Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuktan kalktığın an ağzındaki o garip, yarı uyuşuk hissin yavaş yavaş dağılmaya başlaması aslında yeni bir dönemin habercisidir. İğnenin etkisi geçerken, çenende hafif bir sızlama, sanki orada bir şeyler eksilmiş ya da fazlasıyla kurcalanmış gibi derin bir yorgunluk hissedebilirsin ki bu son derece normal, vallahi bak. Hekimin o incecik aletlerle dişinin en derinindeki köklere kadar inip orayı temizlemesi, ister istemez çevre dokularda ufak bir başkaldırıya yol açar. İşte bu yüzden, uyuşukluk tamamen geçene kadar o bölgeyi kendi haline bırakmalı, dilinle sürekli yoklamaktan vazgeçmeli ve kesinlikle ama kesinlikle dişinin üstüne basıp bir şeyler çiğnemeye çalışmamalısın. Diş etin henüz ne olduğunu anlayamamışken, ona bir de çiğneme baskısı yüklemek, ertesi gün aynaya baktığında canını sıkacak cinsten bir zonklamayla uyanmana sebep olabilir...
İlk yirmi dört saat boyunca mutfaktaki o canım sert, kabuklu, çıtır çıtır yiyeceklerle arana aşılmaz bir duvar örmen gerekiyor abi, başka yolu yok bunun. Çorbalar, püreler, belki yoğurt ya da oda sıcaklığında biraz bekletilmiş yumuşak bir şeyler... Dişinin içi temizlendi, oraya geçici bir dolgu konuldu belki ama o dolgu henüz tam anlamıyla taş gibi donmadı, yerini tam bulmadı. Sıcak çayı şöyle höpürdeterek içmek ya da buz gibi bir suyu kafaya dikmek, kök ucundaki o henüz sakinleşmemiş sinir uçlarını fena halde zıplatabilir. Ne çok sıcak ne çok soğuk; her şey ılık, her şey olabildiğince yumuşak olmalı ki içerideki o sessiz tamirat sekteye uğramasın. Zaten bir iki gün sabredince o hassasiyet kendiliğinden silinip gidecek, yerine eski rahatlığın gelecek.
Ağrın olmayacak mı, illaki olacak, sonuçta kemiğin içindeki bir kanaldan bahsediyoruz burada. Ama bu ağrı öyle dayanılmaz, insanı çileden çıkaran cinsten bir şey değil, daha ziyade derinden gelen künt bir sızlama. Doktorunun reçete ettiği o ağrı kesiciyi zamanında almak, uyuşukluk geçmeden hemen önce o tableti yutuvermek işi baştan çözüyor aslında. "Ben dayanırım, ilaç yutmayı sevmem" inadı var ya, işte o inat bu süreçte hiç işe yaramıyor, benden söylemesi. Vücudun o bölgeyi iyileştirebilmesi için senin konforunun yerinde olması, oradaki iltihabi reaksiyonun baskılanması şart. Eğer sızı birkaç gün içinde azalmak yerine vites artırıyorsa, gece uykudan uyandıracak boyuta ulaşıyorsa, işte o zaman yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir ve hekimini aramak için hiç beklememelisin.
Ağız bakımı konusunu sakın ha askıya alayım deme, "Aman orası acıyor, bugünlük fırçalamayayım" mantığı tamamen yanlış bir yol. Dişlerini yine fırçalayacaksın, yine o arayüz temizliğini yapacaksın ama o tedavi gören dişin olduğu bölgeye gelince biraz daha nazik, biraz daha kibar davranacaksın. Sert kıllı fırçaları zaten hayatından çıkar, yumuşak bir fırçayla, sanki pamuğa dokunuyormuş gibi hafif dairesel hareketlerle etrafını temizle. Hatta ılık, hafif tuzlu bir suyla ağzını çalkalamak oradaki dokuların kendi kendini toplamasına öyle güzel yardım eder ki... Bakterilerin o açık kapıdan, o taze tedavi edilmiş bölgeden sızıp tekrar bir yuva kurmasına izin verirsen, harcanan o kadar emeğe, zamana, çekilen o kadar çileye yazık olur vallahi.
