Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Aynadaki o yabancı kadına baktı uzun uzun; göz kenarlarındaki çizgiler sanki bir gecede derinleşmiş, yanakları hafifçe teslim olmuştu yer çekimine. Hepimiz yaşıyoruz bunu, değil mi? Bir sabah uyanıyorsun ve hop, o eski gerginlik uçup gitmiş. İşte tam bu noktada, o bıçak altına yatma korkusunu altüst eden, adını her yerde duyduğumuz şu dolgu ve botoks ikilisi çıkıyor karşımıza. Ameliyatsız yüz estetiği uygulamaları dediğimiz o koca dünya, aslında sadece küçük birer sihirli dokunuş vaat ediyor bize. Vallahi billahi abartmıyorum, öğle arasında gidip beş dakikada o yorgun ifadeyi silip atanlar var. Ama tabii, işin sırrı o "doğal" çizgiyi aşmamakta gizli... Yoksa o birbirinin aynı, şaşkın bakan yüzlerden biri oluvermek işten bile değil.
Geçen gün bir danışanım, "Hocam, ben o eski çene hattımı özledim, hani şöyle keskin ve güçlü duran" diyerek girdi kapıdan. Çene ucu ve jawline dolgusu dedikleri şey tam olarak bu feryadın ilacı işte. Yüzü bir çerçeve gibi düşünün; o çerçeve gevşeyince içindeki resim de anlamını yitiriyor sanki. İki küçük enjeksiyon, biraz hyalüronik asit ve birden o sarkan gıdı görüntüsü illüzyon gibi yok oluveriyor. Sadece çene hattı mı peki? Değil elbet. Bazen sadece çeneyi biraz öne uzatmak bile tüm yüzün dengesini, o altın oranı bir anda yerine oturtuyor. Doğru açıyı bulmak, yüze o kaybolan karakteri yeniden kazandırmak... İşin bütün sırrı bu geometride yatıyor aslında.
Annesinin gençlik fotoğraflarındaki o duru, pürüzsüz cilde imrenerek büyüyen genç bir kızın telaşı geldi aklıma şimdi. Hani cildimiz bazen öyle bir kurur, öyle bir matlaşır ki, üzerine ne sürseniz fayda etmez ya... İşte son yılların o çılgın trendi, gençlik aşısı ya da namıdiğer nem aşısı tam burada devreye giriyor. Bu işlem aslında cildin altına "Hadi uyan, kolajen üret" diye fısıldayan bir dost elidir. Cildin altına vitaminleri, mineralleri, o susuzluğu gideren asitleri minik minik bırakıyorlar. Cildin resmen içeriden ışıldamaya başlıyor, hani makyajsız bile o bebeksi ıslak görünüm olur ya, aynen öyle. Parayla saadet olmaz derler ama parayla cilde nem ve ışıltı kesinlikle satın alınabiliyor abi, bu kadar net.
Gözlerinin altındaki o koyu halkalar yüzünden her gün "Hasta mısın, gece uyumadın mı?" sorularına maruz kalmaktan bıkmış bir adamı hatırlıyorum. Göz altı ışık dolgusu denilen o mucizeyle tanıştığı gün, yüzündeki o gölgenin gidişini izlemek müthiş bir keyifti. Göz altı derisi o kadar ince, o kadar hassas ki... Oraya yapılan müdahale adeta bir kuyumcu titizliği gerektiriyor. Doğru dozda, doğru derinliğe yapılan o dolgu, oradaki çöküklüğü yukarı kaldırıp ışığı yeniden yansıtmasını sağlıyor gözlerimizin. Bakışlarındaki o hüzünlü, o bezgin ifade bir anda uçup gidiyor; yerini taze, uykusunu iyi almış, hayat dolu bir insana bırakıyor. Bazen sadece bakışları kurtarmak, tüm yüzü kurtarmaktır çünkü.
