Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Akşamları araba kullanmak adeta bir işkenceye dönüştüyse, karşıdan gelen farlar gözünüzü normalden çok daha fazla alıyorsa bir durup düşünmek lazım abi. Sokak lambalarının etrafında beliren o tuhaf hareler, sanki dünyayı buzlu bir camın arkasından izliyormuş hissi... İnsan ilk başta yorgunluktan sanıyor, gözlerini ovuşturup geçmesini bekliyor ama nafile; mercek içeriden içeriye bulutlanıyor işte.
Gözlüğünüzün camını ne kadar silerseniz silin, o sinir bozucu leke bir türlü çıkmıyorsa suç bezde olmayabilir vallahi. Renklerin o eski canlılığını, capcanlı tonlarını yavaş yavaş kaybetmesi, her şeyin üzerine sanki sarımtırak, eski bir gazete kağıdı serilmiş gibi görünmesi de cabası. Renk tonlarını ayırt etmekte zorlanmaya başladıysanız, o çok sevdiğiniz lacivert kazak siyah görünüyorsa göz merceği sinyal veriyor demektir.
Kitap okurken sayfayı sürekli ışığa doğru yaklaştırma ihtiyacı hissediyor musunuz, ya da tam tersi, parlak ışık gözünüzü inanılmaz derecede tırmalıyor mu? Eskiden loş ışıkta rahatça hallettiğiniz işler için artık güçlü masa lambalarına ihtiyaç duymak, gazete başlıklarını bile seçemeyip sürekli gözleri kısmak... Hatta bazen, ne kadar garip gelse de, yakın görüşün aniden mucizevi bir şekilde düzelivermesi bile bu sürecin bir parçası olabiliyor.
Çift görme meselesi var bir de, tek gözünüzü kapattığınızda bile nesnelerin yan yana iki tane belirmesi adeta bir illüzyon gibi. İnsan bir an dengesini kaybediyor, basamakları ayırt edemiyor, adımlarını nereye atacağını şaşırıyor bazen. Göz doktorunun yolunu tutup numaranın sürekli değiştiğini, artık hiçbir gözlüğün dikiş tutmadığını fark ettiğiniz o an...
Baktınız ki televizyondaki alt yazılar birbirine giriyor, en yakınınızın yüzündeki o tanıdık çizgiler bulanıklaşıyor, hiç vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine görünmek en mantıklısı. Kendi kendine geçmesini beklemek sadece zaman kaybettirir, zira bu durum gözün kendi merceğinin doğal bir yaş alma hikayesidir.
Gözlüğünüzün camını ne kadar silerseniz silin, o sinir bozucu leke bir türlü çıkmıyorsa suç bezde olmayabilir vallahi. Renklerin o eski canlılığını, capcanlı tonlarını yavaş yavaş kaybetmesi, her şeyin üzerine sanki sarımtırak, eski bir gazete kağıdı serilmiş gibi görünmesi de cabası. Renk tonlarını ayırt etmekte zorlanmaya başladıysanız, o çok sevdiğiniz lacivert kazak siyah görünüyorsa göz merceği sinyal veriyor demektir.
Kitap okurken sayfayı sürekli ışığa doğru yaklaştırma ihtiyacı hissediyor musunuz, ya da tam tersi, parlak ışık gözünüzü inanılmaz derecede tırmalıyor mu? Eskiden loş ışıkta rahatça hallettiğiniz işler için artık güçlü masa lambalarına ihtiyaç duymak, gazete başlıklarını bile seçemeyip sürekli gözleri kısmak... Hatta bazen, ne kadar garip gelse de, yakın görüşün aniden mucizevi bir şekilde düzelivermesi bile bu sürecin bir parçası olabiliyor.
Çift görme meselesi var bir de, tek gözünüzü kapattığınızda bile nesnelerin yan yana iki tane belirmesi adeta bir illüzyon gibi. İnsan bir an dengesini kaybediyor, basamakları ayırt edemiyor, adımlarını nereye atacağını şaşırıyor bazen. Göz doktorunun yolunu tutup numaranın sürekli değiştiğini, artık hiçbir gözlüğün dikiş tutmadığını fark ettiğiniz o an...
Baktınız ki televizyondaki alt yazılar birbirine giriyor, en yakınınızın yüzündeki o tanıdık çizgiler bulanıklaşıyor, hiç vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine görünmek en mantıklısı. Kendi kendine geçmesini beklemek sadece zaman kaybettirir, zira bu durum gözün kendi merceğinin doğal bir yaş alma hikayesidir.