Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Sessizlik bazen en gürültülü çığlıktır, bunu yıllarca o adliye koridorlarında körkütük gezerken anladım. Bir çocuğun omuzlarına binen yükün ağırlığını, gözlerindeki o ani sönüşten daha iyi anlatan ne var ki şu yeryüzünde, vallahi yok.
Yılların gazetecisiyiz, haberin arkasındaki asıl haberi koklamayı biliriz ama iş çocuklara gelince insan kilitleniyor abi ya. Çocuk birdenbire içine kapanıyorsa, o neşeli cıvıltı yerini mezarlık sessizliğine bırakıyorsa, orada tuhaf bir iş var demektir.
Oyun oynamaktan vazgeçen bir çocuk düşünün, ya ben bu kadar net söylüyorum, oyun oynamayan çocukte bir yara vardır. Geceleri o minicik beden sırılsıklam ter içinde uyanıyorsa, sabahlara kadar uykusuz kalıp duvara bakıyorsa, o korku sıradan bir canavar korkusu değil.
Vücuttaki o sebepsiz morluklar, izler... Kimse bana "düştü çarptı" masalları anlatmasın, o masalların arkasında başka bir film kopuyor. Çocuk aniden en güvendiği insanlardan bile kaçmaya başlıyorsa, dokunulmaktan ödüy kopuyormuş gibi irkiliyorsa...
Resmi raporlar, kalın dosyalar, havalı terimler hikâye; asıl mesele o çocuğun gözbebeklerindeki saklı kalmış o ürkek ceylan bakışında. Ne diyeceğiz şimdi buna, kader mi diyeceğiz, yoksa gözümüzün önünde olup bitenlere kör olmak mı...
Bir şeyler ters gittiğinde o miniğin çizdiği resimlere bakın yeter, hep siyah boyalar, hep korkunç figürler konuşur aslında. Kimse kimseye yabancı değil bu hayatta, yeter ki bakmasını bilelim, yeter ki o maskeleri bir kenara bırakalım...
Yılların gazetecisiyiz, haberin arkasındaki asıl haberi koklamayı biliriz ama iş çocuklara gelince insan kilitleniyor abi ya. Çocuk birdenbire içine kapanıyorsa, o neşeli cıvıltı yerini mezarlık sessizliğine bırakıyorsa, orada tuhaf bir iş var demektir.
Oyun oynamaktan vazgeçen bir çocuk düşünün, ya ben bu kadar net söylüyorum, oyun oynamayan çocukte bir yara vardır. Geceleri o minicik beden sırılsıklam ter içinde uyanıyorsa, sabahlara kadar uykusuz kalıp duvara bakıyorsa, o korku sıradan bir canavar korkusu değil.
Vücuttaki o sebepsiz morluklar, izler... Kimse bana "düştü çarptı" masalları anlatmasın, o masalların arkasında başka bir film kopuyor. Çocuk aniden en güvendiği insanlardan bile kaçmaya başlıyorsa, dokunulmaktan ödüy kopuyormuş gibi irkiliyorsa...
Resmi raporlar, kalın dosyalar, havalı terimler hikâye; asıl mesele o çocuğun gözbebeklerindeki saklı kalmış o ürkek ceylan bakışında. Ne diyeceğiz şimdi buna, kader mi diyeceğiz, yoksa gözümüzün önünde olup bitenlere kör olmak mı...
Bir şeyler ters gittiğinde o miniğin çizdiği resimlere bakın yeter, hep siyah boyalar, hep korkunç figürler konuşur aslında. Kimse kimseye yabancı değil bu hayatta, yeter ki bakmasını bilelim, yeter ki o maskeleri bir kenara bırakalım...