Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Otuzlu yaşların ortalarında, o çok sevdiğim eski ahşap gardırobun kapısını açtığımda aynadaki siluetimle göz göze geldim ve zamanın bedenimizden neleri alıp götürdüğünü ilk kez bu kadar net hissettim. Zaman akıyor, doğumlar, yıllar, hormonal rüzgarlar derken o eski sıkılık, o eski bildik his yerini garip bir boşluğa bırakabiliyor. Kadın vücudu muazzam bir esneklikte ama bazen o eski gücünü toplamak için küçük dokunuşlara ihtiyaç duyuyor; işte tam bu noktada vajinal sıkılaştırma dediğimiz o geniş dünya çıkıyor karşımıza. Ameliyatsız yöntemlerden cerrahi müdahalelere kadar uzanan bu yolculukta, aslında kaybettiğimiz şeyi değil, kendimize olan o eski güveni geri arıyoruz.
Kliniğin koridorunda sıramı beklerken elleri titreyen o genç kadının gözlerindeki endişeyi gördüğümde, bu meselenin sadece estetik bir kaygı olmadığını bir kez daha anladım. Günümüzde lazer ve radyofrekans teknolojileri, neştersiz ve ağrısız bir şekilde dokunun alt katmanlarındaki kolajeni adeta yeniden uyandırıyor. Isı dalgaları o bölgeye ulaştığında hücreler kendi kendine bir tamir sürecine giriyor, dokular sıkılaşıyor, canlanıyor. Vallahi billahi, seans sonrası günlük hayatına hemen dönebilmek, öğle arasında gidip yarım saatte bu işi halletmek modern dünyanın kadına sunduğu en büyük lükslerden biri olabilir.
Büyükannemin o eski, minderi hafifçe çökmüş sallanan sandalyesinde oturup derin derin nefes alırken bana kadınlığın sırlarını anlattığı o puslu kış gününü hatırlarım hep. Evde kendi kendimize yapabileceğimiz en kadim, en masrafsız ve aslında en etkili yöntem pelvik taban kaslarını çalıştırmaktır, yani hepimizin bildiği o Kegel egzersizleri. İdrarınızı tutuyormuş gibi yapıp o kasları sıkmak, sonra yavaşça bırakmak... Günde sadece birkaç dakika ayırarak o bölgedeki kan akışını hızlandırmak ve kas tonusunu artırmak öyle mucizevi bir geri dönüş sağlıyor ki, sabırla devam edenler ne demek istediğimi çok iyi bilir.
Geçen yaz, deniz kenarında kahve içtiğimiz o eski dostum, evliliğindeki o eski heyecanın nasıl yavaşça söndüğünü anlatırken gözleri dolmuştu, hani bazen kelimeler yetmez ya... Eğer bağ dokularındaki gevşeme çok ileri boyuttaysa ve ne lazer ne de egzersizler bir işe yaramıyorsa, işte o zaman vajinoplasti dediğimiz cerrahi operasyon sahneye çıkıyor. Uzman bir cerrahın ellerinde, sarkan dokuların fazlalığı alınıp kaslar kalıcı olarak sıkılaştırılıyor ve bu operasyon sadece fiziksel bir değişimi değil, ilişkilerdeki o kaybolan kıvılcımı da beraberinde getiriyor. Kendini yeniden keşfetmek, o kaygılardan arınmış yatak odası sohbetlerine geri dönmek...
Peki ya o her köşe başında satılan, mucizevi olduğunu iddia eden kremler, jeller, bitkisel kürler gerçekten işe yarıyor mu dersiniz, yoksa sadece bir illüzyondan mı ibaret? Piyasada o kadar çok bilgi kirliği ve ticari kaygı var ki, insan neye inanacağını şaşırıyor abi ya! Geçici olarak dokuyu şişirip sıkılık hissi veren bu kimyasallara bel bağlamak yerine, anatomiyi bilen, işin uzmanı bir hekimle masaya oturup size en uygun haritayı çizmek her zaman en doğrusu. Unutmayın, kulaktan dolma tariflerle o en hassas bölgenizi riske atmaya değmez, vücudunuz bir deneme tahtası değil sonuçta.
Kliniğin koridorunda sıramı beklerken elleri titreyen o genç kadının gözlerindeki endişeyi gördüğümde, bu meselenin sadece estetik bir kaygı olmadığını bir kez daha anladım. Günümüzde lazer ve radyofrekans teknolojileri, neştersiz ve ağrısız bir şekilde dokunun alt katmanlarındaki kolajeni adeta yeniden uyandırıyor. Isı dalgaları o bölgeye ulaştığında hücreler kendi kendine bir tamir sürecine giriyor, dokular sıkılaşıyor, canlanıyor. Vallahi billahi, seans sonrası günlük hayatına hemen dönebilmek, öğle arasında gidip yarım saatte bu işi halletmek modern dünyanın kadına sunduğu en büyük lükslerden biri olabilir.
Büyükannemin o eski, minderi hafifçe çökmüş sallanan sandalyesinde oturup derin derin nefes alırken bana kadınlığın sırlarını anlattığı o puslu kış gününü hatırlarım hep. Evde kendi kendimize yapabileceğimiz en kadim, en masrafsız ve aslında en etkili yöntem pelvik taban kaslarını çalıştırmaktır, yani hepimizin bildiği o Kegel egzersizleri. İdrarınızı tutuyormuş gibi yapıp o kasları sıkmak, sonra yavaşça bırakmak... Günde sadece birkaç dakika ayırarak o bölgedeki kan akışını hızlandırmak ve kas tonusunu artırmak öyle mucizevi bir geri dönüş sağlıyor ki, sabırla devam edenler ne demek istediğimi çok iyi bilir.
Geçen yaz, deniz kenarında kahve içtiğimiz o eski dostum, evliliğindeki o eski heyecanın nasıl yavaşça söndüğünü anlatırken gözleri dolmuştu, hani bazen kelimeler yetmez ya... Eğer bağ dokularındaki gevşeme çok ileri boyuttaysa ve ne lazer ne de egzersizler bir işe yaramıyorsa, işte o zaman vajinoplasti dediğimiz cerrahi operasyon sahneye çıkıyor. Uzman bir cerrahın ellerinde, sarkan dokuların fazlalığı alınıp kaslar kalıcı olarak sıkılaştırılıyor ve bu operasyon sadece fiziksel bir değişimi değil, ilişkilerdeki o kaybolan kıvılcımı da beraberinde getiriyor. Kendini yeniden keşfetmek, o kaygılardan arınmış yatak odası sohbetlerine geri dönmek...
Peki ya o her köşe başında satılan, mucizevi olduğunu iddia eden kremler, jeller, bitkisel kürler gerçekten işe yarıyor mu dersiniz, yoksa sadece bir illüzyondan mı ibaret? Piyasada o kadar çok bilgi kirliği ve ticari kaygı var ki, insan neye inanacağını şaşırıyor abi ya! Geçici olarak dokuyu şişirip sıkılık hissi veren bu kimyasallara bel bağlamak yerine, anatomiyi bilen, işin uzmanı bir hekimle masaya oturup size en uygun haritayı çizmek her zaman en doğrusu. Unutmayın, kulaktan dolma tariflerle o en hassas bölgenizi riske atmaya değmez, vücudunuz bir deneme tahtası değil sonuçta.