Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Göğsün tam ortasında, hani sanki biri gelmiş de fil gibi oturmuş gibi bir his... Kalp krizi denince akla hep o filmlerden kalma, aniden göğsünü yumruklayıp yere yığılan adam sahneleri gelir ama işin aslı hiç de öyle dramatik olmayabiliyor bazen. Gerçek hayatta süreç çok daha sinsi, çok daha sessiz sedasız ilerliyor vallahi.
Sol kola yayılan o meşhur uyuşma hissini hepimiz ezberledik zaten. Peki ya çeneye, dişlere, hatta resmen sırtın tam ortasına vuran o tuhaf, bıçak saplanır gibi sızılara ne demeli? Vücut resmen alarm veriyor o sırada, "bana bak, içeride işler kesat" diyor ama biz ne yapıyoruz; genellikle "herhalde yel girdi" deyip geçiştiriyoruz...
Erkeklerin ve kadınların bu süreci yaşama biçimi o kadar farklı ki, insan hayret ediyor. Erkekler genelde o klasik, gümbür gümbür gelen ağrıyı çekerken, kadınlarda durum tamamen değişiyor; hafif bir mide bulantısı, sebepsiz bir halsizlik, sanki maraton koşmuş gibi bir nefes darlığı... Hatta çoğu zaman sadece çok ağır bir grip geçiriyormuş hissi...
Şu soğuk terleme meselesi var ya, işte o odanın sıcaklığıyla falan alakalı değil abi, bunu bir kere netleştirelim. Oturduğunuz yerde, durup dururken, hani derler ya ecel teri dökmek, tam olarak öyle bir sırılsıklam olma hali... Alnınızdan soğuk damlalar süzülüyorsa ve buna bir de içinizdeki o tarifsiz "kötü bir şey olacak" hissi eşlik ediyorsa...
Mide yanması sandığınız şey aslında kalbinizin çığlığı olabilir, hiç bu açıdan düşündünüz mü? Ağır bir yemek yersiniz, üzerinize bir ağırlık çöker, mideniz kaynar ve soda içip rahatlamayı beklersiniz ya... Eğer o yanma boğazınıza doğru tırmanıyor ve dinlenmekle zerre azalmıyorsa, madalyonun diğer yüzüne bakma vaktiniz gelmiş demektir.
Nefes yetmiyor, değil mi? Şöyle derin bir nefes çekmek istersiniz de o hava bir türlü ciğerlerinizin dibine ulaşmaz, yarı yolda tıkanır kalır ya hani... İşte o an oksijen açlığı çeken sadece akciğerleriniz değil, doğrudan pompanın ta kendisidir.
Böyle anlarda yapılacak en büyük hata "biraz uzanayım, geçer" mantığıdır, net. Vallahi billahi en tehlikeli hamle budur; çünkü kalp krizinde kaybettiğiniz her dakika, kalbinizden bir parçanın elveda demesi anlamına geliyor. Zamanı geriye saramıyorsunuz sonuçta.
Çevrenizde biri birdenbire bembeyaz kesilirse, dudakları morarır gibi olursa ve hafiften bilinci bulanıklaşırsa hemen pozisyon almanız lazım. Kendinizde bu belirtileri hissediyorsanız da asla ama asla direksiyon başına geçmeyin; bırakın ambulans gelsin ya da bir yakınınız sizi ulaştırsın. Kumar oynamaya değmeyecek tek şey hayattır.
Sol kola yayılan o meşhur uyuşma hissini hepimiz ezberledik zaten. Peki ya çeneye, dişlere, hatta resmen sırtın tam ortasına vuran o tuhaf, bıçak saplanır gibi sızılara ne demeli? Vücut resmen alarm veriyor o sırada, "bana bak, içeride işler kesat" diyor ama biz ne yapıyoruz; genellikle "herhalde yel girdi" deyip geçiştiriyoruz...
Erkeklerin ve kadınların bu süreci yaşama biçimi o kadar farklı ki, insan hayret ediyor. Erkekler genelde o klasik, gümbür gümbür gelen ağrıyı çekerken, kadınlarda durum tamamen değişiyor; hafif bir mide bulantısı, sebepsiz bir halsizlik, sanki maraton koşmuş gibi bir nefes darlığı... Hatta çoğu zaman sadece çok ağır bir grip geçiriyormuş hissi...
Şu soğuk terleme meselesi var ya, işte o odanın sıcaklığıyla falan alakalı değil abi, bunu bir kere netleştirelim. Oturduğunuz yerde, durup dururken, hani derler ya ecel teri dökmek, tam olarak öyle bir sırılsıklam olma hali... Alnınızdan soğuk damlalar süzülüyorsa ve buna bir de içinizdeki o tarifsiz "kötü bir şey olacak" hissi eşlik ediyorsa...
Mide yanması sandığınız şey aslında kalbinizin çığlığı olabilir, hiç bu açıdan düşündünüz mü? Ağır bir yemek yersiniz, üzerinize bir ağırlık çöker, mideniz kaynar ve soda içip rahatlamayı beklersiniz ya... Eğer o yanma boğazınıza doğru tırmanıyor ve dinlenmekle zerre azalmıyorsa, madalyonun diğer yüzüne bakma vaktiniz gelmiş demektir.
Nefes yetmiyor, değil mi? Şöyle derin bir nefes çekmek istersiniz de o hava bir türlü ciğerlerinizin dibine ulaşmaz, yarı yolda tıkanır kalır ya hani... İşte o an oksijen açlığı çeken sadece akciğerleriniz değil, doğrudan pompanın ta kendisidir.
Böyle anlarda yapılacak en büyük hata "biraz uzanayım, geçer" mantığıdır, net. Vallahi billahi en tehlikeli hamle budur; çünkü kalp krizinde kaybettiğiniz her dakika, kalbinizden bir parçanın elveda demesi anlamına geliyor. Zamanı geriye saramıyorsunuz sonuçta.
Çevrenizde biri birdenbire bembeyaz kesilirse, dudakları morarır gibi olursa ve hafiften bilinci bulanıklaşırsa hemen pozisyon almanız lazım. Kendinizde bu belirtileri hissediyorsanız da asla ama asla direksiyon başına geçmeyin; bırakın ambulans gelsin ya da bir yakınınız sizi ulaştırsın. Kumar oynamaya değmeyecek tek şey hayattır.