Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe, daha kargalar kahvaltısını etmeden yataktan fırlayıp koşu bandına atlamak... Kimileri için tam bir işkence, kimileri içinse hayatın ta kendisi. Yıllarca spor salonlarında dirsek çürütmüş, üzerine bir de bu işin bilimsel arka planını kovalamış biri olarak söylüyorum; bu açlık meselesi tam bir iki ucu keskin bıçak. Sosyal medyada dönen "aç karnına koşarsan cayır cayır yağ yakarsın" efsanelerine hemen kanmamak lazım vallahi, işin aslı biraz daha çetrefilli.
Glikojen depoları boşken antrenmana başladığınızda, vücut mecburen alternatif yakıt kaynaklarına yöneliyor. Yani teorik olarak, evet, organizma enerji üretmek için yağ hücrelerinin kapısını daha erken çalıyor. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var ki, o da kas kaybı riski. Uzun süreli açlıklarda sistem, kortizol hormonunun da etkisiyle kendi dokularını yakmaya başlayabiliyor...
Performans düşüşü yaşamak, bu yöntemin en can sıkıcı yanlarından biri olabilir. Kan şekeriniz yerlerde sürünürken o ağırlığı nasıl kaldıracaksınız, hangi motivasyonla depar atacaksınız? Şahsen denediğimde, kendimi antrenmanın ortasında dünyası kararmış bir halde bulmuştum; halsizlik, baş dönmesi, erken pes etmeler... Verimsiz bir antrenman yapmaktansa, tok karnına hakkını vererek çalışmak çok daha mantıklı geliyor kulağa.
Herkesin metabolizması, parmak izi gibi kendine münhasırdır derler ya, gerçekten de öyle. Bazı insanlar sabah aç karnına kardiyo yaptığında kendini kuş gibi hafif ve enerjik hisseder, gün boyu zinde kalır. Eğer siz de o şanslı azınlıktansanız, yani mideniz kazınmadan, tansiyonunuz oynamadan antrenmanı çıkarabiliyorsanız, ne ala, devam edin derim.
Hedefiniz kas kütlesini artırmak, tabiri caizse "hacimlenmek" ise açlık fikrini aklınızdan bile geçirmeyin abi ya. Kas inşası anabolik bir süreçtir ve vücudun amino asitlere, yani proteine ihtiyacı vardır. Aç susuz demir kaldırmaya çalışmak, temeli olmayan eve kat çıkmaya benzer; er ya da geç o sistem çöker.
Egzersizin yoğunluğu ve süresi bu denklemdeki en kritik değişken aslında. Yarım saatlik hafif tempolu bir yürüyüş için illa mükellef bir kahvaltı yapmanıza gerek yok tabii ki. Fakat iş yüksek yoğunluklu interval antrenmanlara (HIIT) veya ağır squat setlerine geldiğinde, depoda yakıt yoksa motoru yakarsınız...
Peki, ne yapmak lazım derseniz; orta yolu bulmak her zaman en sağlıklı çözümdür. Antrenmandan bir buçuk, iki saat önce yenecek kompleks karbonhidratlı ve proteinli hafif bir öğün, size ihtiyacınız olan o patlayıcı gücü fazlasıyla verecektir. İlla sabah aç çıkacağım diyorsanız da, en azından bir fincan sade kahve içip metabolizmayı uyandırmak ve spordan hemen sonra protein ağırlıklı beslenmek şart.
Glikojen depoları boşken antrenmana başladığınızda, vücut mecburen alternatif yakıt kaynaklarına yöneliyor. Yani teorik olarak, evet, organizma enerji üretmek için yağ hücrelerinin kapısını daha erken çalıyor. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var ki, o da kas kaybı riski. Uzun süreli açlıklarda sistem, kortizol hormonunun da etkisiyle kendi dokularını yakmaya başlayabiliyor...
Performans düşüşü yaşamak, bu yöntemin en can sıkıcı yanlarından biri olabilir. Kan şekeriniz yerlerde sürünürken o ağırlığı nasıl kaldıracaksınız, hangi motivasyonla depar atacaksınız? Şahsen denediğimde, kendimi antrenmanın ortasında dünyası kararmış bir halde bulmuştum; halsizlik, baş dönmesi, erken pes etmeler... Verimsiz bir antrenman yapmaktansa, tok karnına hakkını vererek çalışmak çok daha mantıklı geliyor kulağa.
Herkesin metabolizması, parmak izi gibi kendine münhasırdır derler ya, gerçekten de öyle. Bazı insanlar sabah aç karnına kardiyo yaptığında kendini kuş gibi hafif ve enerjik hisseder, gün boyu zinde kalır. Eğer siz de o şanslı azınlıktansanız, yani mideniz kazınmadan, tansiyonunuz oynamadan antrenmanı çıkarabiliyorsanız, ne ala, devam edin derim.
Hedefiniz kas kütlesini artırmak, tabiri caizse "hacimlenmek" ise açlık fikrini aklınızdan bile geçirmeyin abi ya. Kas inşası anabolik bir süreçtir ve vücudun amino asitlere, yani proteine ihtiyacı vardır. Aç susuz demir kaldırmaya çalışmak, temeli olmayan eve kat çıkmaya benzer; er ya da geç o sistem çöker.
Egzersizin yoğunluğu ve süresi bu denklemdeki en kritik değişken aslında. Yarım saatlik hafif tempolu bir yürüyüş için illa mükellef bir kahvaltı yapmanıza gerek yok tabii ki. Fakat iş yüksek yoğunluklu interval antrenmanlara (HIIT) veya ağır squat setlerine geldiğinde, depoda yakıt yoksa motoru yakarsınız...
Peki, ne yapmak lazım derseniz; orta yolu bulmak her zaman en sağlıklı çözümdür. Antrenmandan bir buçuk, iki saat önce yenecek kompleks karbonhidratlı ve proteinli hafif bir öğün, size ihtiyacınız olan o patlayıcı gücü fazlasıyla verecektir. İlla sabah aç çıkacağım diyorsanız da, en azından bir fincan sade kahve içip metabolizmayı uyandırmak ve spordan hemen sonra protein ağırlıklı beslenmek şart.