Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar evvel ofiste oturmuş, kahvemi yudumlarken aynaya şöyle bir göz atıp "Ulan ne ara bu kadar yorulduk ya..." diye geçirdiğimi hatırlıyorum da, insan zamanın akışına bazen cidden şaşırıp kalıyor.
Kendi kanından alınan o minik tüpün santim santim yüzüne geri enjekte edildiğini ilk duyduğumda "Yok artık daha neler, vampir filmi mi çekiyoruz?" diye dalga geçmiştim kendi kendime, vallahi billahi öyle.
Aslında olay tamamen vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını uyandırmaktan ibaretmiş, yani dışarıdan yabancı bir madde dayamak yerine içerideki gizli hazineyi harekete geçiriyorlar.
Cildin o soluk, mat havası birden bire yerini canlılığa bırakınca insan şaşkınlığını gizleyemiyor tabi, hani sanki yıllar evvelki o taze döneme uyanmışsın gibi bir his.
Doktor koltuğunda otururken minik iğne ucu batmalarını hissettiğinde "Değer mi ya?" diyorsun içinden ama sonuçları aynada görünce bütün o sızlanmalar anında uçup gidiyor.
Yüzdeki o yorgunluk çizgileri, göz altındaki morluklar sanki sihirli bir el değmiş gibi yavaş yavaş siliniyor, ne bileyim işte, doğallıktan ödün vermeden yenilenmek tam olarak bu olsa gerek.
Saç dökülmesiyle başı belada olanların da imdadına yetişiyor bu yöntem, kökler resmen can simidi bulmuş gibi hayata tutunuyor, adamlar bu işi gerçekten çözmüş abi ya.
Kimyasal dolgulara, yapay gerdirme operasyonlarına mesafeli duranlar için cennetten çıkma bir seçenek adeta, çünkü kendi kanın, kendi dokun, sıfır risk ve maksimum doğallık.
Haftalar geçtikçe aynaya baktığında farkı kendi gözlerinle görüyorsun, sanki zaman geriye doğru sarılıyor da sen sadece keyifle izliyorsun, vallahi insan kendine teşekkür etmek istiyor.
Kendi kanından alınan o minik tüpün santim santim yüzüne geri enjekte edildiğini ilk duyduğumda "Yok artık daha neler, vampir filmi mi çekiyoruz?" diye dalga geçmiştim kendi kendime, vallahi billahi öyle.
Aslında olay tamamen vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını uyandırmaktan ibaretmiş, yani dışarıdan yabancı bir madde dayamak yerine içerideki gizli hazineyi harekete geçiriyorlar.
Cildin o soluk, mat havası birden bire yerini canlılığa bırakınca insan şaşkınlığını gizleyemiyor tabi, hani sanki yıllar evvelki o taze döneme uyanmışsın gibi bir his.
Doktor koltuğunda otururken minik iğne ucu batmalarını hissettiğinde "Değer mi ya?" diyorsun içinden ama sonuçları aynada görünce bütün o sızlanmalar anında uçup gidiyor.
Yüzdeki o yorgunluk çizgileri, göz altındaki morluklar sanki sihirli bir el değmiş gibi yavaş yavaş siliniyor, ne bileyim işte, doğallıktan ödün vermeden yenilenmek tam olarak bu olsa gerek.
Saç dökülmesiyle başı belada olanların da imdadına yetişiyor bu yöntem, kökler resmen can simidi bulmuş gibi hayata tutunuyor, adamlar bu işi gerçekten çözmüş abi ya.
Kimyasal dolgulara, yapay gerdirme operasyonlarına mesafeli duranlar için cennetten çıkma bir seçenek adeta, çünkü kendi kanın, kendi dokun, sıfır risk ve maksimum doğallık.
Haftalar geçtikçe aynaya baktığında farkı kendi gözlerinle görüyorsun, sanki zaman geriye doğru sarılıyor da sen sadece keyifle izliyorsun, vallahi insan kendine teşekkür etmek istiyor.