Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Çene kemiğine atılan o küçücük titanyum vidanın, yani o medikal adıyla grade 5 titanyum alaşımın, dokuyla nikah kıyması öyle bir gecede olmuyor abi ya, vallahi bak... Kemiğin osteoblast hücreleri o vida yivlerinin arasına yavaş yavaş tutunacak, titanyum oksit tabakasıyla biyolojik bir bütünleşme kuracak ki biz buna tıpta osseointegrasyon diyoruz; işte bu mucizevi hücresel bağın kurulması alt çenede en az iki ila üç ayı, üst çenedeki o daha süngerimsi, Trabeküler kemik yapısında ise üç ila altı ayı gözden çıkarmanı gerektiriyor. Düşünsene bir kere, vücut kendi parçası olmayan bir metali kabul etmekle kalmıyor, etrafını canlı kemik dokusuyla örüyor adeta... Zaten o ilk cerrahi kesi atılıp mukoza flebi kaldırıldığında, fizyospatülün devir ayarı ve kemiğin yakılmaması için verilen serum fizyolojik soğutması ne kadar kritikse, operasyon sonrası kemiğin iyileşme torkuna saygı duymak da bir o kadar elzem. Ağzında yepyeni bir kök filizleniyor aslında, zaman istiyor sadece, sabır istiyor.
Kemiğin kalitesi her insanda bir olmuyor ki, D1 tipi mermer gibi sert bir çene yapısıyla D4 tipi pamuk gibi yumuşak bir kemik aynı sürede vidaya kucak açar mı hiç? Bazen o çene kemiğinin yüksekliği ya da genişliği yetmiyor da cerrah içeriye kemik tozu, yani o allogreft veya ksenogreft materyallerini serpiştirmek zorunda kalıyor... İşte o an takvim bambaşka işlemeye başlıyor, iyileşme süresi bir anda altı aya, hatta bazen sekiz aya kadar uzayıp gidiyor. Vallahi billahi sabrın sınırlarını zorlayan bir bekleyiş bu ama altyapı sağlam olmadan üzerine porselen ya da zirkonyum kaplamayı dikersen ilk sert lokmada bütün emekler çöp olur. Sinüs tabanı sarkmışsa üst çenede, sinüs lifting operasyonuyla o zarı yukarı kaldırıp altına greft tıkıştırmak gerekiyor ki implantın ucu boşluğa çıkmasın. Yani anlayacağın, o vidanın etrafındaki osteositler görevini bitirmeden üst binayı çıkmak, temelsiz gökdelen dikmeye benziyor biraz...
Peki ya operasyon günü? Hani şu lokal anestezi altında, steril örtülerin arasında kalbin küt küt atarak beklediğin o ilk gün... Dikişler atıldı, diş eti kapatıldı ve sen evine döndün; işte o ilk yirmi dört saat boyunca mikroskobik düzeyde bir pıhtılaşma savaşı veriliyor orada. Ağzında tamponla otururken "Acaba ne zaman bitecek bu çile, kaç ay sürecek?" diye kendi kendine sorup duruyorsun biliyorum... İlk on beş gün içinde yumuşak doku iyileşmesi tamamlanıyor, dikişler alınıyor ama asıl fırtına kemiğin içinde sessiz sedasız kopmaya devam ediyor. İyileşme başlığı, yani o gingiva şekillendirici vida takılana kadar diş etinin altında sessiz bir inşaat var. Süreç uzuyor gibi gelebilir ama hücresel düzeyde bir biyomimikri gerçekleşiyor orada, kemik metalle kaynaşıyor.
