Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Yahu şu kalbimiz dediğimiz et parçasının başına gelenler mahkemelerde yazılmaz valla. Doktor efendi o beyaz önlüğü giyip ciddi ciddi konuşmaya başlayınca adamın ömründen ömür gidiyor zaten, sanki biz bilmiyorduk bacanağın düğününde o kadar pirinç pilavını gömmememiz gerektiğini. İnsan bazen koltuğa oturup şöyle bi düşünüyor da, gece yarısı uykudan uyanıp "acaba sol tarafıma mı yatıyorum yoksa sağ mı" diye kuruntu yapmak hangi akla hizmet hakikaten.
Tuzlukla olan o derin, tutkulu aşkımıza bi son vermenin vakti geldi de geçiyor bile abicim. Masaya oturur oturmaz çorbaya bi tur daha tuz basma adeti var ya, işte o adet adamı mezara götürür vallahi, hani nerede o eski bol tuzlu salatalar, anamın salatalıkları... Doktor ne diyorsa o, yedik mi bi halt, arkasından su içmesini bile beceremiyoruz bazen, hey gidi günler hey.
Yürüyüş meselesi de bi başka alem zaten, sabahın köründe eşofmanı çekip sokağa fırlıyoruz ama ne için, mahalledeki kedilere bakmak için mi yoksa gerçekten kalbi korumak için mi belli değil. Hızlı yürüyecem diye nefes nefese kalıp yan sokaktaki bakkalın tezgahına tutunuyorum az kaldı, insan bi durur soluklanır, yok illa maraton koşacak mübarek. Aslında mesele sadece yürümek değil, mesele o adımları atarken kafadaki koca koca dertleri de arkada bırakabilmekte...
Gece uykuları haram oldu resmen, sabaha kadar tavanı seyret dur, acaba tansiyonum çıktı mı diye parmağımızı bileğimize koyup nabız saymalar falan... Bırak abi bu vesveseleri, doktor ne dediyse o, hapını saatinde yut geç koltuğa, televizyonda yine aynı diziler zaten. Stres dediğin şey inekten süt sağar gibi ömrü sağıyor adamdan, vallahi billahi değmez üç günlük dünya için kendini kahretmeye, bırak komşu ne derse desin.
Şimdi kalkıp bi bardak su içmeli insan, şöyle oda sıcaklığında, ne soğuk ne sıcak. Kalp dediğin nazlı bi çiçek gibi, öyle her rüzgarda sallanmaya gelmez, kıymetini bilmek lazımdır... Hani derler ya can boğazdan gelir ama vay o boğazın getirdiği yüke, neyse, hadi bakalım, uzatmayalım fazla, bi kahve kokusu alıyorum sanki ama neyse ki şekersizinden, hayırlısı artık.
Tuzlukla olan o derin, tutkulu aşkımıza bi son vermenin vakti geldi de geçiyor bile abicim. Masaya oturur oturmaz çorbaya bi tur daha tuz basma adeti var ya, işte o adet adamı mezara götürür vallahi, hani nerede o eski bol tuzlu salatalar, anamın salatalıkları... Doktor ne diyorsa o, yedik mi bi halt, arkasından su içmesini bile beceremiyoruz bazen, hey gidi günler hey.
Yürüyüş meselesi de bi başka alem zaten, sabahın köründe eşofmanı çekip sokağa fırlıyoruz ama ne için, mahalledeki kedilere bakmak için mi yoksa gerçekten kalbi korumak için mi belli değil. Hızlı yürüyecem diye nefes nefese kalıp yan sokaktaki bakkalın tezgahına tutunuyorum az kaldı, insan bi durur soluklanır, yok illa maraton koşacak mübarek. Aslında mesele sadece yürümek değil, mesele o adımları atarken kafadaki koca koca dertleri de arkada bırakabilmekte...
Gece uykuları haram oldu resmen, sabaha kadar tavanı seyret dur, acaba tansiyonum çıktı mı diye parmağımızı bileğimize koyup nabız saymalar falan... Bırak abi bu vesveseleri, doktor ne dediyse o, hapını saatinde yut geç koltuğa, televizyonda yine aynı diziler zaten. Stres dediğin şey inekten süt sağar gibi ömrü sağıyor adamdan, vallahi billahi değmez üç günlük dünya için kendini kahretmeye, bırak komşu ne derse desin.
Şimdi kalkıp bi bardak su içmeli insan, şöyle oda sıcaklığında, ne soğuk ne sıcak. Kalp dediğin nazlı bi çiçek gibi, öyle her rüzgarda sallanmaya gelmez, kıymetini bilmek lazımdır... Hani derler ya can boğazdan gelir ama vay o boğazın getirdiği yüke, neyse, hadi bakalım, uzatmayalım fazla, bi kahve kokusu alıyorum sanki ama neyse ki şekersizinden, hayırlısı artık.