Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi bıktık artık şu internette dolanan, herkese aynı kibrit kutusu kadar peyniri dayatan tek tip listelerden... Kimin bünyesi, kimin iş saatleri ya da ne bileyim o an canının çektiği şey birbiriyle aynı ki? Senin metabolizman sabahın köründe cayır cayır çalışırken, benimki belki de akşamüstü uyanıyor, bunu kim bilecek? İşte tam da bu yüzden o komşunun elden ele gezdirdiği mucizevi listeleri çöpe atarak başlamak lazım işe.
Tıp dünyası bas bas bağırıyor, epigenetik diyor, mikrobiyota diyor... Yani işin Türkçesi şu; senin bağırsaklarındaki o küçük bakterilerin canının ne çektiği bile tamamen sana has bir matematik. Kan tahlillerini önüne alıp bakacaksın önce; demirin mi eksik, D vitaminin yerlerde mi sürünüyor, yoksa insülinin mi naz yapıyor? Bunları çözmeden körü körüne kalori kısıtlamak, sadece kendini boş yere aç bırakıp sinir krizi geçirmene yol açar, benden söylemesi.
Haftalık rutinin, o her gün koşturduğun hayatın diyetine uymayacak abi, diyet senin hayatına ayak uyduracak. Sabah sekiz akşam beş masa başında mısın, yoksa bütün gün sahada koşturup duruyor musun? Sen kalkıp da günde on iki saat ayakta duran adama sadece iki yaprak marulla bir kase yoğurt yazarsan, o adam üçüncü günün sonunda ilk gördüğü fırına dalar... Haklı da yani, ne yapsın?
Bazen insan sadece duygusal boşluktan buzdolabının kapağını açıp boş boş bakar ya... Hani aç değilsindir aslında, sadece canın sıkkındır, bir şeyler çiğneyip o stresi atmak istersin. Kişiye özel bir program hazırlarken bu psikolojik eşikleri de hesaba katmak, o kriz anlarına akıllıca alternatifler koymak gerekiyor. Yoksa her şey kağıt üzerinde harika görünür ama gerçeğe gelince...
Besinlerin termik etkisi diye bilimsel bir gerçek var mesela, yani vücudun bazı yemekleri sindirirken ekstra enerji harcaması durumu. Sen protein ağırlıklı ve lifli beslendiğinde vücudun adeta içten içe küçük bir fırın gibi çalışmaya başlıyor. Tabii gidip de her gün sadece tavuk göğsü yiyerek hayat geçmez; sevdiğin sebzeleri, o çocukluktan kalan damak tadını işin içine katmalısın.
Sürdürülebilirlik diyoruz ya hep, aslında bu kelimenin meali çok basit: Bu yeme düzenini ömür boyu sıkılmadan devam ettirebilir misin? Eğer cevabın hayırsa, o program senin programın değildir, hemen büküp bir kenara fırlatabilirsin. Önemli olan o tabağı her önüne aldığında "Of yine mi bu" demek yerine, keyifle çatalı saplayabilmek.
Tıp dünyası bas bas bağırıyor, epigenetik diyor, mikrobiyota diyor... Yani işin Türkçesi şu; senin bağırsaklarındaki o küçük bakterilerin canının ne çektiği bile tamamen sana has bir matematik. Kan tahlillerini önüne alıp bakacaksın önce; demirin mi eksik, D vitaminin yerlerde mi sürünüyor, yoksa insülinin mi naz yapıyor? Bunları çözmeden körü körüne kalori kısıtlamak, sadece kendini boş yere aç bırakıp sinir krizi geçirmene yol açar, benden söylemesi.
Haftalık rutinin, o her gün koşturduğun hayatın diyetine uymayacak abi, diyet senin hayatına ayak uyduracak. Sabah sekiz akşam beş masa başında mısın, yoksa bütün gün sahada koşturup duruyor musun? Sen kalkıp da günde on iki saat ayakta duran adama sadece iki yaprak marulla bir kase yoğurt yazarsan, o adam üçüncü günün sonunda ilk gördüğü fırına dalar... Haklı da yani, ne yapsın?
Bazen insan sadece duygusal boşluktan buzdolabının kapağını açıp boş boş bakar ya... Hani aç değilsindir aslında, sadece canın sıkkındır, bir şeyler çiğneyip o stresi atmak istersin. Kişiye özel bir program hazırlarken bu psikolojik eşikleri de hesaba katmak, o kriz anlarına akıllıca alternatifler koymak gerekiyor. Yoksa her şey kağıt üzerinde harika görünür ama gerçeğe gelince...
Besinlerin termik etkisi diye bilimsel bir gerçek var mesela, yani vücudun bazı yemekleri sindirirken ekstra enerji harcaması durumu. Sen protein ağırlıklı ve lifli beslendiğinde vücudun adeta içten içe küçük bir fırın gibi çalışmaya başlıyor. Tabii gidip de her gün sadece tavuk göğsü yiyerek hayat geçmez; sevdiğin sebzeleri, o çocukluktan kalan damak tadını işin içine katmalısın.
Sürdürülebilirlik diyoruz ya hep, aslında bu kelimenin meali çok basit: Bu yeme düzenini ömür boyu sıkılmadan devam ettirebilir misin? Eğer cevabın hayırsa, o program senin programın değildir, hemen büküp bir kenara fırlatabilirsin. Önemli olan o tabağı her önüne aldığında "Of yine mi bu" demek yerine, keyifle çatalı saplayabilmek.