Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Gözünüzü kapatıp uzandığınız sessiz bir anda, göğsünüzde adeta bir kuşun kanat çırptığını ya da içinizde bir şeylerin küt küt attığını hissetmek... İşte bu durum, tıp literatüründe palpitasyon olarak adlandırılan ve çoğunlukla zararsız olsa da insanı bir anda derin bir endişeye sürükleyen o meşhur kalp çarpıntısı hissidir. Vücudun en hayati mekanizması, durup dururken ritmini değiştirdiğinde ya da birkaç saniyeliğine fazladan bir atım gerçekleştirdiğinde, beyin hemen alarm durumuna geçer ve bir şeylerin ters gittiğini fısıldar. Aslına bakarsanız, gün içinde içilen o koyu filtre kahveler, üst üste yakılan sigaralar veya iş yerinde yaşanan ani bir gerginlik bu durumu tetikleyen en birincil unsurlar arasında yer alır; yani her çarpıntı doğrudan kalbin hasta olduğu anlamına gelmez. Zaten insanı korkutan da o belirsizlik anı değil mi, hani sanki kalp yerinden çıkacakmış gibi olur ya birden... Yine de bu hissin sıklığı, süresi ve ona eşlik eden diğer fiziksel değişimler, durumu basit bir heyecan belirtisi olmaktan çıkarıp tıbbi bir inceleme konusuna dönüştürebilir.
Kansızlık, yani tıp dünyasındaki adıyla anemi, dokulara yeterince oksijen taşınamadığı için kalbin bu açığı kapatmak adına daha hızlı ve güçlü çalışmasına, dolayısıyla da göğüste o rahatsız edici vuruşların hissedilmesine yol açar. Vücuttaki kırmızı kan hücrelerinin sayısı azaldığında, motor vazifesi gören bu organ adeta vitesi büyütmek zorunda kalır; daha çok kan pompalamalıyım diye düşünür herhalde. Tiroid bezinin aşırı çalışması, yani hipertiroidi de metabolizmayı son sürat hızlandırarak benzer bir tablonun ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Abi ya, bazen sadece sabahları aç karnına içtiğimiz o demli çaylar bile sistemi altüst etmeye yetiyor vallahi, insan inanamıyor. Eğer çarpıntıya baş dönmesi, göz kararması ya da nefes darlığı gibi can sıkıcı durumlar da eşlik ediyorsa, işte o zaman işin rengi değişir ve altta yatan yapısal bir ritim bozukluğunun, kapakçık probleminin habercisi olabilir.
Hayatın koşturmacası içinde maruz kaldığımız yoğun stres ve anksiyete atakları, sempatik sinir sistemini doğrudan harekete geçirerek adrenalin hormonunun tavan yapmasına neden olur. Vücut o esnada hayali bir tehlikeye karşı "savaş veya kaç" moduna girdiğinden, nabız bir anda yüzün üzerine çıkıverir ve göğüs kafesinde bir davul çalınmaya başlar. Stres kaynaklı bu durumlar genellikle geçicidir, sakinleşince yavaş yavaş kaybolur ama o an yaşattığı o yoğun korku hissi... Bazen de tamamen fizyolojik bir tepkidir bu; ağır bir antrenman sonrası, dik bir yokuşu hızla tırmandığınızda ya da vücut ateşli bir hastalıkla savaşırken kalbin hızlanması son derece doğaldır. Beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek, magnezyum ve potasyum gibi minerallerin eksikliğine dikkat etmek ve en önemlisi de kafein tüketimini makul seviyelerde tutmak, bu tür ani parlamaların önüne geçmek için atılabilecek en mantıklı adımlardan biridir.
Kansızlık, yani tıp dünyasındaki adıyla anemi, dokulara yeterince oksijen taşınamadığı için kalbin bu açığı kapatmak adına daha hızlı ve güçlü çalışmasına, dolayısıyla da göğüste o rahatsız edici vuruşların hissedilmesine yol açar. Vücuttaki kırmızı kan hücrelerinin sayısı azaldığında, motor vazifesi gören bu organ adeta vitesi büyütmek zorunda kalır; daha çok kan pompalamalıyım diye düşünür herhalde. Tiroid bezinin aşırı çalışması, yani hipertiroidi de metabolizmayı son sürat hızlandırarak benzer bir tablonun ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Abi ya, bazen sadece sabahları aç karnına içtiğimiz o demli çaylar bile sistemi altüst etmeye yetiyor vallahi, insan inanamıyor. Eğer çarpıntıya baş dönmesi, göz kararması ya da nefes darlığı gibi can sıkıcı durumlar da eşlik ediyorsa, işte o zaman işin rengi değişir ve altta yatan yapısal bir ritim bozukluğunun, kapakçık probleminin habercisi olabilir.
Hayatın koşturmacası içinde maruz kaldığımız yoğun stres ve anksiyete atakları, sempatik sinir sistemini doğrudan harekete geçirerek adrenalin hormonunun tavan yapmasına neden olur. Vücut o esnada hayali bir tehlikeye karşı "savaş veya kaç" moduna girdiğinden, nabız bir anda yüzün üzerine çıkıverir ve göğüs kafesinde bir davul çalınmaya başlar. Stres kaynaklı bu durumlar genellikle geçicidir, sakinleşince yavaş yavaş kaybolur ama o an yaşattığı o yoğun korku hissi... Bazen de tamamen fizyolojik bir tepkidir bu; ağır bir antrenman sonrası, dik bir yokuşu hızla tırmandığınızda ya da vücut ateşli bir hastalıkla savaşırken kalbin hızlanması son derece doğaldır. Beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek, magnezyum ve potasyum gibi minerallerin eksikliğine dikkat etmek ve en önemlisi de kafein tüketimini makul seviyelerde tutmak, bu tür ani parlamaların önüne geçmek için atılabilecek en mantıklı adımlardan biridir.