Telefon ekranında kendi yansımasını görüp aniden irkilen, o yanaklarındaki sarkmayı eliyle yukarı doğru çeken dostlarım, yalnız değilsiniz. Ameliyatsız yüz germe dediğimiz o Fransız askısı ya da fokuslu ultrason teknolojileri tam olarak bu anlık reflekslerin eseri. Zaman akıp giderken cildin altındaki o elastik lifler gevşiyor, bağlar zayıflıyor maalesef. Biz ne yapıyoruz? O özel iplerle ya da ses dalgalarıyla cildi içeriden yukarıya doğru asıyoruz, adeta zamana ufak bir çalım atıyoruz. Ne bir kesi izi, ne günlerce süren o korkunç morluklar... Sadece yavaş yavaş, kendini yenileyen ve yukarı taşınan taze bir yüz. Kendine yatırım yapmak dedikleri şey bu olsa gerek...
Geçen gün bir danışanım, "Hocam, ben o eski çene hattımı özledim, hani şöyle keskin ve güçlü duran" diyerek girdi kapıdan. Çene ucu ve jawline dolgusu dedikleri şey tam olarak bu feryadın ilacı işte. Yüzü bir çerçeve gibi düşünün; o çerçeve gevşeyince içindeki resim de anlamını yitiriyor sanki. İki küçük enjeksiyon, biraz hyalüronik asit ve birden o sarkan gıdı görüntüsü illüzyon gibi yok oluveriyor. Sadece çene hattı mı peki? Değil elbet. Bazen sadece çeneyi biraz öne uzatmak bile tüm yüzün dengesini, o altın oranı bir anda yerine oturtuyor. Doğru açıyı bulmak, yüze o kaybolan karakteri yeniden kazandırmak... İşin bütün sırrı bu geometride yatıyor aslında.
Annesinin gençlik fotoğraflarındaki o duru, pürüzsüz cilde imrenerek büyüyen genç bir kızın telaşı geldi aklıma şimdi. Hani cildimiz bazen öyle bir kurur, öyle bir matlaşır ki, üzerine ne sürseniz fayda etmez ya... İşte son yılların o çılgın trendi, gençlik aşısı ya da namıdiğer nem aşısı tam burada devreye giriyor. Bu işlem aslında cildin altına "Hadi uyan, kolajen üret" diye fısıldayan bir dost elidir. Cildin altına vitaminleri, mineralleri, o susuzluğu gideren asitleri minik minik bırakıyorlar. Cildin resmen içeriden ışıldamaya başlıyor, hani makyajsız bile o bebeksi ıslak görünüm olur ya, aynen öyle. Parayla saadet olmaz derler ama parayla cilde nem ve ışıltı kesinlikle satın alınabiliyor abi, bu kadar net.
Gözlerinin altındaki o koyu halkalar yüzünden her gün "Hasta mısın, gece uyumadın mı?" sorularına maruz kalmaktan bıkmış bir adamı hatırlıyorum. Göz altı ışık dolgusu denilen o mucizeyle tanıştığı gün, yüzündeki o gölgenin gidişini izlemek müthiş bir keyifti. Göz altı derisi o kadar ince, o kadar hassas ki... Oraya yapılan müdahale adeta bir kuyumcu titizliği gerektiriyor. Doğru dozda, doğru derinliğe yapılan o dolgu, oradaki çöküklüğü yukarı kaldırıp ışığı yeniden yansıtmasını sağlıyor gözlerimizin. Bakışlarındaki o hüzünlü, o bezgin ifade bir anda uçup gidiyor; yerini taze, uykusunu iyi almış, hayat dolu bir insana bırakıyor. Bazen sadece bakışları kurtarmak, tüm yüzü kurtarmaktır çünkü.
Telefon ekranında kendi yansımasını görüp aniden irkilen, o yanaklarındaki sarkmayı eliyle yukarı doğru çeken dostlarım, yalnız değilsiniz. Ameliyatsız yüz germe dediğimiz o Fransız askısı ya da fokuslu ultrason teknolojileri tam olarak bu anlık reflekslerin eseri. Zaman akıp giderken cildin altındaki o elastik lifler gevşiyor, bağlar zayıflıyor maalesef. Biz ne yapıyoruz? O özel iplerle ya da ses dalgalarıyla cildi içeriden yukarıya doğru asıyoruz, adeta zamana ufak bir çalım atıyoruz. Ne bir kesi izi, ne günlerce süren o korkunç morluklar... Sadece yavaş yavaş, kendini yenileyen ve yukarı taşınan taze bir yüz. Kendine yatırım yapmak dedikleri şey bu olsa gerek...