Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Önce bi ayna karşısına geçip o ince çizgileri parmak ucuyla yokladığın o anı hatırla işte...
Kendi kanını alıp yüzüne geri sürüyorlar lafı var ya, hani o popüler olay, vallahi billahi ilk duvarda insanı bi tırstırıyor ama işin aslı öyle korkunç falan değil abi ya.
Kendi hücrelerinle tazelenmekten bahsediyoruz burada, yani dışarıdan yabancı bi madde enjekte edilmiyor ki cildine.
Biri diyor mucize, diğeri duman altı hikaye; ama asıl gerçek nerede, gel beraber çözelim şu meseleyi.
Kanı tüpe koyup çeviriyorlar ya, o sarımsı o kıymetli sıvıyı yani trombositten zengin plazmayı alıp cildin altına zerk ediyorlar.
Can yakıyor mu dersen, acı eşiğine bağlı ama anestezili krem sürüldüğü için öyle ağlayacak bir durum kesinlikle yok.
Minik minik iğne batmaları işte, güzellik için o kadar cefaya katlanılır yani...
Cildin altındaki o uyuyan askerleri uyandırıp "hadi bakalım kolajen üretin" komutu vermekten başka bi şey değil aslında yapılan bu işlem.
Her yüzde aynı etkiyi gösterir mi dersen, ne gezer...
Yirmisinde çil yavrusu gibi parlayan ciltle kırkından sonra toparlanmaya çalışan cilt bir olur mu hiç, tabii ki olmaz.
Genç yaşlarda cildin can simidi olur bu yöntem, yaş ilerledikçe ise tek başına yetmez, destek atılması şarttır yani.
Mucize beklememek lazım, hani kahve içince uykunun açılması gibi bi şey bu, seni canlandırır ama uykusuzluğu tamamen ortadan kaldırmaz.
Seans seans gezip para dökmeden önce şunu kafaya yazmak lazım; bu iş bi sabır meselesidir.
İlk seansta ayna karşısında bambaşka biriyle karşılaşmayı umuyorsan hiç girme bu yola, hayal kırıklığı olur çünkü.
Aradan birkaç hafta geçecek, o canlılık yavaş yavaş yüzde belirecek, cildin o mat havası atılacak üzerinden.
Işıldamak istiyorsan biraz zaman tanıyacaksın kendine, başka türlüsü imkansız zaten.
Cildine iyi bakmayan, suyu unutan, gece yarısı ekrana bakan birinin yaptırdığı PRP'nin ömrü vefa etmez tabii ki.
Kendi kanınla bile gençleşsen, yaşam tarzın leş gibiyse o taze kan neylesin senin yorgun hücrelerine...
Paranı sokağa atmak istemiyorsan önce uykuna, suyuna, yediğine dikkat edeceksin sonra oturup o koltuğa.
Kısacası bu işin yarısı doktorun maharetiyse diğer yarısı tamamen senin ellerinde...
Kendi kanını alıp yüzüne geri sürüyorlar lafı var ya, hani o popüler olay, vallahi billahi ilk duvarda insanı bi tırstırıyor ama işin aslı öyle korkunç falan değil abi ya.
Kendi hücrelerinle tazelenmekten bahsediyoruz burada, yani dışarıdan yabancı bi madde enjekte edilmiyor ki cildine.
Biri diyor mucize, diğeri duman altı hikaye; ama asıl gerçek nerede, gel beraber çözelim şu meseleyi.
Kanı tüpe koyup çeviriyorlar ya, o sarımsı o kıymetli sıvıyı yani trombositten zengin plazmayı alıp cildin altına zerk ediyorlar.
Can yakıyor mu dersen, acı eşiğine bağlı ama anestezili krem sürüldüğü için öyle ağlayacak bir durum kesinlikle yok.
Minik minik iğne batmaları işte, güzellik için o kadar cefaya katlanılır yani...
Cildin altındaki o uyuyan askerleri uyandırıp "hadi bakalım kolajen üretin" komutu vermekten başka bi şey değil aslında yapılan bu işlem.
Her yüzde aynı etkiyi gösterir mi dersen, ne gezer...
Yirmisinde çil yavrusu gibi parlayan ciltle kırkından sonra toparlanmaya çalışan cilt bir olur mu hiç, tabii ki olmaz.
Genç yaşlarda cildin can simidi olur bu yöntem, yaş ilerledikçe ise tek başına yetmez, destek atılması şarttır yani.
Mucize beklememek lazım, hani kahve içince uykunun açılması gibi bi şey bu, seni canlandırır ama uykusuzluğu tamamen ortadan kaldırmaz.
Seans seans gezip para dökmeden önce şunu kafaya yazmak lazım; bu iş bi sabır meselesidir.
İlk seansta ayna karşısında bambaşka biriyle karşılaşmayı umuyorsan hiç girme bu yola, hayal kırıklığı olur çünkü.
Aradan birkaç hafta geçecek, o canlılık yavaş yavaş yüzde belirecek, cildin o mat havası atılacak üzerinden.
Işıldamak istiyorsan biraz zaman tanıyacaksın kendine, başka türlüsü imkansız zaten.
Cildine iyi bakmayan, suyu unutan, gece yarısı ekrana bakan birinin yaptırdığı PRP'nin ömrü vefa etmez tabii ki.
Kendi kanınla bile gençleşsen, yaşam tarzın leş gibiyse o taze kan neylesin senin yorgun hücrelerine...
Paranı sokağa atmak istemiyorsan önce uykuna, suyuna, yediğine dikkat edeceksin sonra oturup o koltuğa.
Kısacası bu işin yarısı doktorun maharetiyse diğer yarısı tamamen senin ellerinde...