Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Bıçak altına yatmanın o soğuk, metalik korkusunu ancak o koridordan geçenler bilir; hele ki konu doğrudan kadınlığın, kimliğin en hassas noktasına dokunuyorsa... Aynadaki yabancıyla barışmak uğruna göze alınan bu yolculukta, o küçük silikon jel parçasının bedene dost mu yoksa gizli bir düşman mı olacağı sorusu, insanı geceleri uykusuz bırakmaya yeter de artar bile. Yıllar yılı manşetleri süsleyen o korkunç sızıntı hikayeleri, patlayan protez efsaneleri falan derken insan ister istemez "Vallahi billahi değer mi bu riske?" diye sormadan edemiyor abi. İşin aslı, bugünün kohezif jel teknolojisi artık o eski, akışkan ve tehlikeli sıvı silikonlara benzemiyor; ama yine de insan sormadan duramıyor işte...
Yabancı bir cismi bağrına basmak, her hücrenin o mikro dünyaya karşı savaş açması demektir aslında; tıp literatüründe buna "biyouyumluluk" deniyor ama gelin görün ki beden her zaman bu kadar misafirperver davranmıyor. Bazen o yerleştirdiğiniz yumuşacık doku, zamanla etrafında örülen o kalın, inatçı savunma duvarı yüzünden taşa keser, sertleşir ve canınızı yakmaya başlar. Kapsül kontraktürü dedikleri bu amansız reaksiyon, cerrahın dehasından bağımsız, tamamen sizin bağışıklık sisteminizin o anki kaprisiyle alakalı bir kumar... Şansınız varsa, yıllarca varlığını bile hissetmeden yaşar gidersiniz; ama ya işler ters giderse...
FDA onayları, laboratuvar testleri, o süslü kliniklerin duvarlarındaki diplomalar sizi hiçbir zaman yüzde yüz koruyamaz, bunu o kafanıza iyice bir kazıyın derim. Evet, modern implantlar artık çok daha dayanıklı, FDA onaylı kohezif jeller sızma yapmıyor, patlasa bile yerinden kıpırdamıyor ama sonuçta bu da insan yapımı bir malzeme be kardeşim! Ömürlük falan diyorlar ya bazı broşürlerde, inanmayın öyle şeylere; o protezlerin de bir son kullanma tarihi var elbet. On yıl, belki on beş yıl sonra o masaya tekrar yatacağınızı, o neşterin teninize yeniden değeceğini bilerek bu yola çıkmalısınız, yoksa sonu hüsran...
Mesele sadece estetik bir kaygı değil, doğrudan ruhun bedenle yaptığı o gizli anlaşmanın imzalanmasıdır aslında. Ameliyattan çıktığınız o ilk günlerde hissedeceğiniz o tarifsiz gerginlik, acaba simetrik oldu mu endişesi, o ilk pansuman anındaki kalp çarpıntısı... Kendinize bu eziyeti çektirmeden önce, o çok güvendiğiniz hekimin kapısını aşındırın, aklınıza gelen en saçma soruyu bile çekinmeden sorun, didik didik edin her detayı. Doğru planlanmış, kas altı ya da kas üstü yerleşim kararı doğru verilmiş bir operasyon hayat kurtarır; ama körü körüne atılan adımlar...
Bedeninize neyi kabul ettireceğiniz tamamen sizin cesaretinizle ve sınırlarınızla ilgili bir iç hesaplaşmadır. Eğer o aynadaki görüntüyle barışmak, kendinize olan güveninizi yeniden inşa edecekse, o silikonun taşıdığı küçük riskler gözünüze bir hiç gibi görünebilir. Ama sırf bir başkası istiyor diye, ya da geçici bir heves uğruna o steril odanın soğukluğunu solumak... Karar sizin, beden sizin; ama unutmayın ki en güvenli protez bile, huzursuz bir ruhun yarattığı o boşluğu asla dolduramaz.
Yabancı bir cismi bağrına basmak, her hücrenin o mikro dünyaya karşı savaş açması demektir aslında; tıp literatüründe buna "biyouyumluluk" deniyor ama gelin görün ki beden her zaman bu kadar misafirperver davranmıyor. Bazen o yerleştirdiğiniz yumuşacık doku, zamanla etrafında örülen o kalın, inatçı savunma duvarı yüzünden taşa keser, sertleşir ve canınızı yakmaya başlar. Kapsül kontraktürü dedikleri bu amansız reaksiyon, cerrahın dehasından bağımsız, tamamen sizin bağışıklık sisteminizin o anki kaprisiyle alakalı bir kumar... Şansınız varsa, yıllarca varlığını bile hissetmeden yaşar gidersiniz; ama ya işler ters giderse...
FDA onayları, laboratuvar testleri, o süslü kliniklerin duvarlarındaki diplomalar sizi hiçbir zaman yüzde yüz koruyamaz, bunu o kafanıza iyice bir kazıyın derim. Evet, modern implantlar artık çok daha dayanıklı, FDA onaylı kohezif jeller sızma yapmıyor, patlasa bile yerinden kıpırdamıyor ama sonuçta bu da insan yapımı bir malzeme be kardeşim! Ömürlük falan diyorlar ya bazı broşürlerde, inanmayın öyle şeylere; o protezlerin de bir son kullanma tarihi var elbet. On yıl, belki on beş yıl sonra o masaya tekrar yatacağınızı, o neşterin teninize yeniden değeceğini bilerek bu yola çıkmalısınız, yoksa sonu hüsran...
Mesele sadece estetik bir kaygı değil, doğrudan ruhun bedenle yaptığı o gizli anlaşmanın imzalanmasıdır aslında. Ameliyattan çıktığınız o ilk günlerde hissedeceğiniz o tarifsiz gerginlik, acaba simetrik oldu mu endişesi, o ilk pansuman anındaki kalp çarpıntısı... Kendinize bu eziyeti çektirmeden önce, o çok güvendiğiniz hekimin kapısını aşındırın, aklınıza gelen en saçma soruyu bile çekinmeden sorun, didik didik edin her detayı. Doğru planlanmış, kas altı ya da kas üstü yerleşim kararı doğru verilmiş bir operasyon hayat kurtarır; ama körü körüne atılan adımlar...
Bedeninize neyi kabul ettireceğiniz tamamen sizin cesaretinizle ve sınırlarınızla ilgili bir iç hesaplaşmadır. Eğer o aynadaki görüntüyle barışmak, kendinize olan güveninizi yeniden inşa edecekse, o silikonun taşıdığı küçük riskler gözünüze bir hiç gibi görünebilir. Ama sırf bir başkası istiyor diye, ya da geçici bir heves uğruna o steril odanın soğukluğunu solumak... Karar sizin, beden sizin; ama unutmayın ki en güvenli protez bile, huzursuz bir ruhun yarattığı o boşluğu asla dolduramaz.