Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Odanın kapısını aralık bırakıp salona geçiyorsun, aradan iki dakika geçmeden o küçük ayak sesleri pıtır pıtır koridorda yankılanmaya başlıyor... Vallahi billahi her akşam aynı senaryoyu yaşamaktan tükenen o kadar çok ebeveyn var ki. Yaşadığın şey kesinlikle sana özel değil, önce bir derin nefes al. Çocuklarda bu tek başına yatamama durumu aslında o kadar doğal bir gelişimsel evre ki, nörobiyolojik olarak beynin tehlike algısıyla doğrudan alakalı. Çocuk orada yalnız kaldığında zihninde bir amigdala alarmı çalıyor adeta, yani çocuk sana şımarıklık yapmıyor, gerçekten o an bir tehdit algısı yönetiyor.
Gece yarısı gözünü açıp seni yanında göremeyince yaşanan o panik hali yok mu... Işıkları kapatıp "haydi iyi geceler" deyip çıkmak bazı çocuklarda nesne devamlılığı algısı tam oturmadığı için ciddi bir terkedilme korkusu tetikleyebiliyor. Hani diyoruz ya gelişimsel psikolojide "güvenli bağlanma" diye, işte tam olarak burada düğümleniyor iş. Yanına gelip sarılmak istiyor çünkü senin kokun, senin nefesin onun sinir sistemini regüle eden tek güvenli liman. Bazen tam uyudu diyorsun, parmak uçlarında odadan süzülüyorsun ki... Tam kapının koluna elini attığın an "anneee" ya da "babaaa" diye bir ses yükseliyor.
Peki ne yapmalı da bu dairesel kısırdöngüyü kırmalı, nasıl bir yol izlemeli? Kademeli duyarsızlaştırma yöntemi denilen bir niyet var, yavaş yavaş mesafeyi artırmak yani. İlk gece yatağının hemen dibinde bir sandalyede oturursun, birkaç gece sonra o sandalyeyi bir metre geriye çekersin, sonra kapının eşiğine... Acele etmeden, çocuğun kaygı seviyesini yükseltmeden adım adım ilerlemek gerekiyor. Abi valla pat diye odayı ayırmaya çalışmak hem çocukta travmatik bir etki bırakıyor hem de senin sabrını tamamen tüketiyor.
Yatak odasını sadece uyunan bir yer olmaktan çıkarıp gün içinde de orada keyifli vakit geçirmesini sağlamak ortamın tekinsiz algısını kırabilir mi acaba? Gündüzleri o odada oyun oynamak, kitap okumak, odaya dair olumlu nöral bağlantılar kurmasını sağlar. Bir de şu uyku öncesi rutinleri meselesi var elbette. Uyku hijyeni dediğimiz şey sadece yatağın temizliği değil; ekranı en az bir saat önce kapatmak, ortam ışığını sarıya çevirmek, ılık bir duşaldırmak... Vücudun melatonin salgılamasını kolaylaştıracak her türlü sakinleştirici ritüel o geçişi inanılmaz yumuşatıyor.
Gecenin bir yarısı yatağına geldiğinde onu kararlı ama şefkatli bir şekilde tekrar kendi odasına götürmek inanılmaz bir sabır gerektiriyor, biliyorum. Bir noktadan sonra insan "aman neyse yatsın yanımda da uyuyayım" kolaycılığına kaçmak istiyor ki çok haklısın. Ama o tutarlılığı bir kez bozunca, ertesi gece kuralı tekrar koymak iki kat daha zorlaşıyor. Kendi öz düzenleme yeteneğini kazanması için ona zaman tanımak lazım. Zamanla, güven hissettikçe ve kendi kendine yatma becerisini geliştirdikçe...
