Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Nefes almak... Dünyanın en zahmetsiz işi olması gerekirken, insanın her saniye sırtında koca bir kaya taşımasına benziyor bu durum bazen. O ciğerlerinize girmeyen o ufacık hava zerresi için neleri feda etmezdiniz ki, değil mi? Göğsünüzün üstüne sanki biri oturmuş da kalkmıyormuş gibi bir his bu, çok iyi bilirim. KOAH dedikleri o illet, öyle bir günde gelip kapınızı çalmıyor işte; sinsice, yavaş yavaş, hani derler ya ilmek ilmek işliyor insanın hayatına.
Yıllarca o canım sigarayı keyifle tüttürürken hiç aklımıza gelmezdi buralara varacağı işin, vallahi billahi gelmezdi. Şimdi dönüp bakıyorum da, o "bana bir şey olmaz" özgüveni meğer ne büyük bir cehaletmiş. Öksürükler başladığında "canım soğuk aldım herhalde" deyip geçiştirmek, o merdivenleri çıkarken tıkanmayı yaşlılığa yormak hep kendimizi kandırmacaydı aslında. Vücut bağırıyor orada, "bana bak, içeride işler çığırından çıkıyor" diye feryat ediyor ama biz duymamak için kulaklarımızı tıkıyoruz resmen.
Lütfen o sabah uyanır uyanmaz boğazınıza yapışan, sizi sarsan o balgamlı öksürükleri normalleştirmeyin artık, rica ediyorum sizden. Onlar sıradan bir kış nezlesinin kalıntısı falan değil, akciğerlerinizin "benden bu kadar" deme şekli. Hani bazen insan derin bir nefes çekmek ister de, göğüs kafesi bir yerde kilitlenir kalır ya... İşte tam o noktada durup bir düşünmek lazım; biz bu bedene ne yapıyoruz, nereye kadar böyle gidecek bu süreç?
Şimdi size uzun uzadıya tıbbi terimlerle dolu, o sıkıcı reçete cümlelerini kuracak değilim, zaten doktorlar en doğrusunu anlatıyor size. Ama şunu bilin ki, o sokağın köşesindeki fırından taze ekmek kokusunu çekerek yürümek bile bir lüks haline geldiyse, orada durup radikal bir karar almanın vakti çoktan gelmiştir geçiyordur bile. Kendinize acımayı bırakın, o elinizdeki zehirli dumanı hemen bugün, şu saniye çöpe fırlatın gitsin abi ya. İnanın bana, ciğerlerinizin o temiz havayla yeniden buluştuğu ilk an hissedeceğiniz o hafiflik dünyadaki her türlü keyfe bedel.
Bazen insan evde otururken, sırf bir bardak su almak için mutfağa gitmeye bile üşenir hale geliyor, öyle bir halsizlik, öyle bir takatsizlik çöküyor insanın üstüne. "Yoruldum" diyorsunuz, ama bu yorgunluk uykusuzluktan değil, hücrelerinizin oksijensiz çığlıklar atmasından kaynaklanıyor aslında. Kendinizi eve kapatıp dünyadan soyutlamayın sakın; yavaş da olsa, adım adım da olsa o yürüyüşleri yapacaksınız, o ciğerleri zorlamadan ama pes de etmeden çalıştırmaya devam edeceksiniz.
Şu hayatta sağlıktan daha kıymetli hiçbir şey olmadığını anlamak için illa o nefes darlığı canavarıyla yüzleşmek mi gerekiyor yani? Yılların getirdiği o birikmiş yükü bir günde temizlemek elbette mümkün değil ama yola çıkmak, o ilk adımı atmak bile hayat kalitenizi o kadar değiştirecek ki... Kendinize bir şans verin, o pencereyi sonuna kadar açıp bahar havasını içinize çekebilmek için bugün bir şeyler yapın...
Yıllarca o canım sigarayı keyifle tüttürürken hiç aklımıza gelmezdi buralara varacağı işin, vallahi billahi gelmezdi. Şimdi dönüp bakıyorum da, o "bana bir şey olmaz" özgüveni meğer ne büyük bir cehaletmiş. Öksürükler başladığında "canım soğuk aldım herhalde" deyip geçiştirmek, o merdivenleri çıkarken tıkanmayı yaşlılığa yormak hep kendimizi kandırmacaydı aslında. Vücut bağırıyor orada, "bana bak, içeride işler çığırından çıkıyor" diye feryat ediyor ama biz duymamak için kulaklarımızı tıkıyoruz resmen.
Lütfen o sabah uyanır uyanmaz boğazınıza yapışan, sizi sarsan o balgamlı öksürükleri normalleştirmeyin artık, rica ediyorum sizden. Onlar sıradan bir kış nezlesinin kalıntısı falan değil, akciğerlerinizin "benden bu kadar" deme şekli. Hani bazen insan derin bir nefes çekmek ister de, göğüs kafesi bir yerde kilitlenir kalır ya... İşte tam o noktada durup bir düşünmek lazım; biz bu bedene ne yapıyoruz, nereye kadar böyle gidecek bu süreç?
Şimdi size uzun uzadıya tıbbi terimlerle dolu, o sıkıcı reçete cümlelerini kuracak değilim, zaten doktorlar en doğrusunu anlatıyor size. Ama şunu bilin ki, o sokağın köşesindeki fırından taze ekmek kokusunu çekerek yürümek bile bir lüks haline geldiyse, orada durup radikal bir karar almanın vakti çoktan gelmiştir geçiyordur bile. Kendinize acımayı bırakın, o elinizdeki zehirli dumanı hemen bugün, şu saniye çöpe fırlatın gitsin abi ya. İnanın bana, ciğerlerinizin o temiz havayla yeniden buluştuğu ilk an hissedeceğiniz o hafiflik dünyadaki her türlü keyfe bedel.
Bazen insan evde otururken, sırf bir bardak su almak için mutfağa gitmeye bile üşenir hale geliyor, öyle bir halsizlik, öyle bir takatsizlik çöküyor insanın üstüne. "Yoruldum" diyorsunuz, ama bu yorgunluk uykusuzluktan değil, hücrelerinizin oksijensiz çığlıklar atmasından kaynaklanıyor aslında. Kendinizi eve kapatıp dünyadan soyutlamayın sakın; yavaş da olsa, adım adım da olsa o yürüyüşleri yapacaksınız, o ciğerleri zorlamadan ama pes de etmeden çalıştırmaya devam edeceksiniz.
Şu hayatta sağlıktan daha kıymetli hiçbir şey olmadığını anlamak için illa o nefes darlığı canavarıyla yüzleşmek mi gerekiyor yani? Yılların getirdiği o birikmiş yükü bir günde temizlemek elbette mümkün değil ama yola çıkmak, o ilk adımı atmak bile hayat kalitenizi o kadar değiştirecek ki... Kendinize bir şans verin, o pencereyi sonuna kadar açıp bahar havasını içinize çekebilmek için bugün bir şeyler yapın...