Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah aynanın karşısında kolunu kaldırıp o minik kabarıklığı fark ettiğin an... Bir anda insanın içini hafif bir ürperti kaplar ya, tüh dersin, durduk yere nereden çıktı şimdi bu? Bazen dokunduğunda hafif bir sızı verir, bazen de orada varlığından bile habersizce durur öylece. Vücut bu aslında, kendi dilince bir şeyler anlatmaya çalışıyor sana, bir telaş, bir koşturmaca içindeyken gözden kaçırdığın ufak bir sinyal belki de.
Duşta aniden eline gelen o sertlik, vallahi billahi insanın bütün neşesini bir anda kaçırmaya yeter de artar bile. Çoğu zaman da öyle büyütülecek, korkulacak bir şey çıkmaz arkasından; basit bir tüy dönmesidir belki, ağdadan ya da jiletten tahriş olmuş gözeneklerdir... Yine de insan zihni işte, illa en kötü senaryoyu yazacak o an, durdurabilirsen durdur.
Lenf bezlerimiz var ya, hani vücudun o sessiz sedasız çalışan gizli muhafızları... Bir yerlerde küçük bir enfeksiyon, hafif bir soğuk algınlığı, hatta parmağındaki ufacık bir çizik bile olsa, hemen teyakkuza geçip şişiverirler o bölgede. Bir nevi savunma mekanizması yani, senin haberin yokken içeride amansız bir mücadele veriliyor aslında.
Ter bezlerinin tıkanması da az çektirmiyor hani abi, özellikle o sıcak yaz günlerinde... Roll-on sürersin, deodorant sıkarsın üst üste; cildin nefes alamaz hale gelir bir süre sonra. Dışarıdan bakınca devasa bir sorun gibi durur ama altından sadece tıkanmış minik bir yağ bezesi çıkıverir çoğu zaman.
Gözün takılır kalır bazen o noktaya, dokunup dokunup daha da mı büyüdü acaba diye parmaklarınla yoklarsın sürekli. Yapma işte onu, kendi haline bırak biraz cildi; basıp sıkıştırmak, zorla patlatmaya çalışmak işleri daha da karıştırmaktan başka bir işe yaramaz ki...
Bazen de o şişlik günlerce oradan gitmek bilmez, rengi değişir, dokundukça sızısı koluna doğru yayılmaya başlar hafiften... İşte öyle zamanlarda "geçer yahu nasıl olsa" deyip ertelememek, bir doktora görünüp içini rahatlatmak en güzeli. Ne derler bilirsin, tedbirli olmaktan zarar gelmez hiçbir zaman, için ferahlar en azından.
Duşta aniden eline gelen o sertlik, vallahi billahi insanın bütün neşesini bir anda kaçırmaya yeter de artar bile. Çoğu zaman da öyle büyütülecek, korkulacak bir şey çıkmaz arkasından; basit bir tüy dönmesidir belki, ağdadan ya da jiletten tahriş olmuş gözeneklerdir... Yine de insan zihni işte, illa en kötü senaryoyu yazacak o an, durdurabilirsen durdur.
Lenf bezlerimiz var ya, hani vücudun o sessiz sedasız çalışan gizli muhafızları... Bir yerlerde küçük bir enfeksiyon, hafif bir soğuk algınlığı, hatta parmağındaki ufacık bir çizik bile olsa, hemen teyakkuza geçip şişiverirler o bölgede. Bir nevi savunma mekanizması yani, senin haberin yokken içeride amansız bir mücadele veriliyor aslında.
Ter bezlerinin tıkanması da az çektirmiyor hani abi, özellikle o sıcak yaz günlerinde... Roll-on sürersin, deodorant sıkarsın üst üste; cildin nefes alamaz hale gelir bir süre sonra. Dışarıdan bakınca devasa bir sorun gibi durur ama altından sadece tıkanmış minik bir yağ bezesi çıkıverir çoğu zaman.
Gözün takılır kalır bazen o noktaya, dokunup dokunup daha da mı büyüdü acaba diye parmaklarınla yoklarsın sürekli. Yapma işte onu, kendi haline bırak biraz cildi; basıp sıkıştırmak, zorla patlatmaya çalışmak işleri daha da karıştırmaktan başka bir işe yaramaz ki...
Bazen de o şişlik günlerce oradan gitmek bilmez, rengi değişir, dokundukça sızısı koluna doğru yayılmaya başlar hafiften... İşte öyle zamanlarda "geçer yahu nasıl olsa" deyip ertelememek, bir doktora görünüp içini rahatlatmak en güzeli. Ne derler bilirsin, tedbirli olmaktan zarar gelmez hiçbir zaman, için ferahlar en azından.