Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Ameliyat masasına yatma fikri bile insanın tüylerini diken diken etmeye yeter de artar vallahi. Ama o büyük günden önce geçeceğiniz o test maratonu var ya, aslında işin en güvenli limanı. Doktorların elindeki o check-list boşuna hazırlanmıyor; her bir tüp kan, çekilen her bir film sizin o masadan sağ salim kalkmanız için birer teminat. Hani hep sorarlar ya "Neden bu kadar çok tüp kan alıyorlar?" diye, işte tam olarak bu yüzden... Vücudunuzun içinde ne olup bittiğini, o anesteziyi kaldırıp kaldıramayacağınızı anlamanın başka yolu yok çünkü.
Kan tahlilleri bu işin adeta kutsal başlangıç çizgisidir, bunu bir kere kafamıza yazalım. Kolunuzu uzatırsınız, hemşire hanım damarı bulur ve o renkli tüpler birer birer dolar. Hemogram dedikleri o tam kan sayımı var ya, vücutta bir enfeksiyon olup olmadığını ya da gizli bir kansızlığı şak diye ortaya koyuverir. Kansız bir şekilde ameliyata girmek... Düşünmesi bile riskli, zaten hiçbir cerrah da bu topa kolay kolay girmez. Bazen de pıhtılaşma sürelerine bakarlar ki, operasyon sırasında durdurulamaz kanamalarla uğraşılmasın.
Kalbiniz tıkır tıkır çalışıyor gibi hissedebilirsiniz ama EKG cihazı yalan söylemez abi. O göğsünüze yapıştırılan küçük vantuzlar var ya, kalbinizin elektriksel haritasını çıkarıp doktorun önüne seriyor işte. Anestezi uzmanı o kağıttaki dalgalara bakmadan size "Tamam, uyutabiliriz" demez, diyemez. Kalpte ritim bozukluğu mu var, yoksa geçmişte sessiz sedasız bir kriz mi atlatılmış, hepsi o çizgilerde gizli.
Akciğer filmi çekilmeden o ameliyathanenin kapısından içeri adım bile atamazsınız, bu kadar net konuşuyorum. Hele bir de sigara kullanıyorsanız ya da yaş biraz kemale erdiyse, o göğüs hastalıkları uzmanının kapısı illa ki çalınacak. Anestezi altındayken solunumu yapay olarak makine devralacağı için, akciğerlerinizin kapasitesini bilmek hayati önem taşıyor. "Benim nefesim iyidir, tıkanmam" demekle olmuyor bu işler maalesef...
Böbrekler ve karaciğer fonksiyonları da bu sürecin gizli kahramanları, hatta oyun kurucuları diyebiliriz. Vücuda verilecek o kadar ağır anestezi ilaçlarını kim temizleyecek sanıyorsunuz? Tabii ki karaciğer ve böbrekler. Üre, kreatinin ve karaciğer enzim değerleriniz normalse, vücudunuz o kimyasalları tıkır tıkır filtreleyip dışarı atabilir demektir. Yoksa o ilaçlar içeride birikir ki, bunu rüyanızda bile görmek istemezsiniz.
İdrar tahlili deyip geçmeyin, o küçük plastik kutunun içine sığan rapor bazen bütün ameliyat planını baştan aşağı değiştirebilir. İçeride sinsi bir idrar yolu enfeksiyonu varsa ve siz bunu hiç hissetmiyorsanız bile, o tahlilde ortaya çıkar. Enfeksiyon varken vücuda bıçak vurmak, mikroplara resmen davetiye çıkarmaktır. Önce o enfeksiyon kurutulur, sonra operasyon masasına yatılır, kural budur.
Son olarak, o anestezi doktoruyla yapacağınız o baş başa görüşme var ya... Aslında en büyük test o sohbetin ta kendisidir. Kullandığınız bitki çayından tutun, ailede anestezi sonrası uyanmakta zorluk çeken biri olup olmadığına kadar her şeyi dökülmeniz gerekir. "Aman canım, bundan ne olacak" dediğiniz ufacık bir detay bile... Neyse, siz siz olun, doktordan hiçbir şey saklamayın.
Kan tahlilleri bu işin adeta kutsal başlangıç çizgisidir, bunu bir kere kafamıza yazalım. Kolunuzu uzatırsınız, hemşire hanım damarı bulur ve o renkli tüpler birer birer dolar. Hemogram dedikleri o tam kan sayımı var ya, vücutta bir enfeksiyon olup olmadığını ya da gizli bir kansızlığı şak diye ortaya koyuverir. Kansız bir şekilde ameliyata girmek... Düşünmesi bile riskli, zaten hiçbir cerrah da bu topa kolay kolay girmez. Bazen de pıhtılaşma sürelerine bakarlar ki, operasyon sırasında durdurulamaz kanamalarla uğraşılmasın.
Kalbiniz tıkır tıkır çalışıyor gibi hissedebilirsiniz ama EKG cihazı yalan söylemez abi. O göğsünüze yapıştırılan küçük vantuzlar var ya, kalbinizin elektriksel haritasını çıkarıp doktorun önüne seriyor işte. Anestezi uzmanı o kağıttaki dalgalara bakmadan size "Tamam, uyutabiliriz" demez, diyemez. Kalpte ritim bozukluğu mu var, yoksa geçmişte sessiz sedasız bir kriz mi atlatılmış, hepsi o çizgilerde gizli.
Akciğer filmi çekilmeden o ameliyathanenin kapısından içeri adım bile atamazsınız, bu kadar net konuşuyorum. Hele bir de sigara kullanıyorsanız ya da yaş biraz kemale erdiyse, o göğüs hastalıkları uzmanının kapısı illa ki çalınacak. Anestezi altındayken solunumu yapay olarak makine devralacağı için, akciğerlerinizin kapasitesini bilmek hayati önem taşıyor. "Benim nefesim iyidir, tıkanmam" demekle olmuyor bu işler maalesef...
Böbrekler ve karaciğer fonksiyonları da bu sürecin gizli kahramanları, hatta oyun kurucuları diyebiliriz. Vücuda verilecek o kadar ağır anestezi ilaçlarını kim temizleyecek sanıyorsunuz? Tabii ki karaciğer ve böbrekler. Üre, kreatinin ve karaciğer enzim değerleriniz normalse, vücudunuz o kimyasalları tıkır tıkır filtreleyip dışarı atabilir demektir. Yoksa o ilaçlar içeride birikir ki, bunu rüyanızda bile görmek istemezsiniz.
İdrar tahlili deyip geçmeyin, o küçük plastik kutunun içine sığan rapor bazen bütün ameliyat planını baştan aşağı değiştirebilir. İçeride sinsi bir idrar yolu enfeksiyonu varsa ve siz bunu hiç hissetmiyorsanız bile, o tahlilde ortaya çıkar. Enfeksiyon varken vücuda bıçak vurmak, mikroplara resmen davetiye çıkarmaktır. Önce o enfeksiyon kurutulur, sonra operasyon masasına yatılır, kural budur.
Son olarak, o anestezi doktoruyla yapacağınız o baş başa görüşme var ya... Aslında en büyük test o sohbetin ta kendisidir. Kullandığınız bitki çayından tutun, ailede anestezi sonrası uyanmakta zorluk çeken biri olup olmadığına kadar her şeyi dökülmeniz gerekir. "Aman canım, bundan ne olacak" dediğiniz ufacık bir detay bile... Neyse, siz siz olun, doktordan hiçbir şey saklamayın.