Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayide "araba çekmiyor" diye gelen adamın ilk baktığımız yeri deposuyla filtresidir aslında. Filtre dediğin şey sonuçta mikron mertebesindeki gözeneklerden oluşan basit bir süzgeç ama tıkandığı zaman depodaki o elektrikli yakıt pompasının üzerine binen yükü hayal bile edemezsiniz. Normalde 3 ila 5 bar arasında bir basınçla raylara benzin ya da motorin basması gereken pompa, tıkalı bir kağıt filtrenin direncini kırmak için amper çekmeye başlar. Sargıları ısınır, içindeki yakıtla soğuyan o küçük motor yavaş yavaş kendi kendini yemeye başlar... Yani evet, o ucuz filtre değiştireceğiniz o devasa pompayı çöp eder.
Sürücü koltuğunda otururken aracın yüksek devirlerde teklediğini, gaz pedalının ayağınızın altında boşaldığını hissediyorsanız pompa zaten imdat çığlığı atıyordur. Yıllarca gazetenin otomotiv köşesinde de yazdım, bizzat ustaların yanında gres yağının içinde de gördüm; kirli yakıt filtresi pompanın debisini düşürür, sistemdeki kavitasyonu artırır. Basınç regülatörü de ne yapsın, raydaki eksik basıncı telafi edeyim derken pompayı sürekli maksimum yükte çalışmaya zorlar. Pompanın fırçaları aşınır, kolektör çizilir, sonra bir sabah marşa basarsınız ama depodan o tanıdık "vııınn" sesi gelmez.
Filtreyi zamanında değiştirmemek pompanın ömründen çalmak demektir açıkçası. Yakıt hatlarındaki geri dönüş valfleri, yakıtın filtreden geçemeyip geri tepmesiyle oluşan aşırı basınç dalgalanmalarına bir yere kadar dayanabilir. Benzinli araçlardaki 10-15 mikronluk, dizellerdeki 2-5 mikronluk o gözenekler katranla, suyla, tortuyla kaplandığında ne olur biliyor musunuz? Pompa yakıtı emmek için vakum yaratmaya çalışır ama ememez, kendi içinde dönen yakıt ısınır ve yağlama özelliğini kaybeder. Yağlanamayan mekanik aksam sürtünür... Gerisi zaten çekici ücreti ve kabarık bir oto elektrikçi faturası.
Depoyu sürekli çeyreğin altında tutanlardansanız bir de üzerine tıkalı filtre eklenince o pompanın hiç şansı kalmıyor. Filtre direnç gösterdikçe pompanın çektiği akım 4 amperden 8-10 amper seviyelerine fırlar, bu da sigorta kutusundan tutun depoya giden tesisat kablo soketlerine kadar her şeyi eritir. Bazen pompa bozulmaz da soketi erir, sanırsınız ki parça rahmetli oldu. Aslında suçlu yine o ihmal edilen, "bir bakım daha gider" denilen elli liralık, yüz liralık selülozik ya da sentetik süzgeçtir.
Periyodik bakımda "filtre temiz görünüyor, değiştirmeyelim" diyen ustadan koşarak uzaklaşın derim. Dışarıdan metal bir kutu gibi duran o parçanın içindeki pileli kağıdın ne kadar dolduğunu, dökülen mikronluk partiküllerin pompanın çarklarına nasıl zarar verdiğini gözünüzle göremezsiniz ki... Filtre tıkandıkça pompanın ürettiği debi lineer olarak düşmez, bir noktadan sonra uçurumdan aşağı çakılır. Aracın performansındaki o sinsi kayıp, motorun fakir karışıma düşmesi ve enjektörlerin püskürtme haritasının bozulması hep aynı zincirleme reaksiyonun eseridir.
