii ki en iyi bildiği yolla, bağırarak... Ne zaman ki her çığlığın ardında bir patoloji aramayı bırakıp bunu büyümenin doğal bir parçası olarak kabul ederiz, işte o zaman evdeki o gergin hava dağılmaya başlar.
Kendi kaygımızı çocuğa yansıtma hızımız, ışık hızından bile daha yüksek olabilir bazen. Biz içeride "Eyvah yine başladı, ne yapacağım?" diye kıvranırken, o küçük radar bizim her milim gerginliğimizi anında yakalayıp kendi ses tonunu iki katına çıkarıyor zaten. Kendi sakinliğinizi koruyamadığınız sürece o feryadı dindirmeniz neredeyse imkansız, bunu bizzat deneyimlemiş biri olarak söylüyorum. Önce kendi omuzlarınızı indirin, derin bir nefes alın ve bırakın o fırtına kendi kendine dinsin...
Sessizlik bir lüks değil, her çocuğun ve aslında her anne babanın en temel gelişimsel ihtiyacıdır. Bizler her ağlamayı anında çözülmesi gereken bir kriz, hemen susturulması gereken bir arıza gibi görmeye programlanmışız bir kere. Oysa bazen o gözyaşları sadece günün yorgunluğunu, gürültüsünü, o küçücük bedene ağır gelen uyarılmışlık halini dışarı atma yoludur, bir nevi deşarj mekanizması yani. Müdahale etmekte o kadar acele ediyoruz ki, çocuğun kendi kendini sakinleştirmeyi öğrenmesine hiç fırsat tanımıyoruz...
Ebeveynlik klinikleri ve pedagog ofisleri, aslında sadece dinlenilmeye ihtiyacı olan ama her ses çıkardığında hastaneye taşınan çocukların hikayeleriyle doludur. Bir düşünün, fiziksel hiçbir sıkıntısı yoksa, karnı toksa, altı temizse ve hala o feryat figan devam ediyorsa, orada durup biraz nefes almak gerekir. "Ağlatıp kenara mı atalım yani?" diyebilirsiniz, hayır, asla öyle değil; sadece kucağınıza alıp sessizce yanında durun, güvende olduğunu hissettirin yeter. Konuşarak, pışpışlayarak ortalığı daha da velveleye vermenin ne alemi var abi ya, bazen sadece susmak en büyük ilaçtır.
Gelişim basamakları denen o zorlu virajlar, her döndüğümüzde karşımıza yepyeni ve tanımlayamadığımız ağlama krizleri çıkarır. Çocuk büyüyor, dünyayı keşfediyor, hissettiği duygular o kadar büyük ki o küçücük bedenine ve kelime haznesine sığmıyor haliyle. E nasıl ifade edecek kendini bu çocuk; tabii ki en iyi bildiği yolla, bağırarak... Ne zaman ki her çığlığın ardında bir patoloji aramayı bırakıp bunu büyümenin doğal bir parçası olarak kabul ederiz, işte o zaman evdeki o gergin hava dağılmaya başlar.
Kendi kaygımızı çocuğa yansıtma hızımız, ışık hızından bile daha yüksek olabilir bazen. Biz içeride "Eyvah yine başladı, ne yapacağım?" diye kıvranırken, o küçük radar bizim her milim gerginliğimizi anında yakalayıp kendi ses tonunu iki katına çıkarıyor zaten. Kendi sakinliğinizi koruyamadığınız sürece o feryadı dindirmeniz neredeyse imkansız, bunu bizzat deneyimlemiş biri olarak söylüyorum. Önce kendi omuzlarınızı indirin, derin bir nefes alın ve bırakın o fırtına kendi kendine dinsin...