Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Yılların gazetecisiyim, kağıdın mürekkeple buluştuğu o eski kokulu odalardan bugünün dijital ekranlarına kadar binlerce satır karaladım; ama lafı evirip çevirmeyi de hiç sevmem abi ya, vallahi billahi bazen öyle meseleler çıkıyor ki insanın önüne, ne yazacağını şaşırıyor insan...
Menopoz dönemi kadın hayatının en keskin virajlarından biridir, bunu bilmeyen yok zaten; o süreçte vücut öyle bir değişime uğruyor ki, sadece ruhsal olarak değil, fiziksel olarak da adeta baştan aşağıya yenileniyor, yani eski o coşkulu günler geride kalırken kadının kendi anatomisiyle imtihanı da tam gaz devam ediyor işte.
Hani derler ya her yaşın bir güzelliği var, evet var da o estetik kaygılar sadece yirmisinde otuzunda akla gelmiyor ki; menopoz sonrası dönemde o bölgede yaşanan kuruluklar, sarkmalar veya doku kayıpları kadının özgüvenini yerle bir edebiliyor, vallahi billahi aynaya baktığında kendini yabancı gibi hissetmek ne acı şeydir bilir misiniz...
İşte tam bu noktada tıp dünyası öyle bir merhaleye geldi ki artık, genital estetik sadece genç kızların kapısını çaldığı bir lüks olmaktan çıkıp resmen yaşlılık dönemi konforunun ayrılmaz bir parçası haline geldi...
Yani demem o ki, menopozdan sonra da bu operasyonlar bal gibi mümkün, hem de eskisinden çok daha güvenli yöntemlerle yapılıyor; lazer uygulamalarından cerrahi müdahalelere kadar geniş bir yelpaze bekliyor bizi...
Aslında bakarsanız bu işin arkasında sadece dış görünüş meselesi yok, işlevsellik var; çünkü o dokuların zayıflaması cinsel hayatı bitirme noktasına getiriyor, oysa insanın yaşı kaç olursa olsun kendini iyi hissetmeye hakkı var, yani bu ameliyatlar adeta ikinci bir baharın müjdecisi gibi bir şey...
Geçenlerde klinik odasında oturan o hanımefendinin gözlerindeki o mahzun ifadeyi asla unutamayacağım; yıllarca susmuş, kimseye derdini anlatamamış, sanki bu yaşta bunları konuşmak ayıpmiş gibi bir zihniyetin kurbanı olmuş zavallı...
Oysa tıp ne güne duruyor abicim, hekimler kapılarını açmış bekliyor; yeter ki insan biraz cesaret etsin, kendini o yalnızlık girdabından çekip çıksın, çünkü hayat menopozla bitmiyor, aksine belki de en sakin, en olgun dönemi başlıyor insanın...
Bu operasyonların ardında yatan o derin tıbbi gerçekliği göz ardı etmemek lazım; uzmanlar ellerinden gelenin en iyisini yapıyor yapmasına da, önemli olan kadının kendi beden barışını ilan etmesi, yani o aynayla olan kavgasını bitirmesi...
Vallahi billahi düşünün bir kere, yılların yükünü taşımış o narin beden, neden hak ettiği özeni görmesin ki; estetik dediğimiz şey sadece bir kaş göz boyama değil, kişinin kendi benliğiyle yeniden kucaklaşmasıdır çünkü...
Menopoz dönemi kadın hayatının en keskin virajlarından biridir, bunu bilmeyen yok zaten; o süreçte vücut öyle bir değişime uğruyor ki, sadece ruhsal olarak değil, fiziksel olarak da adeta baştan aşağıya yenileniyor, yani eski o coşkulu günler geride kalırken kadının kendi anatomisiyle imtihanı da tam gaz devam ediyor işte.
Hani derler ya her yaşın bir güzelliği var, evet var da o estetik kaygılar sadece yirmisinde otuzunda akla gelmiyor ki; menopoz sonrası dönemde o bölgede yaşanan kuruluklar, sarkmalar veya doku kayıpları kadının özgüvenini yerle bir edebiliyor, vallahi billahi aynaya baktığında kendini yabancı gibi hissetmek ne acı şeydir bilir misiniz...
İşte tam bu noktada tıp dünyası öyle bir merhaleye geldi ki artık, genital estetik sadece genç kızların kapısını çaldığı bir lüks olmaktan çıkıp resmen yaşlılık dönemi konforunun ayrılmaz bir parçası haline geldi...
Yani demem o ki, menopozdan sonra da bu operasyonlar bal gibi mümkün, hem de eskisinden çok daha güvenli yöntemlerle yapılıyor; lazer uygulamalarından cerrahi müdahalelere kadar geniş bir yelpaze bekliyor bizi...
Aslında bakarsanız bu işin arkasında sadece dış görünüş meselesi yok, işlevsellik var; çünkü o dokuların zayıflaması cinsel hayatı bitirme noktasına getiriyor, oysa insanın yaşı kaç olursa olsun kendini iyi hissetmeye hakkı var, yani bu ameliyatlar adeta ikinci bir baharın müjdecisi gibi bir şey...
Geçenlerde klinik odasında oturan o hanımefendinin gözlerindeki o mahzun ifadeyi asla unutamayacağım; yıllarca susmuş, kimseye derdini anlatamamış, sanki bu yaşta bunları konuşmak ayıpmiş gibi bir zihniyetin kurbanı olmuş zavallı...
Oysa tıp ne güne duruyor abicim, hekimler kapılarını açmış bekliyor; yeter ki insan biraz cesaret etsin, kendini o yalnızlık girdabından çekip çıksın, çünkü hayat menopozla bitmiyor, aksine belki de en sakin, en olgun dönemi başlıyor insanın...
Bu operasyonların ardında yatan o derin tıbbi gerçekliği göz ardı etmemek lazım; uzmanlar ellerinden gelenin en iyisini yapıyor yapmasına da, önemli olan kadının kendi beden barışını ilan etmesi, yani o aynayla olan kavgasını bitirmesi...
Vallahi billahi düşünün bir kere, yılların yükünü taşımış o narin beden, neden hak ettiği özeni görmesin ki; estetik dediğimiz şey sadece bir kaş göz boyama değil, kişinin kendi benliğiyle yeniden kucaklaşmasıdır çünkü...