Aracın altında tıkır tıkır çalışan o küçücük elektrik motoruna acıyın biraz. Bakım km'si geldiyse, hele ki ülkemizde depolara ne idüğü belirsiz akaryakıtların girdiği düşünülürse, o filtreyi gözünüz kapalı yenileyin. Pompanın içindeki bilyaların, seramik yüzeylerin ve çekvalfin sağlığı tamamen önündeki engelsiz bir akışa bağlıdır. Yoksa o pompa sizi yarı yolda bırakır, hem de en olmadık yerde, ıssız bir otoban kenarında gece yarısı...
Sürücü koltuğunda otururken aracın yüksek devirlerde teklediğini, gaz pedalının ayağınızın altında boşaldığını hissediyorsanız pompa zaten imdat çığlığı atıyordur. Yıllarca gazetenin otomotiv köşesinde de yazdım, bizzat ustaların yanında gres yağının içinde de gördüm; kirli yakıt filtresi pompanın debisini düşürür, sistemdeki kavitasyonu artırır. Basınç regülatörü de ne yapsın, raydaki eksik basıncı telafi edeyim derken pompayı sürekli maksimum yükte çalışmaya zorlar. Pompanın fırçaları aşınır, kolektör çizilir, sonra bir sabah marşa basarsınız ama depodan o tanıdık "vııınn" sesi gelmez.
Filtreyi zamanında değiştirmemek pompanın ömründen çalmak demektir açıkçası. Yakıt hatlarındaki geri dönüş valfleri, yakıtın filtreden geçemeyip geri tepmesiyle oluşan aşırı basınç dalgalanmalarına bir yere kadar dayanabilir. Benzinli araçlardaki 10-15 mikronluk, dizellerdeki 2-5 mikronluk o gözenekler katranla, suyla, tortuyla kaplandığında ne olur biliyor musunuz? Pompa yakıtı emmek için vakum yaratmaya çalışır ama ememez, kendi içinde dönen yakıt ısınır ve yağlama özelliğini kaybeder. Yağlanamayan mekanik aksam sürtünür... Gerisi zaten çekici ücreti ve kabarık bir oto elektrikçi faturası.
Depoyu sürekli çeyreğin altında tutanlardansanız bir de üzerine tıkalı filtre eklenince o pompanın hiç şansı kalmıyor. Filtre direnç gösterdikçe pompanın çektiği akım 4 amperden 8-10 amper seviyelerine fırlar, bu da sigorta kutusundan tutun depoya giden tesisat kablo soketlerine kadar her şeyi eritir. Bazen pompa bozulmaz da soketi erir, sanırsınız ki parça rahmetli oldu. Aslında suçlu yine o ihmal edilen, "bir bakım daha gider" denilen elli liralık, yüz liralık selülozik ya da sentetik süzgeçtir.
Periyodik bakımda "filtre temiz görünüyor, değiştirmeyelim" diyen ustadan koşarak uzaklaşın derim. Dışarıdan metal bir kutu gibi duran o parçanın içindeki pileli kağıdın ne kadar dolduğunu, dökülen mikronluk partiküllerin pompanın çarklarına nasıl zarar verdiğini gözünüzle göremezsiniz ki... Filtre tıkandıkça pompanın ürettiği debi lineer olarak düşmez, bir noktadan sonra uçurumdan aşağı çakılır. Aracın performansındaki o sinsi kayıp, motorun fakir karışıma düşmesi ve enjektörlerin püskürtme haritasının bozulması hep aynı zincirleme reaksiyonun eseridir.
Aracın altında tıkır tıkır çalışan o küçücük elektrik motoruna acıyın biraz. Bakım km'si geldiyse, hele ki ülkemizde depolara ne idüğü belirsiz akaryakıtların girdiği düşünülürse, o filtreyi gözünüz kapalı yenileyin. Pompanın içindeki bilyaların, seramik yüzeylerin ve çekvalfin sağlığı tamamen önündeki engelsiz bir akışa bağlıdır. Yoksa o pompa sizi yarı yolda bırakır, hem de en olmadık yerde, ıssız bir otoban kenarında gece yarısı...