Bazen de odadaki o hayali canavarlar, karanlıktaki gölgeler zihnini iyice kurcalıyor işte. Onların hissettiklerini küçümsemeden, "korkacak bir şey yok" deyip kestirip atmadan dinlemek çok kritik. "Görüyorsun işte odanda hiçbir şey yok" demek yerine "Şu an korktuğunu anlıyorum, ben buradayım ve güvendesin" mesajını vermek o duygusal yükü hafifletiyor. Güven hissi sağlandıktan sonra gerisi yavaş yavaş çorap söküğü gibi geliyor zaten.
Gece yarısı gözünü açıp seni yanında göremeyince yaşanan o panik hali yok mu... Işıkları kapatıp "haydi iyi geceler" deyip çıkmak bazı çocuklarda nesne devamlılığı algısı tam oturmadığı için ciddi bir terkedilme korkusu tetikleyebiliyor. Hani diyoruz ya gelişimsel psikolojide "güvenli bağlanma" diye, işte tam olarak burada düğümleniyor iş. Yanına gelip sarılmak istiyor çünkü senin kokun, senin nefesin onun sinir sistemini regüle eden tek güvenli liman. Bazen tam uyudu diyorsun, parmak uçlarında odadan süzülüyorsun ki... Tam kapının koluna elini attığın an "anneee" ya da "babaaa" diye bir ses yükseliyor.
Peki ne yapmalı da bu dairesel kısırdöngüyü kırmalı, nasıl bir yol izlemeli? Kademeli duyarsızlaştırma yöntemi denilen bir niyet var, yavaş yavaş mesafeyi artırmak yani. İlk gece yatağının hemen dibinde bir sandalyede oturursun, birkaç gece sonra o sandalyeyi bir metre geriye çekersin, sonra kapının eşiğine... Acele etmeden, çocuğun kaygı seviyesini yükseltmeden adım adım ilerlemek gerekiyor. Abi valla pat diye odayı ayırmaya çalışmak hem çocukta travmatik bir etki bırakıyor hem de senin sabrını tamamen tüketiyor.
Yatak odasını sadece uyunan bir yer olmaktan çıkarıp gün içinde de orada keyifli vakit geçirmesini sağlamak ortamın tekinsiz algısını kırabilir mi acaba? Gündüzleri o odada oyun oynamak, kitap okumak, odaya dair olumlu nöral bağlantılar kurmasını sağlar. Bir de şu uyku öncesi rutinleri meselesi var elbette. Uyku hijyeni dediğimiz şey sadece yatağın temizliği değil; ekranı en az bir saat önce kapatmak, ortam ışığını sarıya çevirmek, ılık bir duşaldırmak... Vücudun melatonin salgılamasını kolaylaştıracak her türlü sakinleştirici ritüel o geçişi inanılmaz yumuşatıyor.
Gecenin bir yarısı yatağına geldiğinde onu kararlı ama şefkatli bir şekilde tekrar kendi odasına götürmek inanılmaz bir sabır gerektiriyor, biliyorum. Bir noktadan sonra insan "aman neyse yatsın yanımda da uyuyayım" kolaycılığına kaçmak istiyor ki çok haklısın. Ama o tutarlılığı bir kez bozunca, ertesi gece kuralı tekrar koymak iki kat daha zorlaşıyor. Kendi öz düzenleme yeteneğini kazanması için ona zaman tanımak lazım. Zamanla, güven hissettikçe ve kendi kendine yatma becerisini geliştirdikçe...
Bazen de odadaki o hayali canavarlar, karanlıktaki gölgeler zihnini iyice kurcalıyor işte. Onların hissettiklerini küçümsemeden, "korkacak bir şey yok" deyip kestirip atmadan dinlemek çok kritik. "Görüyorsun işte odanda hiçbir şey yok" demek yerine "Şu an korktuğunu anlıyorum, ben buradayım ve güvendesin" mesajını vermek o duygusal yükü hafifletiyor. Güven hissi sağlandıktan sonra gerisi yavaş yavaş çorap söküğü gibi geliyor zaten.