Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Giriş katında bekleme koltuğunda oturan genç bir kadın vardı geçen hafta; elinde estetik cerrahtan aldığı o heyecan dolu randevu kağıdı, gözlerinde ise hafif bir tedirginlik... Ameliyat masasından önce o küçük görüntüleme odasına girmek biraz neşesini kaçırmıştı sanırım. Oysa o jel sürülen soğuk ultrason probu varya, tam olarak o an hayat kurtaran bir zırha dönüşüyor işte. Vallahi billahi, dışarıdan sadece bir boyut büyütme ya da dikleştirme mevzusu gibi duran şey, aslında dokunun derinliklerinde saklanan sinsi bilmeceleri çözme sanatı.
Gözün gördüğü, elin hissettiği her zaman gerçeğin tamamını anlatmaz ki bize. Hani bazen bir dostunuzun yüzüne bakarsınız, gülümsüyordur ama içerde bir şeylerin ters gittiğini sezersiniz... Meme dokusu da aynen böyle, dışarıdan son derece sağlıklı ve pürüzsüz durabilir. Fakat o cerrahi neşter cilde değmeden hemen önce, paravanın arkasında ne var ne yok net bir şekilde görmek şart.
Aynanın karşısına geçip "Sadece biraz hacim kazansın yeter" deyip geçmek ne kadar kolay değil mi? Abi ya, insan kendi bedenine yatırım yaparken altyapısını kontrol etmez mi hiç? İçeride kist mi var, fibroadenom mu tünemiş, yoksa hiç beklenmedik şüpheli bir kitle mi bekliyor... Bunları bilmeden protezi koymak, temeli çürük binaya kat çıkmaya benziyor resmen.
Radyoloji koridorlarının o kendine has kokusunu bilirsiniz, hafif serin ve biraz da tekinsiz hissettirir insanı. Cerrahınız sizden bu tetkiki istediğinde sakın ola ki prosedür kalabalığı sanıp off çekmeyin. Bu istek, ameliyatınızı riske atmak için değil; tam aksine o yeni ve özgüvenli hayatınıza sıfır kafa karışıklığıyla başlamanız için önünüze konan bir rehber. Yani aslında bir nevi vizyon kontrolü, bir nevi güvenlik ağı...
Geçenlerde bir hekim dostum anlatıyordu, tam ameliyat masasına yatacak olan bir hastada ultrason sayesinde son anda fark edilen o küçücük oda... Sonra ne mi oldu? Önce o minik kitle temizlendi, sağlığı güvenceye alındı, ardından estetik süreç tereyağından kıl çeker gibi tamamlandı. Şayet o soğuk ultrason jeli sürülmeseydi, o protez oraya yerleştirilseydi ve o doku içeride unutulsaydı... Düşünmek bile insanı ürpertiyor bazen.
Biraz durup kendi kendimize soralım öyleyse; estetik kaygılarımız, genel sağlık tablomuzun önüne geçebilir mi gerçekten? Tabii ki geçemez, geçmemeli de. Operasyon öncesinde alınan o beş dakikalık ultrason görüntüsü, geleceğe yazılmış en sağlam teminat mektubudur. Riski sıfırlamak varken, karanlıkta ıslık çalarak ameliyathaneye girmek niye?
Her kadının meme dokusu kendi parmak izi gibidir, tamamen şahsına münhasır ve karmaşık. Cerrahın o dokuya nasıl yaklaşacağını, neşteri hangi derinlikte tutacağını belirleyen şey sadece tecrübesi değil, elindeki o net ultrason haritasıdır. Önünüzü görmeden sisli bir yolda gaza basmazsınız değil mi? İşte bu tetkik de tam olarak o sisteki sis farlarını yakmak gibi bir şey.
Gözün gördüğü, elin hissettiği her zaman gerçeğin tamamını anlatmaz ki bize. Hani bazen bir dostunuzun yüzüne bakarsınız, gülümsüyordur ama içerde bir şeylerin ters gittiğini sezersiniz... Meme dokusu da aynen böyle, dışarıdan son derece sağlıklı ve pürüzsüz durabilir. Fakat o cerrahi neşter cilde değmeden hemen önce, paravanın arkasında ne var ne yok net bir şekilde görmek şart.
Aynanın karşısına geçip "Sadece biraz hacim kazansın yeter" deyip geçmek ne kadar kolay değil mi? Abi ya, insan kendi bedenine yatırım yaparken altyapısını kontrol etmez mi hiç? İçeride kist mi var, fibroadenom mu tünemiş, yoksa hiç beklenmedik şüpheli bir kitle mi bekliyor... Bunları bilmeden protezi koymak, temeli çürük binaya kat çıkmaya benziyor resmen.
Radyoloji koridorlarının o kendine has kokusunu bilirsiniz, hafif serin ve biraz da tekinsiz hissettirir insanı. Cerrahınız sizden bu tetkiki istediğinde sakın ola ki prosedür kalabalığı sanıp off çekmeyin. Bu istek, ameliyatınızı riske atmak için değil; tam aksine o yeni ve özgüvenli hayatınıza sıfır kafa karışıklığıyla başlamanız için önünüze konan bir rehber. Yani aslında bir nevi vizyon kontrolü, bir nevi güvenlik ağı...
Geçenlerde bir hekim dostum anlatıyordu, tam ameliyat masasına yatacak olan bir hastada ultrason sayesinde son anda fark edilen o küçücük oda... Sonra ne mi oldu? Önce o minik kitle temizlendi, sağlığı güvenceye alındı, ardından estetik süreç tereyağından kıl çeker gibi tamamlandı. Şayet o soğuk ultrason jeli sürülmeseydi, o protez oraya yerleştirilseydi ve o doku içeride unutulsaydı... Düşünmek bile insanı ürpertiyor bazen.
Biraz durup kendi kendimize soralım öyleyse; estetik kaygılarımız, genel sağlık tablomuzun önüne geçebilir mi gerçekten? Tabii ki geçemez, geçmemeli de. Operasyon öncesinde alınan o beş dakikalık ultrason görüntüsü, geleceğe yazılmış en sağlam teminat mektubudur. Riski sıfırlamak varken, karanlıkta ıslık çalarak ameliyathaneye girmek niye?
Her kadının meme dokusu kendi parmak izi gibidir, tamamen şahsına münhasır ve karmaşık. Cerrahın o dokuya nasıl yaklaşacağını, neşteri hangi derinlikte tutacağını belirleyen şey sadece tecrübesi değil, elindeki o net ultrason haritasıdır. Önünüzü görmeden sisli bir yolda gaza basmazsınız değil mi? İşte bu tetkik de tam olarak o sisteki sis farlarını yakmak gibi bir şey.