Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıp gülümsemeyi erteleyen o kadar çok insan var ki... Ön dişindeki ufak bir çatlak veya sararma yüzünden fotoğraflarda ağzını kapatanlar, gülüşünü gizleyenler. Oysa kompozit dolgu denilen o beyaz malzeme dakikalar içinde her şeyi değiştirebiliyor; tam anlamıyla sihirli bir dokunuş gibi.
Diş hekiminin koltuğuna oturulduğunda süreç düşündüğünüzden çok daha hızlı ilerliyor abi ya. Işınlı cihazlar, kat kat uygulanan estetik reçineler, dişe verilen o doğal form... Zaten amaç da tam olarak bu değil mi, dışarıdan bakan kimsenin orada bir müdahale olduğunu anlamaması?
Porselen kaplamalar gibi dişi yontup küçültmeye hiç gerek kalmıyor vallahi billahi. Doğal diş dokusu sapasağlam yerinde dururken, sadece sorunlu bölgeye mikro estetik dokunuşlar yapılıyor. Dişi koruyarak güzelleştirmek, yani dokuya hiç zarar vermeden estetik yakalamak...
Renk seçimi aşaması ise başlı başına bir sanat, adeta bir ressamın palet hazırlaması gibi. Hastanın kendi diş tonuna birebir uyan estetik rezin seçilmezse, o ön diş adeta ben buradayım diye bağırır. Ton tam tutturulursa kimse fark etmez, orijinal dişten ayırt bile edilemez.
Dişlerin arasındaki o küçük boşlukları kapatmak için aylarca tel takmak istemeyenler soluğu direkt bu yöntemde alıyor. Tıptaki adıyla diastema kapatma işlemiyle bir saat içinde o boşluk yok oluyor. Pratik çözüm arayanların ilk tercihi olması hiç tesadüf değil.
Çay, kahve ya da sigara tiryakiliği varsa eğer, dolgunun kenarlarında zamanla hafif lekelenmeler yaşanabiliyor tabii... Ama düzenli polisaj, yani cila bakımıyla o ilk günkü parlaklığı yeniden yakalamak işten bile değil. Yılda bir hekime uğramak yetip artıyor.
Dayanıklılık konusunda kafasında soru işareti olanlar illa ki çıkacaktır. Günümüzün modern nano-teknolojik malzemeleri eski tip dolgular gibi öyle kolay kolay kırılıp düşmüyor artık. Yine de ön dişlerle sert kabuklu kuruyemiş kırmaya çalışmamak lazım tabii...
Maliyet açısından bakıldığında porselen lamine veya zirkonyuma kıyasla bütçeyi hiç yormayan bir seçenek. Hem cebi koruyor hem de tek seansta klinikten özgüvenle çıkmayı sağlıyor. Bir taşla iki kuş vurmak dedikleri şey tam olarak bu olsa gerek.
Diş hekiminin koltuğuna oturulduğunda süreç düşündüğünüzden çok daha hızlı ilerliyor abi ya. Işınlı cihazlar, kat kat uygulanan estetik reçineler, dişe verilen o doğal form... Zaten amaç da tam olarak bu değil mi, dışarıdan bakan kimsenin orada bir müdahale olduğunu anlamaması?
Porselen kaplamalar gibi dişi yontup küçültmeye hiç gerek kalmıyor vallahi billahi. Doğal diş dokusu sapasağlam yerinde dururken, sadece sorunlu bölgeye mikro estetik dokunuşlar yapılıyor. Dişi koruyarak güzelleştirmek, yani dokuya hiç zarar vermeden estetik yakalamak...
Renk seçimi aşaması ise başlı başına bir sanat, adeta bir ressamın palet hazırlaması gibi. Hastanın kendi diş tonuna birebir uyan estetik rezin seçilmezse, o ön diş adeta ben buradayım diye bağırır. Ton tam tutturulursa kimse fark etmez, orijinal dişten ayırt bile edilemez.
Dişlerin arasındaki o küçük boşlukları kapatmak için aylarca tel takmak istemeyenler soluğu direkt bu yöntemde alıyor. Tıptaki adıyla diastema kapatma işlemiyle bir saat içinde o boşluk yok oluyor. Pratik çözüm arayanların ilk tercihi olması hiç tesadüf değil.
Çay, kahve ya da sigara tiryakiliği varsa eğer, dolgunun kenarlarında zamanla hafif lekelenmeler yaşanabiliyor tabii... Ama düzenli polisaj, yani cila bakımıyla o ilk günkü parlaklığı yeniden yakalamak işten bile değil. Yılda bir hekime uğramak yetip artıyor.
Dayanıklılık konusunda kafasında soru işareti olanlar illa ki çıkacaktır. Günümüzün modern nano-teknolojik malzemeleri eski tip dolgular gibi öyle kolay kolay kırılıp düşmüyor artık. Yine de ön dişlerle sert kabuklu kuruyemiş kırmaya çalışmamak lazım tabii...
Maliyet açısından bakıldığında porselen lamine veya zirkonyuma kıyasla bütçeyi hiç yormayan bir seçenek. Hem cebi koruyor hem de tek seansta klinikten özgüvenle çıkmayı sağlıyor. Bir taşla iki kuş vurmak dedikleri şey tam olarak bu olsa gerek.