Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
O koltuktan kalktığında her şeyin bittiğini sanırsın ya hani... Ağzındaki o tuhaf, metalik uyuşukluk yavaş yavaş dağılırken için ferahlar, "Tamam," dersin, "kurtuldum nihayet." Ama o uyuşukluk yerini sinsi bir sızlamaya bırakınca insan bir an durup kalıyor, haksız mıyım? Vallahi billahi ben de yaşadım o anı; insanın canı burnuna geliyor, "Yahu hani geçecekti bu illet?" diye söylenirken buluyorsun kendini. Sakin olalım, derin bir nefes alalım önce; çünkü o zonklayan diş aslında içeride hummalı bir temizlik yapıldığının, vücudun kendi savaşını verdiğinin sessiz bir kanıtı sadece.
Dişin tam göbeğindeki o minicik, hayat dolu damarlar ve sinirler tek tek ayıklandı o daracık kanallardan kolay mı... Haliyle kök ucundaki o hassas dokular, o canım kemik yatağı hırpalandı biraz; yani şu an hissettiğin o tatlı sızı, o tuhaf zonklama aslında tamamen iyileşme sancısı. Dokunduğunda, üstüne bastığında sanki beynine bir şey sıçrıyor gibi oluyor değil mi? İnan çok normal bu, o bölge şu an adeta taze bir yara gibi sızlıyor, zamana ihtiyacı var kendini toparlamak için.
Eczaneden aldığın o basit ağrı kesiciler var ya, işte onlar şu birkaç günü atlatman için en sadık dostun olacak bu süreçte. Hekiminin sözünden çıkma sakın, ilacını saatini sektirmeden al ki o sinsi sızı tepene binmeden önünü kesebilesin. İlk iki üç gün o çiğneme hissini unut gitsin, yemeği hep diğer tarafla çiğne, dişini o sıcak soğuk rüzgarlarından koru biraz... Zaten göreceksin, her geçen gün o keskin acı yerini hafif bir tatlı sızım sızıma bırakacak, yavaş yavaş silinip gidecek o karanlık bulutlar.
Peki ya günler geçmesine rağmen o sızı hafifleyeceğine daha da azıtıyorsa, sanki içten içe bir şeyler kaynıyormuş gibi hissettiriyorsa... Gece uykudan uyandıran, zonk zonk şakaklarına vuran, seni hayattan bezdiren o keskin acı hiç azalmıyorsa şayet... İşte orada durup bir düşünmek lazım, belki de o inatçı mikroplardan biri gözden kaçtı ya da kanalın derinliklerinde gizli bir geçit daha vardı... Hiç vakit kaybetmeden o koltuğa geri dönmek, hekimin kapısını çalmak en doğrusu; çünkü bazen o küçük dokunuşlar, o ufak pansumanlar her şeyi bir anda yoluna sokuverir.
Dişin tam göbeğindeki o minicik, hayat dolu damarlar ve sinirler tek tek ayıklandı o daracık kanallardan kolay mı... Haliyle kök ucundaki o hassas dokular, o canım kemik yatağı hırpalandı biraz; yani şu an hissettiğin o tatlı sızı, o tuhaf zonklama aslında tamamen iyileşme sancısı. Dokunduğunda, üstüne bastığında sanki beynine bir şey sıçrıyor gibi oluyor değil mi? İnan çok normal bu, o bölge şu an adeta taze bir yara gibi sızlıyor, zamana ihtiyacı var kendini toparlamak için.
Eczaneden aldığın o basit ağrı kesiciler var ya, işte onlar şu birkaç günü atlatman için en sadık dostun olacak bu süreçte. Hekiminin sözünden çıkma sakın, ilacını saatini sektirmeden al ki o sinsi sızı tepene binmeden önünü kesebilesin. İlk iki üç gün o çiğneme hissini unut gitsin, yemeği hep diğer tarafla çiğne, dişini o sıcak soğuk rüzgarlarından koru biraz... Zaten göreceksin, her geçen gün o keskin acı yerini hafif bir tatlı sızım sızıma bırakacak, yavaş yavaş silinip gidecek o karanlık bulutlar.
Peki ya günler geçmesine rağmen o sızı hafifleyeceğine daha da azıtıyorsa, sanki içten içe bir şeyler kaynıyormuş gibi hissettiriyorsa... Gece uykudan uyandıran, zonk zonk şakaklarına vuran, seni hayattan bezdiren o keskin acı hiç azalmıyorsa şayet... İşte orada durup bir düşünmek lazım, belki de o inatçı mikroplardan biri gözden kaçtı ya da kanalın derinliklerinde gizli bir geçit daha vardı... Hiç vakit kaybetmeden o koltuğa geri dönmek, hekimin kapısını çalmak en doğrusu; çünkü bazen o küçük dokunuşlar, o ufak pansumanlar her şeyi bir anda yoluna sokuverir.