Her şey bitti mi sanıyorsun, o kemik kaynadıktan sonra protetik aşama denen o estetik dokunuş başlıyor ki burası işin en keyifli ama bir o kadar da hassas dönemi. Dijital tarayıcılarla ya da geleneksel ölçü maddeleriyle o implantın üzerindeki abutment'ın, yani ara parçanın ölçüsü alınıyor; zirkonyum altyapı mı yapılacak yoksa metal destekli porselen mi, buna karar veriliyor. Bu protez hazırlığı ve laboratuvar süreci de neredeyse iki ila üç haftayı buluyor, provaydı, kapanış ayarıydı derken... Ama günün sonunda, o abutment üzerine tork anahtarıyla 35 Ncm kuvvetle sıkılan yeni dişine kavuştuğunda, harcanan o dört-beş ayın her bir saniyesine değdiğini anlıyorsun. İnsan kendi dişi gibi çiğnemeye başladığı o ilk an var ya... İşte o an bütün o bekleyiş, bütün o endişeler uçup gidiyor.
Kemiğin kalitesi her insanda bir olmuyor ki, D1 tipi mermer gibi sert bir çene yapısıyla D4 tipi pamuk gibi yumuşak bir kemik aynı sürede vidaya kucak açar mı hiç? Bazen o çene kemiğinin yüksekliği ya da genişliği yetmiyor da cerrah içeriye kemik tozu, yani o allogreft veya ksenogreft materyallerini serpiştirmek zorunda kalıyor... İşte o an takvim bambaşka işlemeye başlıyor, iyileşme süresi bir anda altı aya, hatta bazen sekiz aya kadar uzayıp gidiyor. Vallahi billahi sabrın sınırlarını zorlayan bir bekleyiş bu ama altyapı sağlam olmadan üzerine porselen ya da zirkonyum kaplamayı dikersen ilk sert lokmada bütün emekler çöp olur. Sinüs tabanı sarkmışsa üst çenede, sinüs lifting operasyonuyla o zarı yukarı kaldırıp altına greft tıkıştırmak gerekiyor ki implantın ucu boşluğa çıkmasın. Yani anlayacağın, o vidanın etrafındaki osteositler görevini bitirmeden üst binayı çıkmak, temelsiz gökdelen dikmeye benziyor biraz...
Peki ya operasyon günü? Hani şu lokal anestezi altında, steril örtülerin arasında kalbin küt küt atarak beklediğin o ilk gün... Dikişler atıldı, diş eti kapatıldı ve sen evine döndün; işte o ilk yirmi dört saat boyunca mikroskobik düzeyde bir pıhtılaşma savaşı veriliyor orada. Ağzında tamponla otururken "Acaba ne zaman bitecek bu çile, kaç ay sürecek?" diye kendi kendine sorup duruyorsun biliyorum... İlk on beş gün içinde yumuşak doku iyileşmesi tamamlanıyor, dikişler alınıyor ama asıl fırtına kemiğin içinde sessiz sedasız kopmaya devam ediyor. İyileşme başlığı, yani o gingiva şekillendirici vida takılana kadar diş etinin altında sessiz bir inşaat var. Süreç uzuyor gibi gelebilir ama hücresel düzeyde bir biyomimikri gerçekleşiyor orada, kemik metalle kaynaşıyor.
Her şey bitti mi sanıyorsun, o kemik kaynadıktan sonra protetik aşama denen o estetik dokunuş başlıyor ki burası işin en keyifli ama bir o kadar da hassas dönemi. Dijital tarayıcılarla ya da geleneksel ölçü maddeleriyle o implantın üzerindeki abutment'ın, yani ara parçanın ölçüsü alınıyor; zirkonyum altyapı mı yapılacak yoksa metal destekli porselen mi, buna karar veriliyor. Bu protez hazırlığı ve laboratuvar süreci de neredeyse iki ila üç haftayı buluyor, provaydı, kapanış ayarıydı derken... Ama günün sonunda, o abutment üzerine tork anahtarıyla 35 Ncm kuvvetle sıkılan yeni dişine kavuştuğunda, harcanan o dört-beş ayın her bir saniyesine değdiğini anlıyorsun. İnsan kendi dişi gibi çiğnemeye başladığı o ilk an var ya... İşte o an bütün o bekleyiş, bütün o endişeler uçup gidiyor.