Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Gece yarısı o tanıdık öksürük sesiyle uyanmak kadar can sıkıcı çok az şey var herhalde. Anne babalar iyi bilir, çocuk yatağa halsiz düştü mü evde hayat durur. Vallahi billahi insanın içi parçalanıyor o küçücük bedenlerin halsizliğini görünce. Aslında yapacağımız şeyler belli ama panik yok mu, işte o panik her şeyi berbat ediyor. Hemen ilaçlara sarılmak yerine biraz durup nefes almak, çocuğun vücuduna zaman tanımak gerekiyor.
Ateş fırlamadığı sürece o şurupları hemen dayamamak lazım abi ya, bırakın vücut biraz savaşmayı öğrensin. Tabii ki derece otuz sekiz buçuğu, otuz dokuzu gördü mü iş değişir. Doktorun kapısını çalmak en mantıklısı ama o aşamaya gelene kadar evde yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki... Bol sıvı, dinlenme ve en önemlisi de şefkat.
Ihlamurun kokusu evi sarınca gelen o rahatlama hissi... İçine azıcık bal, birkaç damla limon sıkıp ılık ılık içirmek o boğazı öyle güzel yumuşatıyor ki anlatamam. Tabii bir yaşından küçük bebeklere bal verilmeyeceğini artık hepimiz ezberledik, orası ayrı. Ama daha büyük çocuklar için tam bir kurtarıcı. Sıcak bir çorba da aynı işi görür aslında, maksat boğaz kurumasın, çocuk sıvı alsın.
Burnu tıkalı çocuk uyuyamaz, uyuyamayan çocuk da iyileşemez. Serum fizyolojik dediğimiz o tuzlu sular var ya, işte onlar tam bir hayat kurtarıcı. Burnunu güzelce temizleyip odayı da biraz nemlendirdiniz mi tamamdır, çocuk rahat bir nefes alır. Odada bir kap sıcak su bulundurmak ya da kaloriferin üzerine ıslak havlu koymak bile havayı yumuşatmaya yeter.
Bazen sadece yanında uzanıp saçını okşamak, sevdiği bir masalı anlatmak en güçlü ilaçtan daha etkili oluyor. Çocuklar bizim kaygımızı hemen hisseder, o yüzden önce biz sakin olacağız ki onlar da kendini güvende hissetsin. Birkaç güne geçip gidecek sıradan bir kış hastalığı sonuçta, gözümüzde büyütüp ne kendimizi bitirelim ne de çocuğu hırpalayalım...
Ateş fırlamadığı sürece o şurupları hemen dayamamak lazım abi ya, bırakın vücut biraz savaşmayı öğrensin. Tabii ki derece otuz sekiz buçuğu, otuz dokuzu gördü mü iş değişir. Doktorun kapısını çalmak en mantıklısı ama o aşamaya gelene kadar evde yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki... Bol sıvı, dinlenme ve en önemlisi de şefkat.
Ihlamurun kokusu evi sarınca gelen o rahatlama hissi... İçine azıcık bal, birkaç damla limon sıkıp ılık ılık içirmek o boğazı öyle güzel yumuşatıyor ki anlatamam. Tabii bir yaşından küçük bebeklere bal verilmeyeceğini artık hepimiz ezberledik, orası ayrı. Ama daha büyük çocuklar için tam bir kurtarıcı. Sıcak bir çorba da aynı işi görür aslında, maksat boğaz kurumasın, çocuk sıvı alsın.
Burnu tıkalı çocuk uyuyamaz, uyuyamayan çocuk da iyileşemez. Serum fizyolojik dediğimiz o tuzlu sular var ya, işte onlar tam bir hayat kurtarıcı. Burnunu güzelce temizleyip odayı da biraz nemlendirdiniz mi tamamdır, çocuk rahat bir nefes alır. Odada bir kap sıcak su bulundurmak ya da kaloriferin üzerine ıslak havlu koymak bile havayı yumuşatmaya yeter.
Bazen sadece yanında uzanıp saçını okşamak, sevdiği bir masalı anlatmak en güçlü ilaçtan daha etkili oluyor. Çocuklar bizim kaygımızı hemen hisseder, o yüzden önce biz sakin olacağız ki onlar da kendini güvende hissetsin. Birkaç güne geçip gidecek sıradan bir kış hastalığı sonuçta, gözümüzde büyütüp ne kendimizi bitirelim ne de çocuğu hırpalayalım...