Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi anlamıyorum, millet iki lokma yiyince kilo almaktan dert yanar, bazısı da ne bulsa gömer ama tartıda bir gram bile oynamaz. Gerçekten sinir bozucu bir durum abi ya, hani "keşke senin yerinde olsam" diyen o sinir bozucu tayfaya anlatamazsın da derdini... Herkesin metabolik hızı, o bazal metabolizma hızı dediğimiz meret aynı çalışmıyor işte; bazısı adeta nükleer reaktör gibi yakıyor ne varsa. Hücresel düzeyde mitokondrilerin fazla mesai yapması mı dersin, yoksa genetik olarak kodlanmış o hiperaktif sempatik sinir sistemi mi...
Aslında işin arkasında yatan fizyolojik mekanizmaları çözmeden öyle körü körüne "ye abi tereyağını, bas makarnayı" demek tam bir cehalet örneği. Mesela şu malabsorpsiyon dediğimiz emilim bozukluğu meseleleri var ki, ince bağırsak villuslarındaki o mikroskobik hasarlar yüzünden yediğin o şahane besinler kana karışmadan doğrudan transit geçiş yapıyor vücuttan. Yani sen orada dünyanın en kaliteli proteinini, en sağlıklı yağını tüketiyorsun ama bağırsak duvarı "bana ne" diyor, emmiyor bir türlü... Sonra da diyoruz ki bu çocuk niye süzüm süzüm süzülüyor?
Tiroid bezinin o kelebek benzeri masum görüntüsünün arkasında yatan o devasa gücü küçümsememek lazım kesinlikle. Hipertiroidi denilen o bela durum, yani t3 ve t4 hormonlarının kanda fink atması, tüm sistemi o kadar hızlandırıyor ki... Vücut adeta rölantide değil de sürekli beşinci viteste gidiyor gibi, motor hararet yapıyor ama farkında değilsin. Böyle bir durumda istediğin kadar karbonhidrata yüklen, o hormonlar hücresel solunumu öyle bir kamçılıyor ki her şey anında küle dönüyor.
Bazen de olay tamamen psikolojik bir kördüğümde kilitlenip kalıyor, hani şu stres anında iştahı tamamen bıçak gibi kesilenler var ya... Kortizol hormonu kanda tavan yapınca, o sempatik sistem "savaş ya da kaç" moduna alıyor bünyeyi ve sindirimi ikinci plana atıyor, haliyle canın su bile içmek istemiyor bazen. Aslında bir nevi savunma mekanizması ama uzun vadede insanı eritiyor işte... Hani derler ya içten içe kendini yemek diye, tam olarak o hesap.
Şimdi kalkıp da "düzenli beslenin, protein tozu alın" gibi klişe laflar edecek değilim, geçiniz bunları efendim, önce bir doktora gidip o kan tablosuna iyice bir baktırmak şart. Belki de gizli bir çölyak hastasısın, belki de parazit var bağırsaklarda kim bilir... Yani demem o ki, bu iş sadece kalori hesabı yapmakla çözülecek bir matematik problemi değil, arkasında kocaman bir endokrinoloji dünyası yatıyor olabilir...
Aslında işin arkasında yatan fizyolojik mekanizmaları çözmeden öyle körü körüne "ye abi tereyağını, bas makarnayı" demek tam bir cehalet örneği. Mesela şu malabsorpsiyon dediğimiz emilim bozukluğu meseleleri var ki, ince bağırsak villuslarındaki o mikroskobik hasarlar yüzünden yediğin o şahane besinler kana karışmadan doğrudan transit geçiş yapıyor vücuttan. Yani sen orada dünyanın en kaliteli proteinini, en sağlıklı yağını tüketiyorsun ama bağırsak duvarı "bana ne" diyor, emmiyor bir türlü... Sonra da diyoruz ki bu çocuk niye süzüm süzüm süzülüyor?
Tiroid bezinin o kelebek benzeri masum görüntüsünün arkasında yatan o devasa gücü küçümsememek lazım kesinlikle. Hipertiroidi denilen o bela durum, yani t3 ve t4 hormonlarının kanda fink atması, tüm sistemi o kadar hızlandırıyor ki... Vücut adeta rölantide değil de sürekli beşinci viteste gidiyor gibi, motor hararet yapıyor ama farkında değilsin. Böyle bir durumda istediğin kadar karbonhidrata yüklen, o hormonlar hücresel solunumu öyle bir kamçılıyor ki her şey anında küle dönüyor.
Bazen de olay tamamen psikolojik bir kördüğümde kilitlenip kalıyor, hani şu stres anında iştahı tamamen bıçak gibi kesilenler var ya... Kortizol hormonu kanda tavan yapınca, o sempatik sistem "savaş ya da kaç" moduna alıyor bünyeyi ve sindirimi ikinci plana atıyor, haliyle canın su bile içmek istemiyor bazen. Aslında bir nevi savunma mekanizması ama uzun vadede insanı eritiyor işte... Hani derler ya içten içe kendini yemek diye, tam olarak o hesap.
Şimdi kalkıp da "düzenli beslenin, protein tozu alın" gibi klişe laflar edecek değilim, geçiniz bunları efendim, önce bir doktora gidip o kan tablosuna iyice bir baktırmak şart. Belki de gizli bir çölyak hastasısın, belki de parazit var bağırsaklarda kim bilir... Yani demem o ki, bu iş sadece kalori hesabı yapmakla çözülecek bir matematik problemi değil, arkasında kocaman bir endokrinoloji dünyası yatıyor olabilir...