Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya her baktığımızda gözümüz illa ki o küçük detaya takılır ya, işte tam orada başlıyor her şey. Kırışıklıklar, sarkmalar ya da ne bileyim, sadece aynadaki o yorgun ifade... Aslında olay sadece yaşlanmak da değil vallahi, bazen yirmili yaşlarındaki bir genç bile "Şu burun ucum azıcık kalksa fena mı olur?" diye düşünüyor. Haklı da şimdi, kim istemez ki her sabah yataktan taze ve dinç uyanmış gibi görünmeyi? Ama durun hemen acele etmeyin, her aklına esen ameliyat masasına yatacak diye bir kural yok tabii...
Bazen de ruhumuz o kadar genç kalıyor ki, bedenimiz bu hıza ayak uyduramıyor sanki. İşte tam bu noktada, o aradaki makası kapatmak isteyen herkes potansiyel bir adaydır diyebiliriz aslında. Yani ruhuyla yüzü uyum yakalasın isteyenler... Tabii ki kronik bir rahatsızlığınız yoksa, kan değerleriniz de yerindeyse neden olmasın? Ama en önemlisi ne biliyor musunuz; gerçekçi beklentiler. Ameliyattan çıkınca bambaşka bir Hollywood yıldızı olacağını sananlar var ya, abi yok öyle bir dünya, bunu baştan kabul edelim.
Geçen gün bir danışanım geldi, öyle hevesli ki... Diyor ki "Yüzümdeki şu sert ifade gitsin, insanlar benden çekinmesin artık." Hakikaten de yapısal olarak kaş yapısı insanı olduğundan daha sinirli gösterebiliyor bazen. Sırf bu yüzden bile ufak dokunuşlar, minik dolgular ya da bir kaş kaldırma operasyonu insanın sosyal hayatını baştan aşağı değiştirebiliyor. Sadece fiziksel değil, doğrudan doğruya özgüvenle alakalı bir durum bu. Kendini aynada mutlu gören insanın etrafına saçtığı enerji bile değişiyor, enerjisi...
Peki ya yaş sınırı? Genelde on sekiz yaşını doldurmuş olmak teknik olarak yeterli sayılıyor ama işin bir de olgunluk boyutu var tabii. Kemik yapısının tam oturması lazım bir kere, özellikle burun ve çene estetiğinde acele etmemek şart. Gerçi bazen kepçe kulak gibi durumlarda okul çağından önce bile müdahale edilebiliyor, çocuk akran zorbalığı yaşamasın diye... Yani aslında yaş dediğimiz şey, yapılacak işlemin türüne göre o kadar esniyor ki.
Şunu da hiç unutmamak lazım; bazen sadece cildin kalitesini artırmak, o donuk, cansız görüntüyü silmek bile yeter. İlla bıçak altına yatmak, günlerce sargılarla gezmek gerekmiyor günümüzde. Ameliyatsız o kadar çok alternatif var ki artık, hani öğle arasında yaptırıp işe geri dönebileceğiniz cinsten... Önemli olan sizin yüzünüze neyin yakışacağı, o altın oranı yakalayabilmek. Komşunun yüzünde harika duran o elmacık kemiği sizde sırıtabilir, yapay durabilir çünkü herkesin kemik yapısı, kas dokusu kendine özel.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, bazen de sadece bir heves uğruna, sosyal medyadaki o filtrelerin rüzgarıyla bu işe kalkışanlar oluyor. Yapmayın gözünüzü seveyim, o filtreler geçici ama yüzünüz tek... Gerçekten buna ihtiyacınız var mı, yoksa sadece o popüler akıma mı kapıldınız, bunu kendinize dürüstçe sormanız gerek. Aynaya bakın ve o çizgilerin arkasındaki yaşanmışlıkları tamamen silmek mi istiyorsunuz, yoksa sadece daha dinamik bir "siz" mi arıyorsunuz? Kararınızı verirken içinizdeki o sese gerçekten kulak verin derim...
Bazen de ruhumuz o kadar genç kalıyor ki, bedenimiz bu hıza ayak uyduramıyor sanki. İşte tam bu noktada, o aradaki makası kapatmak isteyen herkes potansiyel bir adaydır diyebiliriz aslında. Yani ruhuyla yüzü uyum yakalasın isteyenler... Tabii ki kronik bir rahatsızlığınız yoksa, kan değerleriniz de yerindeyse neden olmasın? Ama en önemlisi ne biliyor musunuz; gerçekçi beklentiler. Ameliyattan çıkınca bambaşka bir Hollywood yıldızı olacağını sananlar var ya, abi yok öyle bir dünya, bunu baştan kabul edelim.
Geçen gün bir danışanım geldi, öyle hevesli ki... Diyor ki "Yüzümdeki şu sert ifade gitsin, insanlar benden çekinmesin artık." Hakikaten de yapısal olarak kaş yapısı insanı olduğundan daha sinirli gösterebiliyor bazen. Sırf bu yüzden bile ufak dokunuşlar, minik dolgular ya da bir kaş kaldırma operasyonu insanın sosyal hayatını baştan aşağı değiştirebiliyor. Sadece fiziksel değil, doğrudan doğruya özgüvenle alakalı bir durum bu. Kendini aynada mutlu gören insanın etrafına saçtığı enerji bile değişiyor, enerjisi...
Peki ya yaş sınırı? Genelde on sekiz yaşını doldurmuş olmak teknik olarak yeterli sayılıyor ama işin bir de olgunluk boyutu var tabii. Kemik yapısının tam oturması lazım bir kere, özellikle burun ve çene estetiğinde acele etmemek şart. Gerçi bazen kepçe kulak gibi durumlarda okul çağından önce bile müdahale edilebiliyor, çocuk akran zorbalığı yaşamasın diye... Yani aslında yaş dediğimiz şey, yapılacak işlemin türüne göre o kadar esniyor ki.
Şunu da hiç unutmamak lazım; bazen sadece cildin kalitesini artırmak, o donuk, cansız görüntüyü silmek bile yeter. İlla bıçak altına yatmak, günlerce sargılarla gezmek gerekmiyor günümüzde. Ameliyatsız o kadar çok alternatif var ki artık, hani öğle arasında yaptırıp işe geri dönebileceğiniz cinsten... Önemli olan sizin yüzünüze neyin yakışacağı, o altın oranı yakalayabilmek. Komşunun yüzünde harika duran o elmacık kemiği sizde sırıtabilir, yapay durabilir çünkü herkesin kemik yapısı, kas dokusu kendine özel.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, bazen de sadece bir heves uğruna, sosyal medyadaki o filtrelerin rüzgarıyla bu işe kalkışanlar oluyor. Yapmayın gözünüzü seveyim, o filtreler geçici ama yüzünüz tek... Gerçekten buna ihtiyacınız var mı, yoksa sadece o popüler akıma mı kapıldınız, bunu kendinize dürüstçe sormanız gerek. Aynaya bakın ve o çizgilerin arkasındaki yaşanmışlıkları tamamen silmek mi istiyorsunuz, yoksa sadece daha dinamik bir "siz" mi arıyorsunuz? Kararınızı verirken içinizdeki o sese gerçekten kulak verin derim...