Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Östrojen hormonunun yumurtalıklardan salgılanmasının yavaşça azalmasıyla birlikte, hipotalamusun vücut ısısını ayarlama mekanizması adeta şaşırır ve beyin sapındaki termoregülasyon merkezi aniden uyarılır; işte o meşhur, boynundan yukarı doğru yayılan alev alev yanma hissi, yani vazomotor dalgalanmalar tam olarak bu nörolojik ve vasküler dengesizlikle başlar, ne yalan söyleyeyim insanı bir anda sırılsıklam bırakır ya...
Overlerin foliküler rezervinin tükenmesiyle birlikte, serumdaki FSH ve LH gonadotropin seviyeleri tavan yapar, hipofiz bezi bu duruma adeta çıldırmış gibi reaksiyon gösterir; işte bu hormonal fırtına, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılmasına yol açarak kalbin küt küt atmasına ve gece uykularını bölen o korkunç sırılsıklam terleme ataklarına sebep olur, vallahi billahi insanı gecenin bir yarısı yataktan fırlatır bu durum.
Endometriyum tabakasının östrojen ve progesteron dalgalanmalarından ötürü artık düzenli bir siklus üretememesi, korpus luteum gelişiminin aksamasına neden olur; kanama miktarındaki ani değişimler veya aralıklı lekelenmeler, tam bir ovulasyon yokluğunun ve hormonal tükenmenin en net göstergesidir, yani regl döngüsü yavaşça tarihe karışır, başka yolu yok bunun.
Nörotransmitterlerden serotonin ve norepinefrin dengesinin alt üst olması, beyindeki limbik sistemi doğrudan etkiler; bir dakika önce gayet güler yüzlüyken birdenbire gelen o sebepsiz ağlama krizleri, ani öfke patlamaları veya sebepsiz yere sinirlenmeler var ya, hepsi işte tam da bu nörokimyasal salınımın o anki dengesizliğinden kaynaklanıyor, insan kendi kendine şaşırıp kalıyor tabii...
Vajinal mukozadaki mukopolisakkarit miktarının azalması ve epitel dokunun incelmesi, lokal östrojen yoksunluğunun yarattığı en tatsız fizyolojik deformasyonlardan biridir; kollajen sentezinin yavaşlamasıyla birlikte doku elastikiyetini kaybeder, kuruluk ve cinsel ilişkide hissedilen o can sıkıcı batma hissi, kadının günlük konforunu derinden sarsar, ne bileyim çekilecek çile değil hani.
Osteoklast aktivitesinin osteoblast yapımını geçmesi yani kemik yıkımının hız kazanması, trabeküler kemik yoğunluğunun her geçen gün sinsi sinsi azalmasına yol açar; kalsiyum emiliminin düşmesiyle birlikte iskelet sistemi zayıflar, ilerleyen yaşlarda boy kısalması ve omurga kırıkları riskini artıran o sessiz süreç böyle başlar, aman dikkat etmek lazım abi ya.
Derideki kollajen tip III oranının düşmesi ve epidermal lipid tabakasının incelmesi, cilt hücrelerinin su tutma kapasitesini doğrudan zayıflatır; yüzde ve boyunda aniden beliren o ince çizgiler, cilt kuruluğu ve elastikiyet kaybı, aslında içerideki hormonal çekilmenin dış aynaya yansıyan en somut halidir, yani yılların izi birden bire bireylerin yüzüne çarpıverir...
Overlerin foliküler rezervinin tükenmesiyle birlikte, serumdaki FSH ve LH gonadotropin seviyeleri tavan yapar, hipofiz bezi bu duruma adeta çıldırmış gibi reaksiyon gösterir; işte bu hormonal fırtına, sempatik sinir sisteminin aşırı uyarılmasına yol açarak kalbin küt küt atmasına ve gece uykularını bölen o korkunç sırılsıklam terleme ataklarına sebep olur, vallahi billahi insanı gecenin bir yarısı yataktan fırlatır bu durum.
Endometriyum tabakasının östrojen ve progesteron dalgalanmalarından ötürü artık düzenli bir siklus üretememesi, korpus luteum gelişiminin aksamasına neden olur; kanama miktarındaki ani değişimler veya aralıklı lekelenmeler, tam bir ovulasyon yokluğunun ve hormonal tükenmenin en net göstergesidir, yani regl döngüsü yavaşça tarihe karışır, başka yolu yok bunun.
Nörotransmitterlerden serotonin ve norepinefrin dengesinin alt üst olması, beyindeki limbik sistemi doğrudan etkiler; bir dakika önce gayet güler yüzlüyken birdenbire gelen o sebepsiz ağlama krizleri, ani öfke patlamaları veya sebepsiz yere sinirlenmeler var ya, hepsi işte tam da bu nörokimyasal salınımın o anki dengesizliğinden kaynaklanıyor, insan kendi kendine şaşırıp kalıyor tabii...
Vajinal mukozadaki mukopolisakkarit miktarının azalması ve epitel dokunun incelmesi, lokal östrojen yoksunluğunun yarattığı en tatsız fizyolojik deformasyonlardan biridir; kollajen sentezinin yavaşlamasıyla birlikte doku elastikiyetini kaybeder, kuruluk ve cinsel ilişkide hissedilen o can sıkıcı batma hissi, kadının günlük konforunu derinden sarsar, ne bileyim çekilecek çile değil hani.
Osteoklast aktivitesinin osteoblast yapımını geçmesi yani kemik yıkımının hız kazanması, trabeküler kemik yoğunluğunun her geçen gün sinsi sinsi azalmasına yol açar; kalsiyum emiliminin düşmesiyle birlikte iskelet sistemi zayıflar, ilerleyen yaşlarda boy kısalması ve omurga kırıkları riskini artıran o sessiz süreç böyle başlar, aman dikkat etmek lazım abi ya.
Derideki kollajen tip III oranının düşmesi ve epidermal lipid tabakasının incelmesi, cilt hücrelerinin su tutma kapasitesini doğrudan zayıflatır; yüzde ve boyunda aniden beliren o ince çizgiler, cilt kuruluğu ve elastikiyet kaybı, aslında içerideki hormonal çekilmenin dış aynaya yansıyan en somut halidir, yani yılların izi birden bire bireylerin yüzüne çarpıverir...