Geçici dolgu dediğimiz o şey, adı üstünde, kalıcı olana kadar orayı dış dünyadan koruyan geçici bir kalkan sadece. Bazen çiğnerken ufacık bir parçası kopabilir, diline pütürlü gelebilir, hemen panik yapma. Ama eğer o dolgu tamamen düşerse, orada derin bir boşluk oluşursa hiç vakit kaybetmeden kliniğin yolunu tutman gerekir. Çünkü o boşluk, tükürüğün içindeki binbir çeşit mikroorganizmanın doğrudan dişin kök kanalına sızması demektir ki bu da tedavinin sil baştan yapılmasına kadar gider... O yüzden aynada ara sıra kontrol et, dilinle hafifçe yokla ama aşırıya kaçmadan, kurcalamadan izle süreci. Nihai dolgu ya da kaplama yapılana kadar o diş senin en hassas noktan, üzerine titremen gereken emanetin.
İlk yirmi dört saat boyunca mutfaktaki o canım sert, kabuklu, çıtır çıtır yiyeceklerle arana aşılmaz bir duvar örmen gerekiyor abi, başka yolu yok bunun. Çorbalar, püreler, belki yoğurt ya da oda sıcaklığında biraz bekletilmiş yumuşak bir şeyler... Dişinin içi temizlendi, oraya geçici bir dolgu konuldu belki ama o dolgu henüz tam anlamıyla taş gibi donmadı, yerini tam bulmadı. Sıcak çayı şöyle höpürdeterek içmek ya da buz gibi bir suyu kafaya dikmek, kök ucundaki o henüz sakinleşmemiş sinir uçlarını fena halde zıplatabilir. Ne çok sıcak ne çok soğuk; her şey ılık, her şey olabildiğince yumuşak olmalı ki içerideki o sessiz tamirat sekteye uğramasın. Zaten bir iki gün sabredince o hassasiyet kendiliğinden silinip gidecek, yerine eski rahatlığın gelecek.
Ağrın olmayacak mı, illaki olacak, sonuçta kemiğin içindeki bir kanaldan bahsediyoruz burada. Ama bu ağrı öyle dayanılmaz, insanı çileden çıkaran cinsten bir şey değil, daha ziyade derinden gelen künt bir sızlama. Doktorunun reçete ettiği o ağrı kesiciyi zamanında almak, uyuşukluk geçmeden hemen önce o tableti yutuvermek işi baştan çözüyor aslında. "Ben dayanırım, ilaç yutmayı sevmem" inadı var ya, işte o inat bu süreçte hiç işe yaramıyor, benden söylemesi. Vücudun o bölgeyi iyileştirebilmesi için senin konforunun yerinde olması, oradaki iltihabi reaksiyonun baskılanması şart. Eğer sızı birkaç gün içinde azalmak yerine vites artırıyorsa, gece uykudan uyandıracak boyuta ulaşıyorsa, işte o zaman yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir ve hekimini aramak için hiç beklememelisin.
Ağız bakımı konusunu sakın ha askıya alayım deme, "Aman orası acıyor, bugünlük fırçalamayayım" mantığı tamamen yanlış bir yol. Dişlerini yine fırçalayacaksın, yine o arayüz temizliğini yapacaksın ama o tedavi gören dişin olduğu bölgeye gelince biraz daha nazik, biraz daha kibar davranacaksın. Sert kıllı fırçaları zaten hayatından çıkar, yumuşak bir fırçayla, sanki pamuğa dokunuyormuş gibi hafif dairesel hareketlerle etrafını temizle. Hatta ılık, hafif tuzlu bir suyla ağzını çalkalamak oradaki dokuların kendi kendini toplamasına öyle güzel yardım eder ki... Bakterilerin o açık kapıdan, o taze tedavi edilmiş bölgeden sızıp tekrar bir yuva kurmasına izin verirsen, harcanan o kadar emeğe, zamana, çekilen o kadar çileye yazık olur vallahi.
Geçici dolgu dediğimiz o şey, adı üstünde, kalıcı olana kadar orayı dış dünyadan koruyan geçici bir kalkan sadece. Bazen çiğnerken ufacık bir parçası kopabilir, diline pütürlü gelebilir, hemen panik yapma. Ama eğer o dolgu tamamen düşerse, orada derin bir boşluk oluşursa hiç vakit kaybetmeden kliniğin yolunu tutman gerekir. Çünkü o boşluk, tükürüğün içindeki binbir çeşit mikroorganizmanın doğrudan dişin kök kanalına sızması demektir ki bu da tedavinin sil baştan yapılmasına kadar gider... O yüzden aynada ara sıra kontrol et, dilinle hafifçe yokla ama aşırıya kaçmadan, kurcalamadan izle süreci. Nihai dolgu ya da kaplama yapılana kadar o diş senin en hassas noktan, üzerine titremen gereken emanetin.